Kürt edebiyatı yüzyıllar boyunca Ehmedê Xanî, Feqiyê Teyran ve Melayê Cizîrî gibi devlerin kaleminden dökülen, Arap harfleriyle harmanlanmış zengin bir mirasa yaslanıyordu.

Bu miras, sadece bir yazı biçimi değil, aynı zamanda Kürtlerin İslam medeniyeti ve Ortadoğu’nun klasik irfanıyla kurduğu köprüydü. Ancak 20. yüzyılın başı, bu köprünün dinamitlendiği bir dönem oldu.

Neden Şam ve Neden Latin Alfabesi?

Celadet Ali Bedirhan’ın 1932 yılında Şam’da Hawar dergisini çıkarmasıyla başlayan süreç, Kürt dili için bir "milat" olarak kabul edilir. Ancak burada sorulması gereken can yakıcı soru şudur: Neden bu sistem Şam’da, Suriye Kürtleri için değil de öncelikle Türkiye’deki (Kuzey) Kürtler için tasarlandı? Bu danışıklı döğüşün açık bir göstergesi değilimdir? Açıkça söyleyeyim; Kürtleri Türkleştirme adımlarının ilki.!

Siyasi Yasaklar ve İletişim: O dönemde Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmuştu ve Kürt kimliği üzerindeki baskılar yoğunlaşmıştı. Bedirhan ailesi, Kuzey’deki Kürtlerin yeni kurulan Türk devletinin Latin alfabesi sistemine entegre olduğunu gördü. Atatürk bir gecede harf inkılabı yaparak Osmanlıcayı yasaklayıp Latin alfabeye geçiş yaptı.! Türkler de bir gecede cahil bırakıldı. Ama ulus devletleri sayesinde "dönemin ruhuna" ayak uydurdular. Tıp, Fen ve Edebiyat anlamında gelişim sağladılar.

Çünkü Latin alfabesi, "batılılaşma" ve "bilimselleşme" ile eşdeğer görülüyordu. Fakat Bedirhan, Latin alfabe ile Kürtçeyi ve Kürt tarihini benliğinden uzaklaştırdı. Üç parçadaki Kürtlerin yazılı metodunu ayrıştırdı.! Kısacası Kürtler birbirinden koparıldı. Tek amacı babası Bedirhan’dan kalan mirası devam ettirmekti.!

Bir Gecede Gelen Yabancılaşma

Geleneksel çevrelerin ve klasik edebiyat tutkunlarının eleştirisi tam da bu noktada düğümlenir: Bir gecede cahil kalmak.

Kürtler, yüzyıllardır okudukları Xanî’nin Mem û Zîn'ini ya da Mela Hüseyin Bateyî’nin Mevlîd'ini orijinal metinden okuyamaz hale geldiler. Latin harflerine geçiş, bin yıllık kütüphane mirasıyla halk arasına kalın bir duvar ördü. Bu durum, toplumsal bir hafıza kaybına ve köklerden kopuşa neden oldu. Modernist savunucular bunu "okuma yazmayı kolaylaştırmak" olarak sunsa da, muhafazakar kesim bunu "kültürel bir intihar" ve Bedirhan ailesinin bir hatası (veya sizin deyiminizle bir vebali) olarak nitelendirdi.

Kuzey Kürtlerinin İmtihanı

Kuzey’deki Kürtler için bu değişim, bir tercihten ziyade bir dayatma ve hayatta kalma stratejisi haline geldi. Şam’da yazılan gramer kitaplarının hedef kitlesinin Kuzey olması, buradaki Kürt nüfusun yoğunluğu ve Türkiye’deki harf inkılabının yarattığı domino etkisinden kaynaklanıyordu.

Kürt dili bugün Latin alfabesiyle dünya literatürüne daha kolay eklemlenmiş görünse de, bu durumun bedeli klasik Kürt medreselerinin ve o muazzam edebi külliyatın taşradaki sessizliğe gömülmesi oldu. Kürt entelektüel dünyası, bugün hâlâ bir yanda "Hawar alfabesinin pratikliği" ile diğer yanda "klasik mirasın ruhu" arasındaki o derin yarayı taşımaktadır.

Tarihsel süreçler her zaman çift taraflı keskin bir kılıç gibidir. Bu alfabeye geçişi bir "ihanet" olarak mı yoksa "çağa ayak uydurma çabası" olarak mı göreceğimiz, bugünden geçmişe hangi pencereden baktığımıza bağlı olarak değişiyor. Ancak şu bir gerçek ki; bin yıllık bir yazı kültürünün bir anda terk edilmesi, halkın ruhunda telafisi güç boşluklar bırakmıştır.