Bu şehirde bazı kapılar ardına kadar açıkken, bazıları hiç çalınmadan kapanıyor. Hakkari’de iş bulmak artık sadece ihtiyaç değil, görünmeyen bir düzene dâhil olma meselesi haline geliyor.
Hakkari’de hayat dışarıdan bakıldığında sakin akar. Dağlar yerli yerinde, sokaklar her zamanki gibi. Ama biraz durup dinlediğinizde, bu sessizliğin altında başka bir hikâye olduğunu fark edersiniz.
Bu hikâye işsizlikle, beklentiyle ve en çok da adalet duygusuyla ilgili.
Son dönemde kamu üzerinden yürütülen işe alımlar, şehirde en çok konuşulan konuların başında geliyor. Resmî açıklamalarda her şey kurallara uygun, süreçler şeffaf ve ihtiyaç odaklı görünüyor. Ancak sahada insanların anlattıkları, bu tabloyla tam olarak örtüşmüyor.
Birçok kişi, işe alımların belirli çevrelerde yoğunlaştığını düşünüyor. Aynı ailelerden birden fazla kişinin işe girmesi, insanların zihninde soru işaretleri oluşturuyor. Bu durum, yalnızca “kim işe alındı” meselesi değil; daha derin bir güven sorunu yaratıyor.
Çünkü burada mesele sadece bir maaş değil.
Bir genç düşünün. Aylarca, belki yıllarca iş aramış. Umudunu kaybetmemek için direnmiş. Her yeni ilan, onun için yeni bir başlangıç ihtimali olmuş. Ama sonuç değişmemiş. Ve bir süre sonra şu düşünce yerleşmiş: “Ben ne yaparsam yapayım, bu sistemin içinde yerim yok.”
İşte asıl kırılma burada başlıyor.
Toplumda adalet duygusu zedelendiğinde, bunun etkisi sadece bireysel değil, toplumsal olur. İnsanlar artık sadece işsiz olduklarını değil, aynı zamanda dışarıda bırakıldıklarını hissederler. Bu duygu zamanla yerini güvensizliğe, ardından da umutsuzluğa bırakır.
Öte yandan, bu durumdan fayda sağlayanlar için hayat daha stabil görünür. İşe giren, düzenini kuran, hayatını devam ettiren insanlar vardır. Bu da şehirde iki farklı gerçekliğin oluşmasına neden olur: Bekleyenler ve yerleşenler.
Ancak unutulmaması gereken bir şey var: Kamu imkânları, bireysel ilişkilerin değil, toplumsal ihtiyaçların karşılanması için vardır. Bu denge bozulduğunda, sadece fırsatlar değil, güven de eşitsiz dağılır.
Hakkari bugün belki küçük bir örnek gibi görünebilir. Ama benzer hikâyeler farklı şehirlerde de yaşanıyor. Bu yüzden mesele yerel değil; daha geniş bir sorunun parçası.
İnsanlar çok büyük şeyler istemiyor aslında. Sadece eşit bir başlangıç, adil bir değerlendirme ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir sistem.
Çünkü bir toplumun en güçlü yanı, en zayıf hisseden bireyinin bile “benim de bir şansım var” diyebilmesidir.
Eğer bu cümle kaybolursa, geriye sadece sessizlik kalır.
