PKK, 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesi Fis köyünde kuruldu. İlk hedefleri devlet değil, feodal Kürt aşiretleri ve rakip Kürt partileri oldu. İşin gerçeği şu ki; PKK, Türk solunun içinden çıkmış bir örgüttür. PKK, şiddeti zorunluluktan değil, bir siyasi yöntem olarak seçmiş bir örgüt.
Tıpkı Türk ruh ikizleri Dev-Sol gibi, TİKKO gibi, MLKP gibi silahlı mücadeleye mecbur kalmadı; bunu ideolojik olarak tercih etti. 1980 darbesiyle sivil Kürt siyaseti, silahlı Kürt mücadelesi karşısında kaybetti.
1980 darbesinin ardından PKK şiddetine karşı devletin kullandığı yöntemler, faili meçhuller ve köy yakmalarla PKK; marjinal bir sol hareketten kimliksel bir Kürt kitle hareketine dönüştü. PKK kurulurken bugünkü kadar da Kürt meselesi merkezli bir hareket değildi.
Birleşik Sosyalist Kürdistan hedefindeki sosyalizm en baskın renkti. Temelinde PKK’nın mücadelesi sosyalist bir mücadeledir. Kendisini Marksist-Leninist bir örgüt olarak tanımlıyordu.
PKK ile sosyalist gruplar arasındaki ittifak bugüne kadar inişli çıkışlı bir seyir izlese de hep var oldu. Hiçbir tabanının olmadığı bu Türk solu örgütlerinin Türkiye’de de bağlantılı olduğu partileri, hareketleri var ve bunların bir kısmı DEM Parti’nin paydaşı. Pek çoğu Rojava dayanışmaları sayesinde Meclis’e milletvekilleri bile soktular.
PKK, 50 yılı aşkın silahlı bir mücadele sonrası demokratik siyasetle mücadele etmek için Mayıs 2025’te yaptığı kongrede resmî fesih kararını aldı. PKK'nın açıklamasına göre çatışmalı süreçte PKK saflarında çatışan 27.000 kişi yaşamını yitirdi. Sakat kalan, yaralanan ya da akıbetinden haber alınamayan kişi sayısını bilmiyoruz.
Diğer taraftan kaç asker, polis, sivil hayatını kaybetti; kaç kişi yaralandı, bununla ilgili devletin açıklamış olduğu resmî bir sayı var mı, bilinmiyor. En azından ben bilmiyorum. Son otuz beş yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan çatışmalarda kaybedilen hayatlar, yerinden edilen insanlar, boşaltılan köyler, güvenlik politikaları…
Bunların her biri bu coğrafyada derin izler bıraktı. 1990’lı yıllarda yaşanan zorunlu göçlerle birlikte binlerce köy ve mezra boşaldı. Yaklaşık bir milyon insanın yaşadığı kırsal alanlardan ayrılmak zorunda kaldığı konusunda geniş bir mutabakat bulunuyor.
Bu, Cumhuriyet tarihinin en büyük iç göç hareketlerinden biriydi. Bunca acı sonrası siyasi ve demokratik mücadeleden başka yol olmadığı anlaşıldı. Oysa Cumhuriyet tarihinde Kürtler, 1970'li yıllarda zaten siyasi bir mücadele yürütüyorlardı.
İnsan sormadan edemiyor: Madem günün sonunda dümen siyasi mücadeleye kırılacaktı, bunca can kaybı neden yaşandı? Tüm mesele birilerine statü kazandırmak mıydı? 40-50 yıllık mücadele bunun için mi verildi? Atılan taş, ürküttüğü kurbağaya değdi mi?
Yarım asırlık silahlı bir mücadele sonucu gelinen aşama; PKK’yı dönüştürmek, meşru bir siyasi statüye kavuşturmak oldu. PKK’nın silahlı mücadele stratejisinin Kürtlere ne kazandırdığı su götürür bir tartışma.
PKK ile mücadele etmek adı altında doğrudan Kürtlerle mücadele etmeyi kendisine vazife bilen devlet, Kürtlere büyük bedeller ödetti. 1970'li yıllarda Kürtlerin meşru siyaset yapma imkânı vardı! 1977 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’ndeki Doğulular grubunun öncüsü Kemal Burkay’ın liderliğindeki Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi, eski TİP’li terzi Mehdi Zana’yı Diyarbakır’dan aday gösterdi.
O seçimde sosyalist-milliyetçi Devrimci Doğu Kültür Derneği ise Yahya Mehmetoğlu’nu aday yaptı. Seçimleri Mehdi Zana kazandı, Yahya Mehmetoğlu ikinci oldu. Henüz PKK’nın adının Apocular olduğu seçimde; Apocuların adayı Edip Solmaz Batman’da, yine Burkay çizgisindeki Urfan Alparslan ise Ağrı’da bağımsız belediye başkanı seçildi.
Hülâsa; onlarca dernek, parti, dergi ile Kürtler siyaset yapıyordu. (Rizgari-Ala Rizgari, Kawa, Tekoşin...) Ne var ki PKK silah ve şiddeti tercih edince bu Kürt gruplarının hepsi birer birer ortadan kayboldu.
Şunu kabul edelim: Türk solu, PKK’nın silah bırakmasına Kürt sorununun çözümü gibi bir perspektifle bakmıyor. Sosyalist devrim ufuktan uzaklaştıkça daha fazla silah ve şiddet diyor. Türk solunun balkon gerillaları hâlen silah ve şiddete bel bağlamaktan vazgeçmiş değiller.
Bu yazı, bir durum tespiti olup sürecin lehinde ya da aleyhinde yazılmış bir metin değildir. Bazı tespitleri yapmak geçmişi lanetlemek olmadığı gibi, geçmişi kutsamak da değildir. Barış, geçmişi değiştirmez; ama geleceğin nasıl kurulacağını değiştirebilir.
