Hakkari’de yaşanan son tartışma, bir açıklamanın ötesinde, siyaset ile toplum arasındaki kopukluğu ve yetki-sorumluluk karmaşasını gözler önüne seriyor. Oysa asıl mesele polemik değil; ulaşım, altyapı ve yönetim eksikliği gibi kronik sorunlara ortak akılla kalıcı çözümler üretmek.

Hakkari büyük sorunlarla yaşamaya alışkın. Daha doğrusu, alışmak zorunda bırakılmış bir şehir.

Son günlerde yaşanan tartışmalar, iktidar partisi il başkanının 20 Nisan’daki talihsiz açıklamasıyla görünür hale geldi. Bu açıklama sadece bir dil sürçmesi değil; toplumla kurulan ilişkinin ne kadar zayıfladığını da gösteriyor. Çünkü toplumu doğru okumayan bir siyaset dili, kaçınılmaz olarak kırıcı ve dışlayıcı olur.

Oysa siyaset, gerilim üzerinden değil, güven üzerinden yürür. Temsil makamında olanlar, halkla göz hizasında konuşmak zorundadır. Küçümseyen, ötekileştiren bir dil; çözüm üretmez, aksine sorunları derinleştirir. İktidar partisi il teşkilatı toplumu doğru okuyamıyor.

Toplumla yabancılaşmanın birçok sebebi var. Bir tanesi de temsil edilen makamın sınırlarını bilmemektir. Sınır olmazsa, ağırlığı altında ezilir insan. Kimi sözde siyasetçilerin partisi ile toplum arasındaki ilişkiyi gerilim üzerinden okuduğuna şahit olduk. Siyasetin böylesi toplumun fay hatlarının kırılmasına yol açar.

Siyasetin bu okuma şeklinin “değişim” talebi ise muvafık ve muhalif herkesin ortak beklentisi oldu. Hakkari’de saatler ulaşıma ayarlı çalışmakta iken…

Bir basın açıklaması ile kimi siyasi figürlerin yerel siyasetten hızlı kopuşuna şahit olduk.

Sorgulanması gereken soru, basın açıklamasındaki beyanatın sorunun çözümüne mi hizmet ettiği yoksa bizatihi sorunun yapısal kökenlerine düşen bir
gölge mi olduğudur.

Ancak meselenin bir de başka boyutu daha var: yetki ve sorumluluk.

Devlet kurumlar aracılığıyla işler. Yatırımların planlanması, yürütülmesi ve kamuoyuna anlatılması belirli bir hiyerarşi içinde gerçekleşir. Şehirlerarası yolların sorumluluğu Karayolları’na aittir. Bu bağlamda Hakkari–Van karayolunda yaşanan aksaklıklara dair birinci derecede açıklama yapması gereken merci, Karayolları Van Bölge Müdürlüğü’dür. İkinci sorumlu ise mülki idare amiri olarak validir. Siyasi parti temsilcilerinin görevi ise bu sürecin yerine geçmek değil, aksayan noktaların çözümüne katkı sunmaktır. Hiçbir siyasi aktör kendisini devletin yerine koyamaz. Bu ayrımı net yapmak gerekir; aksi halde hem sorumluluk bulanıklaşır hem de sorunlar çözümsüz kalır.

Herhangi bir yatırım bütçesi olmayan siyasi partilerin vatandaştan alınan vergilerle oluşan kamu kaynağı kullanılarak verilen hizmetleri sahiplenmesi sapla samanı karıştırmak gibidir.

Hakkari Van Karayolundaki ulaşım sorunu için bölge müdürü veyahut il valisinin açıklama yapması görevlerinin icabıdır. İktidar partisi il başkanı ise her meseleden sorumlu olmadığı gibi bu konuda onun salahiyetinde değildir.

Evet, kullanılan dil yanlıştı ve eleştirilmelidir. Fakat ortada daha büyük bir gerçek var: Hakkari’nin ulaşımı kesildi, insanlar mağdur oldu/oluyor.

Tartışmaların odağı, bir sözün yarattığı polemikten çok bu mağduriyetin nasıl giderileceği olmalıdır. Bu nedenle muhalefet partilerine, meslek odalarına, sendika ve sivil toplum örgütlerine düşen görev çözüme odaklanmaktır.

Sorunda ortaklaştığımız gibi çözümde de ortaklaşmak gerektiği inancındayım.

Çünkü Hakkari’nin meselesi bir tane değil.

Bir yol kapanır, şehir günlerce dış dünyadan kopar. Musluklardan su yerine çamur akar. Şehir merkezinde yollar çukur ve bakımsız kalır. Bunlar istisna değil, kronikleşmiş sorunlardır. Ve bu tablo; plansızlığın, ihmalin ve liyakat eksikliğinin sonucudur.

Dünyanın en zor coğrafyalarında bile insanlar yaşam kurabiliyor. Peki neden

Hakkari’de hayat bu kadar kırılgan?

Belki de asıl soru bu.

Enerjimizi birbirimizi suçlamaya değil, bu sorulara cevap aramaya harcamalıyız. Çünkü bu şehir, polemikle değil, ortak akılla ayağa kalkabilir. Sözün özü insanın niteliği ve kişiliği tartışma ile de değişmezmiş.

Basiretsiz, nezaketsiz ve hoşgörüsüz birkaç kişinin eline düşmüş olan siyasetin bedelini bu şehir daha çok ödeyecek gibi duruyor…

Yazıyı bilindik bir hikâyeyle bitirelim:

Padişah, lala paşasını sınamak için kendisine “öyle bir şey yap ki, özrün kabahatinden büyük olsun” der. Lala paşa, bir gün padişahın canını yakacak bir hareket yapar ve ardından “Sizi hanım sultan sandım” diyerek özür diler. “Özrü kabahatinden büyük” sözünün buradan geldiği rivayet olunur.

Hikâyenin gerçekliği tartışılır, ama anlattığı şey nettir:

Bazen yapılan açıklamalar, hatayı düzeltmek yerine daha da büyütür.

Hakkari’de yaşanan son tartışma da tam olarak bunu hatırlatıyor.

Sonuç açık: Hakkari’nin birden fazla kronikleşmiş meselesi var.

Ve bu meselelerin çözümü, ciddi bir yönetim anlayışını gerektirir.