Hakkâri’de seçim sonuçlarını belirleyen temel unsur seçmen değil, liyakatten uzak ve içine kapanmış teşkilat yapısıdır. Güçlü siyaset ancak sahayla bağ kuran, ehliyetli kadrolarla mümkündür; aksi halde aynı hatalar aynı sonuçları üretmeye devam eder.

Siyaset sokakta yapılır, sokağın nabzını tutan ise teşkilattır. Parti politikaları ülkenin dört bir yanında aynı olduğu halde farklı şehirlerde birbirinden farklı sonuçlar çıkıyorsa bunun müsebbibi yerel teşkilattır.

AK Parti’nin çeyrek asra yakındır ülke genelinde elde ettiği uzun soluklu iktidarın aksine, Hakkâri serüveni istisnai bir başarısızlık hikâyesi olarak önümüzde duruyor. Bunun kök sebepleri; liyakatsiz il başkanları, siyaset ruhundan yoksun vasıfsız teşkilat kadrolarıdır. Başarı tartışmasız ekip işidir. Ancak çoğu zaman ekip liderinin egosu bu işi gölgeler.

Başarı ya da başarısızlık hikâyesini sadece “bölgenin sosyolojisi” ya da “seçmen eğilimleri” ile açıklamak, gerçeği ıskalamaktır. Çünkü siyaset; en zor zeminde dahi doğru kadro ve güçlü teşkilatla sonuç alabilme sanatıdır. Hakkâri’de eksik olan; yetersiz ve niteliksiz kadrolardır.

Hakkâri’de yaşanan başarısızlıkta toplumda sınırlı desteğe sahip adaylara öncelik verilmesi bir etkendir; ancak mesele bu kadar basit değildir. İster beğenelim ister beğenmeyelim, doğru bir yönetim ile AK Parti Hakkâri’de her seçimde bir milletvekili çıkarabilecek seçmen kitlesine sahip. Onun için AK Parti seçim kaybetmiyor; teşkilat yapısının yetersizliği, parti pratiğine uygun işletilmeyen süreçler ve parti misyonuna uygun olmayan adaylar nedeniyle kaybettiriliyor. Bu durum bir yorum değil, sahadaki verilerin karşılığı olan yapısal bir sorun.

AK Parti Hakkâri teşkilatı uzun süredir kapalı devre misali kendi içine kapanmış durumda. Eleştiri yok, özeleştiri yok, farklı seslere tahammül yok… Bunun yerine ne var: Çıkar ilişki ağları, dar kadroculuk, sözde aşiret dengeleri ve sadakat adı altında vasatın korunması… Böyle bir yapıdan güçlü siyaset çıkmaz. Çünkü siyaset; rekabet, fikir ve liyakat ister. Bunların olmadığı yerde sadece statü korunur, seçim kazanılmaz…

2015, 2018, 2023... Her biri aynı hataların farklı versiyonları. 2024 yerel seçimi son uyarıydı. Tüm imkânların seferber edildiği bir seçimde dahi sonuç alınamıyorsa, hem genel merkez hem yerel teşkilat şapkalarını önlerine alıp düşünmelidir. Toplumun karşısına çıkan aday profilinin yetersizliği, siyaseti okuma kabiliyetinin zayıflığı ve halkla bağ kuramayan bir dil… Konjonktüre göre pozisyon almak, siyasi fırsatçılık, siyasi uçlar arasında gidip gelmeler; hepsi aynı gerçeği işaret ediyor: Sorun seçmende değil, teşkilatta ve dümenin başındaki kişi ya da kişilerdedir.

İstisnalar hariç olmak üzere; kimi zaman il başkanları milletvekili çıkarmak istemiyorlar, siyasete dar pencereden bakarak kendi kişisel istikballerini hedefliyorlar. Tabiri caizse pastayı bölüşmek istemiyor ve tek etkili kişi olmayı tercih ediyorlar. Parti teşkilatlanma ve aday belirleme süreçlerinde esas olan “ehliyet” ve “liyakat” olmalıdır.

Hakkâri pratiğinde sürekli aynı isimlerin devşirilmesi, başarısız olmuş kadroların yeniden görevlendirilmesi, siyasi tercihinden çok şahsi menfaatleri önceleyen kişilerin bulundurulması başarısızlığın adıdır. Siyasette “istişare” temel bir ilkedir. İlimizde il başkanları daha ziyade, vasıfsız da olsa yakın aile çevresi ile bu süreçleri işletmekte ve işin neticesi menfaat ve çıkara ram olmaktadır.

Yine parti pratiği itibarıyla teşkilatların “toplumla güçlü bağ kurması” esastır. Ancak mevcut tabloda; halkla temas zayıf, saha çalışmaları yetersiz ve sosyal karşılığı olan isimler dışarıda…

Bu yapı seçim kazanamaz; sadece kendi varlığını sürdürmeye çalışır. Hakkâri’de teşkilatın kronikleşen sorunlarından biri de yönetim anlayışındaki daralmadır. İl başkanının; yürütme kurulu, ana kademe yönetimi ve özellikle gençlik ile kadın kolları gibi yan yapılarla birlikte hareket etmesi gerekirken; süreci dar bir çerçevede, çoğu zaman yalnızca bir ya da iki kişi ile yürütmesi ciddi bir zaaf üretmiştir. Bu yaklaşımın neticesi ise teşkilatın diğer unsurlarının pasifleşmesidir. Bu yapılar devre dışı bırakıldığında, teşkilatın sahadaki etkisi kırılır.

Hakkâri’de yaşanan başarısızlığın nedenleri; seçmenle güçlü duygusal bağın kurulmaması ve güven tesis edilmemesi olarak özetlenebilir. Devlet yatırımlarının WhatsApp gruplarında paylaşılması vatandaşın nezdinde karşılık görmüyor; aksine öfke birikimine yol açıyor. İl başkanının planlanan yatırımları kendine mal etmesi siyasi anlamda sonuç getirmiyor. Devletin zaten yapması gereken işler lütuf olarak sunulamaz.

Gelinen noktada aynı tercihlerde ısrar edilirse sonuç değişmez. Çünkü siyaset sadece bir matematik değil; aynı zamanda toplumsal güven meselesidir. Ve o güven bir kez kaybedildiğinde, genel merkezden gönderilen listelerle geri kazanılamaz. Yapılması gereken şey; yeni slogan ve hamaset üretmekten ziyade, teşkilatları yeniden inşa etmektir. Liyakat esaslı kadrolar, halkın sorunlarına duyarlı saha çalışması, yerel dinamiklere hâkim bir anlayış… Çünkü gerçek değişim; afişlerde, kapalı salonlarda, sosyal medya mecralarında değil, insanlarla sahada olur.

Parti içi organizasyon, hem siyaset hem de yönetim açısından kritik bir konumda bulunan teşkilat başkanlığı aracılığıyla sağlanır. Ancak değişimin önündeki en büyük engel; görev ve sorumluluklarının farkında olmayan vasıfsız il teşkilatı başkanı ve diğer birim başkanları olduğu açıktır. Diğer bir engel ise mevcut teşkilat yapısını kurgulayan ve üç dört yıldır devam eden görev süresi boyunca hiçbir değişikliğe gitmeyen il başkanıdır. Ayrıca teşkilatlardaki tüm sorun ve eksikleri bilmelerine rağmen, sorunu hep aynı kişilerle konuşan ve hiçbir değişimi hayata geçirmeyen il ve bölge koordinatörleri de değişimin önündeki başlıca engeller arasında yer almaktadır.

Hakkâri gibi sosyolojik dinamiklerin güçlü olduğu bir şehirde siyaset yapmak; masa başı hesaplarla değil, toplumdaki farklı kişi, grup ve yapılar ile doğru ilişki geliştirmek ve yerel hassasiyetleri doğru okumakla mümkündür. Bunların hiçbirini okumayan bir teşkilatın başarılı olması beklenemez.

Yıllar boyunca Hakkâri’de yapılan en büyük hata, bu gerçekliği görmezden gelmek ve toplumu yanlış okumak olmuştur. Doğru analiz yerine yüzeysel değerlendirmeler yapılmış, bu da seçmenle parti arasındaki mesafeyi daha da açmıştır. Dolayısıyla seçmen, telafisi güç bir güven kaybı yaşamıştır.

Hakkâri’deki başarısızlığı seçmene fatura etmek, kolaycılıktan başka bir şey değildir. Seçmen her yerde aynıdır; kendisini anlayanı, kendisine dokunanı ve güven vereni tercih eder. Ve unutulmamalıdır: Teşkilat sahaya hâkimse, güven telkin ediyorsa, insanların gönlünü kazanmışsa başarı vardır. Teşkilat yoksa en güçlü siyasi hareket bile bu şehirde yıllarca kaybetmeye mahkûmdur.