Çıkmaz sokakta kaybolmuş gibiyiz. Adalet duygusu zedelendiğinde, toplumsal gerilimler daha kolay büyür. Hakkâri epey zamandır aynı tartışmaların, kimi iddiaların ve kaygıların odağında.

Hakkâri-Van karayolu heyelan nedeniyle çökünce Hakkâri'nin çevre illerle bağlantısı kesildi, günlerce kente ulaşım sağlanamadı. İktidar partisi il başkanının basında yer alan talihsiz açıklamasının yankıları sürerken bu sefer Şemdinli ilçesinde İŞKUR alımları ve torpil iddiaları dur durak bilmedi; konu sosyal medya mecralarında, yerel haber sitelerinde ve ulusal basında geniş yankı uyandırdı.

Ve asıl mesele bu sorunların varlığının ötesinde, o sorunlara ilişkin verilen cevabın yıllardır hiç değişmemesi. Gerek bu gelişmelerin akabinde gerekse evvelinde kentte yapılan basın açıklamaları, yürüyüşler ya da protestolar kentin beklentisini karşılamaktan uzak birer tekrar sahnesine dönüşmüş durumda. Her eylemde benzer sloganlar, aynı yüzler, stabil konuşmalar... Sanki senelerdir süren bilinen sorunlara ilk kez uyanmışız gibi yapılan açıklamalar... Ve günün sonunda yine aynı sessizlik, aynı belirsizlik.

Halkın büyük bir kesimi artık bu tabloya inanmıyor. Siyaset ve sivil toplum örgütleri hep aynı kişiler etrafında şekillenince güven kayboluyor. Sivil toplum kuruluşları bir kentin hayatında önemli roller oynar. Bu kuruluşların bel kemiği de hiç tartışmasız temsilcilik görevini yürütenlerdir. Aynı kişilerin uzun yıllar sivil toplum kuruluşlarının başında bulunmaları heyecan ve dinamizmi yok ediyor. Meslek odaları, sendika, dernek ve vakıf başkanları ya da temsilcilerinin görev sürelerinin sınırlı olmaması yeni bir anlayışa yol vermiyor. Sorunları çözemeyen, alternatif söylemler geliştiremeyen yerel siyaset ve sivil toplum kuruluşları umut ve gelecek beklentilerini karşılamaya matuf olamıyor. Çünkü herkes görüyor ki açıklamalar geçici bir rahatlamanın ötesine geçemiyor. Dolayısıyla kalıcı bir çözüm üretilemiyor.

Sorunların sebeplerine ilişkin bir araştırma yok. Çaresizliğe yönelik bir önleyici tedbir yok. Siyasi partiler, meslek odaları, sendikalar, dernekler ve vakıflar günü kurtaran bir dilin ötesine geçemiyor. Hakkâri'de asıl handikap; sorunlara yaklaşım tarzı ve mevcut sorunlara verilen yüzeysel, içerik bakımından yetersiz, zayıf siyasi reflekslerdir. Bu kırılmanın yalnızca karayolunun çökmesi olayıyla sınırlı olmadığı açık. Alternatif yol arayışından İŞKUR alımlarına, Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde çalıştırılan usta öğreticilerin işe alımına kadar birden çok sorun ve haksızlığı barındırıyor.

Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde çalıştırılacak her branşta usta öğreticilerin puanları esas alınarak işe alınacağı ilan edilmişti. Buna zaten kimsenin itirazı yoktu. Puan bazında sıralamaya giremeyenlerin, hatta hiç puanı olmayan bazı kişilerin iktidar partisi üyesi olunca işe alındıkları iddia ediliyor. Adalet, kul hakkı ve hukuka temayüz edenlerin garip gurebadan yana olduklarını iddia edenlerin söylem ve eylemleri tezat oluşturuyor. Mevcut bir dizi sorun hep aynı nosyonunbirer parçası. Birbirine benzer açıklamalar ve toplumun üzerine çöken büyük bir sessizlik. Mağdur insanların söz hakkı zaten kısıtlı. İşsiz gençler çoğu zaman görünmez. Şehri yaşanmaz kılan tefeciler, çocuklarımızı tehdit eden ve ailelerin kabusu haline gelmiş uyuşturucu çeteleri görmezden gelinir. Halkın kendini görmediği, sesinin duyulmadığı toplantılar ne anlam ifade ediyor?

Hakkâri bugün sadece çöken yol güzergâhı, haksız işe alımlar, kayırmacılık ve İŞKUR alımlarında yapılan usulsüzlüklerle yüzleşmiyor. Bu haksızlıkların ötesinde, toplumsal birlik duygusunun aşınmasının da eşiğinde. Siyasetin yıprandığı, güven duygusunun kaybolduğu, insanların birbiriyle temas kurmaktan imtina ettiği bir süreçten geçiyor. Bunun temel sebebi siyasette tıkanan dildir. Dil tıkanınca, siyaset tekrara dönüşünce atılan her yüzeysel adım sonuç üretmiyor; aksine kırılmayı daha da derinleştiriyor.

Bu toplumun ihtiyacı çok net: "Yeni bir siyasi dil, denenmemiş bir yönetim ve hâlden anlayan bir anlayış." Toplumsal kutuplaşma büyüyor. Güven duygusu zayıflıyor. Değerlerimiz aşınıyor. Böyle devam edilirse bekleyen şey yalnızca ilimizin sorunları değil; birlikte yaşamı mümkün kılan değerlerin çöküşü olacaktır. Hakkâri'nin mebzul miktarda yapısal sorunları var. Ve sorunlar iyi niyetli söylemlerle değil, köklü dönüşümlerle aşılır. Siyaset yalnız içerikte değil, dilin tonunda da karşılık üretebilmeli. Hakkâri'de toplumsal barış ve huzur; büyük ölçüde dilin yeniden kurulmasına ve mevcut düşünce biçiminin yenilenmesine bağlı olarak zemin bulacaktır. Üstten konuşan, hüküm veren ya da sonuç ilan eden bir dil huzura katkı sunmayacaktır.

Bugün Hakkâri'nin ihtiyacının; halkla duygusal bağ kuramayan siyasi figürlerin ikbal ve istikbalinden daha fazla bir şeyler olduğu çok net... Mesele çok ses çıkarmak değil, mesele çözüm üretebilmektir.