Her toplum kendi düşünce sistemini, kendi değerlerini yaratır. İnsanoğlunun değerleri ve davranışları, hayatı güvenli bir şekilde sürdürebilmesiyle doğru orantılıdır.

Büyük meselelerle sahici biçimde yüzleşmekten uzak bir kentin mensuplarıyız. Asıl sorunlarla yüzleşmek istemeyen insanların ortak bir refleksi vardır: Çözemedikleri sorunların yerine yapay gündemlere odaklanmalarıdır. Bu aslında bir odaklanma değil, derininde muazzam zihinsel bir sıkışmadır.

Bir şehrin işsizlik oranı hakkında fikir sahibi olmak istiyorsanız o şehrin kahvehanelerine bir göz atmanız yeterli. Keza bir kentin çay ocakları, kahvehaneleri, okey salonları dolup taşıyor ise o kentte işsizlik zirve yapmış, düşünce dünyası da çoraklaşmış demektir.

Hakkâri, ülkenin en genç ve en çok işsizliğin olduğu bir şehir. Maalesef gençlere dair bir söz söyleyemiyor, istihdamdan bahsetmiyor, işsizliğin azaltılması için çözüm üretilmiyor. Bunun yerine yapay gündemlerle meşgul olmayı çok seviyoruz. İş insanlarımızın, mülki idare amirlerimizin, bürokratlarımızın ve meslek odalarımızın bugüne kadar bu konuda çaba sarf ettiklerine ya da fikir beyanında bulunduklarına tanık olmadık.

Siyasetçilerimiz desen tüm siyasi hesaplarını İŞKUR alımları (TYP-İUP) üzerine kurmuş vaziyetteler. Bunun dışında zaten bir öneri ve muhayyileleri bulunmuyor. Çünkü hayal dünyaları bu vasat durumu aşamıyor. İŞKUR üzerinden işe alınanları partiye üye yapmayı siyaset sanıyorlar. Fakat bu gidişat gidişatolmadığı gibi sürdürülebilir de değil. İŞKUR üzerinden geçici olarak istihdam edilenlerin kurumlarda çalışmak yerine; köyünde hayvancılık, tarım, meyve-sebze yetiştiriciliği yapması zorunlu kılınsa ve bu hizmet karşılığında ücret ödense, yerel kalkınmaya, istihdama ve üretime daha büyük katkı sağlanmış olmayacak mı?

Şehirlerin yaşayabilmesi, ancak ve ancak etrafındaki köyler sayesinde olur. Köyler tarım ve hayvancılık yaparak şehirlerin var olabilmesini sağlar. Şehirlere hayatiyet kazandıran köylerdir. Üretime katkı sunmak için bu konu ekseninde hükûmet nezdinde girişimlerde bulunmak bu kente iyi gelmeyecek mi? Bu öneri iktidar adına siyaset yapanlaradır. Çünkü siyasetin kamusal bir faaliyet olması, toplum adına söz söyleme iddiası taşıması nedeniyle böylesi bir öneriyi makul kılar.

Gençleri kafelerde, okey salonlarında ve restoranlarda sefalete mahkûm etmek kabul edilebilir bir şey değil. Emeğinin karşılığını alan, sosyal güvencesi sağlanan gençler ve bu imkânı sunan işverenler elbette saygıyı hak ediyor. Maalesef Hakkâri gençliği gömülü bir hayat yaşamaktadır. İşsizlik duygusu gençleri dumura uğratıyor.

Öte yandan Hakkâri; İran ve Irak ile komşu ve üç sınır kapısı bulunan bir kent. Ancak kulağa hoş gelen bu retorik kente ticari bir katkı sunmuyor. Sınır ticareti neden canlanmaz? Sınır kapılarında ortak pazar neden kurulmaz? Bu konuyu gündeme alan bir siyasetçiye ya da sivil toplum kuruluşu temsilcisine bugüne kadar bu topraklar şahit olmadı.

Çünkü düşünce alanında iddia kaybedildiğinde geriye çoğu zaman insanların gündelik hayatına müdahale eden yorgun bir dil kalır. İnsan kendi suları dışına çıkmayınca zihinsel sıkışma da kaçınılmaz oluyor.