Geceyi ikiye yaran siren sesleri, Hakkâri’nin dağlarına çarpıp geri dönen o uğursuz yankı, yine genç bir ömrün üstüne çöktü. Çukurca yolunun kıvrımlarında savrulan yalnızca bir araç değildi aslında, mahallenin yüzünü aydınlatan bir tebessüm, sokak aralarında yankılanan bir kahkaha, yarım kalmış onlarca hayal de o virajlarda paramparça kaldı.

Hakkâri yolları uzun zamandır asfalt görüntüsüne bürünmüş bir keder hattını andırıyor. Haritalarda kara çizgi şeklinde görünen güzergâhlar, hakikatte gençlerin ömrünü sessizce yutan dipsiz uçurumlara dönüşmüş durumda. Dağların sertliği yalnızca kayalarda değil, ulaşamayan ambulanslarda, karanlığa gömülen virajlarda, her yağmur sonrası daha da çöken yollarda saklı. Coğrafya, kader sözcüğünün arkasına gizlenen ağır bir ihmale dönüşmüş vaziyette.
Şervan Özdemir…

Mahallemizin esmer yüzlü çocuklarından. Gözlerinde acele etmeyen bir iyilik taşıyan nadir gençlerden. Kalabalıkların ortasında taşkınlıkla değil, samimiyetle fark edilenlerden. Hayatı avuçlayış biçiminde gösteriş değil, içtenlik vardı. Gülüşünde kirlenmemiş bir çocukluk, yürüyüşünde yarınlara dair tertemiz bir inanç dolaşırdı. Sokaktan geçerken selamını eksik bırakmayan, dost meclislerinde neşeyi büyüten, kendi hâlinde yaşayıp çevresine huzur bırakan o güzel yürekli çocuklardan biri…

Şimdi aynı mahallede eksik bir ses dolaşıyor. Aynı kaldırımlar daha sessiz. Aynı geceler daha karanlık. Genç yaşta toprağa düşenlerin ardından şehirlerin rengi değişiyor; özellikle Hakkâri gibi acıyı yıllardır omuzlarında taşıyan şehirlerde. Burada mezarlıklar yalnızca ölüleri değil, yarım bırakılmış hayatları da saklıyor. Henüz omuzlarına dünya yükü binmemiş çocukların isimleri, mermer taşlara erken kazınıyor.

Şervan’ın ardından anlatılacak en büyük hakikat şu kaldı geriye, Bu memlekette gençler yalnızca zamana karşı değil, yollarla da mücadele ederek büyüyor. Her virajda annelerin yüreği sıkışıyor. Her gece yolculuğu, dualarla uğurlanıyor. Dağların arasında uzanan o karanlık güzergâhlar, nice ocağın içine kor düşürdü. Ardında ağıt bırakan her kazada aynı cümle yankılandı yıllarca: “Coğrafya kaderdir.” Oysa kader diye susulan yerde ihmal büyüdü, sessizlik büyüdü, kayıplar büyüdü.

Toprağın altında artık genç bir beden değil; yarım kalmış bir ömür uyuyor. Dostlarının omzunda taşınan tabut, yalnızca bir cenaze değildi. Mahallenin çocukluğu geçti oradan. Bir annenin uykuları geçti. Bir babanın sustuğu yer geçti. Sokak aralarında top oynayan yıllar geçti.

Gökyüzü bazen en temiz yürekli insanları erkenden çağırıyor. Ardında tarifsiz bir boşluk, tarifsiz bir sızı bırakıp…
Şervan Özdemir’in hatırası, mahallenin hafızasında uzun yıllar yaşayacak. Çay ocaklarında adı geçecek. Eski bir fotoğrafa denk gelindiğinde gözler yere düşecek. Kahkahası kulaklarda kalacak. Ve her Çukurca yolundan geçilişinde, direksiyon başındaki her insanın içinden aynı burukluk yükselecek...

Bu memleket, mezar taşı kadar sessiz genç ölümlerini değil, yaşama hakkını hak eden çocuklarını özlüyor artık...