Siyasi tercihlerimize göre ya susuyor ya da coşuyoruz lakin toplum olarak analitik düşünemiyor, muhakeme gücümüzü kullanamıyoruz.
Türkiye’de “çözüm süreci” başlığı tekrar gündeme geldiğinde, meselenin
yalnızca bugüne ait bir siyasal manevra olarak ele alınmadığı, daha derin,
stratejik ve bölgesel gelişmelerden kaynaklı olduğu hepimizin malumuydu.
Sürecin ilk işaretleri, ayrıntılı bir yol haritasından ziyade şaşırtıcı çıkışlar ve
beklenmedik ton değişimleri üzerinden şekillendi. Gün geçtikçe bu şaşırtıcı
tondaki söylemler artarak devam etti.
MHP lideri Devlet Bahçeli grup toplantısında aşağıdaki sözleri sarf ederken yine
sıra dışı bir çıkış yapıyordu: Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına
dönene kadar kararımız net.
Demirtaş yuvasına; çağrısı çok masum gibi görünse de, yüreklere su serpmiş
olsa da işin perde arkasında örtülü bir mesaj barındırıyor gibi! Bu cümlenin
ardındaki niyeti düşünerek süreci okumak lazım derim.
Bu çağrı bir nevi Demirtaş'ı siyasetsizleştirmeye yönelik bir hamle izlenimine
işaret ediyor. Belki de uğruna ağır bedel ödediği siyasetten sönümlenmesi
hedefleniyor.
Demirtaş'ın sempatik kişiliği, kendisine has üslubu, siyaset yapma tarzı ve
toplumun değişik kesimleriyle kurduğu duygusal bağ yabana atılmayacak
düzeydedir.
Dolayısıyla Demirtaş'ın siyaset dışı kalması halk tarafından kabul görebileceği
bir durum değildir. Demirtaş'ın döneceği yer yuvası değil, siyaset arenasıdır.
Bu çağrı, Ankara’da güçlü bir Kürtlük istenmiyor mu? sorusunu akıllara
getirdi.
Bahçeli'nin sarf ettiği ifadelerin, hukuki bir muhakemenin ürünü olarak
algılandığını söyleyemeyiz. Bu sözler, gereklilik kipiyle örülü irade beyanları
olarak tezahür ediyor.
AİHM Büyük Dairesi birkaç ay önce Selahattin Demirtaş için hak ihlali kararı
verdi. AİHM bağlayıcı kararı sonrası Demirtaş, başka bir çağrıya gerek
kalmaksızın derhal tahliye edilmeliydi. Ancak iktidar Demirtaş’ı çözüm
sürecinin bir bileşeni değil, sürecin pazarlık konusu yapmak istiyor.
Onun için AİHM kararına rağmen hâlâ tutsak. Bu uygulamanın evrensel hukuk
kurallarına aykırı olduğunu herkes bilir.
Bu işin bir tek açıklaması var: Çözüm süreci ve devamında oluşacak siyasi
denklemde, DEM’in iktidarla ilişki biçimi ve Demirtaş'ın seçim sürecinde neye
tekabül edeceğinin iktidar tarafından kestirilememesi!
İktidarın Kürt siyasetinde kafasının en karışık olduğu ve nereye koyacağına
karar veremediği siyasi figür Demirtaş’tır. Bu çok net. Sıradan bir isim olsa ne
hapse girer ne de AİHM kararından sonra mahkûm kalırdı.
Bir adaletsizliğin tespiti, duygusal tercümeye muhtaç olmayacak kadar net olmalıdır.
PKK ile ilgili alınacak kararlarda Kürtler Öcalan'a baksa da, neylersin ki Kürtler siyasal tercihlerini Öcalan’a bakarak değil, Demirtaş’a bakarak yapacaklardır.
PKK'nın silah bırakması, kendisini feshetmesinde Öcalan'ın rolü yadsınamaz.
PKK, Öcalan'ı dinler, bunda bir kuşku yok. Ancak Kürtlerin siyaset okuma
tercihleri bunun ötesinde zuhur ediyor.
Unutmayalım, 2019 seçimlerinde iktidar TRT’de Öcalan’ın mektubunu okutarak
Kürtlerden oy istedi ama oylar iktidar blokuna değil, muhalefete gitti.
Çünkü kalıcı bir çözüm; talimatlarla değil, herkes için geçerli hukuk ve adalet
etrafında kurulan sahici siyasal bir duruş ve ilkeler doğrultusunda şekillenir.
Hukuk ve adalet gözetilmeden yapılan siyasi manevralar kalıcı sonuçlar
doğurmaz.
Bilinmelidir ki adalet, kişilere ya da konjonktüre göre işleyen bir ayrıcalık
mekanizmasına dönüştüğünde toplumsal meşruiyetini yitirir.
