Hakkari–Van karayolu üzerindeki Akçalı köyü civarında kurulan katı atık tesisinin heyelan nedeniyle çökmesi, kentte yıllardır tartışılan “yanlış yer seçimi” iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Geçmişten bugüne birçok kamu yatırımının benzer tartışmalarla anılması dikkat çekiyor.

Hakkari’de yaşanan son heyelan, sıradan bir doğa olayı olmanın ötesinde, yıllardır biriken yapısal sorunların görünür hale geldiği bir kırılma noktası oldu. Van karayolu üzerindeki Akçalı köyü civarında kurulan katı atık tesisinin çökmesiyle birlikte sadece bir yatırım değil, bir şehrin ulaşım damarı da felç oldu.

Tesisin çökmesiyle eş zamanlı olarak karayolunda meydana gelen heyelan, Hakkari–Van yolunu dört gündür ulaşıma kapalı hale getirdi. Yetkililer tarafından yolun “ikinci bir emre kadar açılmayacağı” ifade edilirken, alternatif olarak açılan yolun da dün öğle saatlerinde çökmesi, bölgedeki riskin ne kadar derin olduğunu ortaya koydu. Bugün yüzlerce tır ve binlerce yolcu yollarda bekletilirken, Hakkari fiilen dış dünyadan kopmuş durumda.

Bölgede bulunan tepelik alanın sürekli çökme eğiliminde olduğu, katı atık tesisinin ise deprem fay zonu üzerinde inşa edildiği yönündeki iddialar, tartışmaları daha da büyütüyor. Tesisin faaliyete geçmemesi nedeniyle aylarca çöplerin arıtma alanında bekletildiği, daha sonra bu atıkların üzerinin çevredeki tepelerden taşınan toprakla kapatıldığı ifade ediliyor. Bu süreçte tepelik alanların kazılmasıyla zeminin zayıfladığı, erozyonun arttığı ve yağışların etkisiyle hem tesisin hem de karayolunun çöktüğü belirtiliyor. Daha önce basına da yansıyan bu görüntülerin yeterince dikkate alınmaması ise kamuoyunda tepkiye neden oluyor.

Projenin başlangıç sürecine bakıldığında, katı atık tesisinin temellerinin Eski Birlik Başkanı Ensar Dündar döneminde atıldığı görülüyor. İddialara göre, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından uygunluk verilmiş ve gerekli izinler sağlanmıştı. Eski İl Müdürü Nazmi Yakar’ın denetim sürecindeki rolü de kamuoyunda sorgulanırken, sorumluluğun yalnızca bakanlığa yüklenmesinin yeterli olmadığı yönünde eleştiriler dile getiriliyor. Çünkü merkezi idarenin kararlarını büyük ölçüde yerelden gelen teknik rapor ve onaylara göre şekillendirdiği biliniyor.

Tesis için harcanan yüksek maliyet de ayrı bir tartışma başlığı. Yaklaşık 30 milyar avroya ulaştığı ifade edilen yatırım bedelinin, alternatif alanlara yönlendirilmesi halinde kente önemli ölçüde eğitim yatırımı kazandırılabileceği, en az 15 okul yapılabileceği dile getiriliyor.

Ancak Hakkari’deki tartışmalar yalnızca bu projeyle sınırlı değil. Geçmişte yapılan birçok kamu yatırımının da benzer şekilde yer seçimi açısından eleştirildiği görülüyor. Merhum Belediye Başkanı Abdurrahman Keskin döneminde Merzan bölgesine kurulan sanayi sitesi, o dönemde de tartışmalara konu olmuş, Depin veya Tekser gibi alternatif alanların daha uygun olduğu ifade edilmişti.

Benzer şekilde Hakkari Üniversitesi’nin Keklikpınar Mahallesi’nde, heyelan riski taşıyan bir bölgede kurulması da uzun yıllardır eleştirilen bir karar olarak öne çıkıyor. Dönemin rektörü İbrahim Belendi, milletvekili ve arazi sahibi ile bu işteki aktörler arasında şekillenen süreçte, üniversitenin Otluca bölgesine yapılmasının çeşitli nedenlerle engellendiği iddiaları kamuoyuna yansımıştı. Bu süreçte Yılmaz Erdoğan ve ailesinin Otluca’daki hazine arazileri üzerindeki tasarruf tartışmaları da gündeme gelmişti.

Şehir stadının Merzan sırtlarında, heyelan riski bulunan bir alana inşa edilmesi için o dönemin yaklaşık 12 milyona arazi alımı yapılması da yine benzer eleştirilerin odağında yer aldı. Bu süreçte dönemin Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Reşit Güldal ile iş insanı Mehmet Seven’in isimleri sıkça anıldı.

Organize sanayi bölgesinin ilk etapta Otluca’da planlanmasına rağmen daha sonra Yüksekova ilçesine bağlı Büyükçiftlik bölgesine taşınması da yer seçimi tartışmalarının bir başka örneği oldu.

Öte yandan, bugün yaşanan ulaşım krizini daha da çarpıcı hale getiren bir diğer konu ise alternatif yol projesi. Dönemin İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Süleyman Kaya döneminde Berçelan Yaylası üzerinden açılması planlanan alternatif yol için ciddi kaynaklar harcandığı, iş makineleriyle yolların açıldığı biliniyor. Ancak proje, çeşitli gerekçelerle durduruldu. Bugün o yol tamamlanmış olsaydı, Hakkari–Van arası yaklaşık 1 saat 30 dakikaya düşecek, Akçalı’daki çöküş kenti bu denli felç etmeyecekti.

Gelinen noktada, Hakkari’de bir kentin kaderi tek bir karayoluna bağlı hale gelmiş durumda. O yol kapandığında ise hayat duruyor.

Tüm bu gelişmeler, Hakkari’de kamu yatırımlarında planlama, yer seçimi ve denetim süreçlerinin yeterince sağlıklı yürütülüp yürütülmediği sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Kentte birçok vatandaş, milyonlarca liralık yatırımların riskli alanlara yapılması nedeniyle kamu zararının oluştuğunu savunurken, bugüne kadar bu projelerle ilgili kapsamlı bir soruşturma açılıp açılmadığı ise merak konusu olmaya devam ediyor.

Yaşanan son heyelan ve katı atık tesisinin çökmesi, Hakkari’de “kader mi, ihmal mi?” sorusunu bir kez daha gündemin merkezine taşıdı.