Bir şehirde inşaat yükselirken insanların güven duygusu yıkılıyorsa, orada yalnızca beton değil vicdan da çökmüş demektir.

Toplum Sağlığı Merkezi yapılacaktı. Adı bile güven veren, insan hayatını korumayı çağrıştıran bir proje… Ancak daha temel atılmadan başlayan süreç, bugün onlarca insanı evsiz, esnafı ise çaresiz bırakan bir tabloya dönüştü. Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: Bu yaşananların hesabını kim verecek?

İddiaya göre ilk olarak fore kazık çalışmaları başlatıldı. Amaç, zeminin kaymasını engellemekti. Teknik olarak doğru görünen bu uygulamanın sahadaki sonuçları ise kısa sürede kendini göstermeye başladı. Fore kazıkların çakıldığı gün çevredeki binaların bodrum katlarında çatlaklar oluştuğu söyleniyor. Yani tehlike aslında ilk günden sinyal verdi.

Fakat o sinyal ciddiye alınmadı.

Aradan günler geçti. Çatlaklar büyüdü. Kaldırımlar çökmeye başladı. Bir eczanenin merdivenlerinde kaymalar yaşandı. İş yerlerinin kapıları kapanmaz hale geldi, camlar aniden kırıldı. Vatandaşlar korkuyla durumu izlerken yetkililerin yalnızca kaldırım taşlarını onarması ise tepkileri daha da artırdı. Çünkü insanlar taşın değil, zeminin kaydığını söylüyordu.

Buna rağmen inşaat durmadı.

Temel kazısı çatlaklara rağmen on gün boyunca devam etti. Dün gece saat 02.00 olduğunda yağmur da etkisini artırdı. Saatler süren yağışın ardından çevredeki risk artık gözle görülür hale geldi. Yeni çökmeler fark edildi. Ve sonunda gece yarısı binalar tahliye edildi, kapılar mühürlendi.

İnsanlar evlerinden çıkarıldı.

Esnaf sabah dükkânına geldiğinde kapısında mühür buldu. Yılların emeği bir gecede belirsizliğin içine sürüklendi. Belediye bina sakinlerini öğretmenevinde misafir etti. Bu insani bir adımdı belki ama asıl soru hâlâ cevapsız: Bu noktaya neden gelindi?

Eğer çatlaklar günler öncesinden oluştuysa neden daha ciddi önlem alınmadı? Eğer zemin riskliyse neden çalışmalar sürdürüldü? Eğer tehlike biliniyorduysa insanlar neden son ana kadar binalarda yaşamaya devam etti?

Bugün durdurulan yalnızca bir inşaat değil; insanların devlete, denetime ve güvenliğe olan inancı da ağır yara aldı.

Hiç kimse “olabilir” diyerek bu tabloyu geçiştiremez. Çünkü burada söz konusu olan sadece bir proje değil, insan hayatıdır. Bir şehirde vatandaş kendi evinde korkuyla oturuyorsa, gece yarısı tahliye ediliyorsa, sabah iş yerine mühürle karşılaşıyorsa ortada ciddi bir sorumluluk vardır.

Şimdi yapılması gereken şey nettir.

Bağımsız teknik raporlar hazırlanmalı, tüm süreç şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılmalı ve ihmali bulunan herkes hakkında işlem yapılmalıdır. Çünkü bu şehirde insanlar yalnızca bina değil, güven kaybetti.

Ve unutulmamalıdır ki bazı çatlaklar yalnızca duvarlarda oluşmaz. Sessizlik büyüdükçe toplumun vicdanında da derin yarıklar açılır.