Hakkari Valisi Alaaddin Sarıalioğlu'nun 1950’li yılların ortasında kaleme aldığı bir makalesi, bugün yeniden okunduğunda yalnızca tarihsel bir belge olmanın ötesine geçiyor. Bu metin, Hakkâri’nin geçmişten bugüne uzanan değişmeyen gerçekliğini gözler önüne seren çarpıcı bir tanıklık niteliği taşıyor.

Aradan geçen yaklaşık 70 yıla rağmen, o gün dile getirilen sorunların büyük bölümünün bugün hâlâ varlığını koruyor olması, üzerinde durulması gereken ciddi bir tabloyu ortaya koyuyor.

Sarıalioğlu’nun kaleminden dökülen ifadelerde, Hakkâri’nin uzun yıllar ihmal edilmiş, geri bırakılmış ve temel ihtiyaçlardan mahrum bir şehir olduğu açıkça vurgulanıyor. Yol, su ve elektrik gibi en temel altyapı hizmetlerinin eksikliği; sağlık, eğitim ve kamu yatırımlarındaki yetersizlikler; sosyal ve kültürel alanların yok denecek kadar az oluşu, dönemin en belirgin sorunları arasında yer alıyor. Özellikle ulaşım meselesi, yani Hakkâri’nin dış dünyaya bağlanmasını sağlayacak yolların yetersizliği, bölgenin içine kapalı yapısını daha da derinleştiren bir unsur olarak öne çıkıyor.

Ancak asıl dikkat çekici olan, bu sorunların büyük bir kısmının günümüzde de benzer biçimde yaşanıyor olmasıdır. Bugün Hakkâri’de yaşanan su krizi, bu sürekliliğin en somut örneklerinden biridir. Şehrin tamamını etkileyen ve hâlen tam anlamıyla çözülemeyen su sorunu, gün aşırı ve sınırlı saatlerde verilen suyun dahi temel ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğunu gösteriyor. Bu durum, aradan geçen onca zamana rağmen altyapı yatırımlarının yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır.

Yol sorunu ise adeta geçmişten bugüne taşınan bir başka kronik mesele olarak karşımıza çıkıyor. Şehir merkezinde dahi asfaltın bulunmadığı, yolların köstebek yuvasını andırdığı bir tablo, 1950’lerde dile getirilen “yol meselesi”nin hâlâ çözüme kavuşmadığını gösteriyor. Aynı şekilde elektrik kesintileri de modern bir şehir yaşamıyla bağdaşmayacak düzeyde sürmektedir. Sık sık “bakım ve onarım” gerekçesiyle yaşanan kesintiler, enerji altyapısının istikrarsızlığını gözler önüne sermektedir.

Kültürel yaşam açısından bakıldığında ise Sarıalioğlu’nun “sinema, hamam, gazete” gibi unsurların yokluğuna yaptığı vurgu, bugün farklı bir boyutta da olsa geçerliliğini koruyor. Şehirde hâlâ bir sinema salonunun bulunmaması, kültürel yatırımların yetersizliğini açıkça ortaya koyarken; geçmişte önemli bir sosyal alan olan hamam kültürünün tamamen ortadan kalkmış olması, toplumsal yaşamın dönüşümünü de düşündürüyor. Öte yandan, her ne kadar bugün çok sayıda internet sitesi ve yerel medya organı bulunsa da, tarafsız ve nitelikli gazeteciliğin eksikliği önemli bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında, Alaaddin Sarıalioğlu’nun yaklaşık 70 yıl önce dile getirdiği sorunların bugün hâlâ geçerliliğini koruyor olması, Hakkâri’nin yapısal problemlerinin çözülemediğini açıkça ortaya koymaktadır. Değişen yalnızca zaman dilimi; değişmeyen ise temel ihtiyaçlar, altyapı eksiklikleri ve ihmal edilmişlik hissidir.

İşte Alaaddin Sarıalioğlu'nun o dönem kaleme aldığı makale: “Hakkâri vilayetinde bu gazete ile ilk neşriyat hayatı başlamış bulunmaktadır. Türkiyemizin en uzak hücra köşesinde bulunan Hakkâri’de neşriyat hayatının başlaması, bu vatan köşesinde memnuniyetle karşılanmıştır. Yüzyıllarca Türk olan ve bağrında Türk evlâdını barındıran Hakkâri vilayeti uzun yıllar ihmale uğramış bakımsız ve geri kalmış ve kalkınma hamlesine mazhar olmamış bir yurt parçası idi. Son yıllarda ızdırabını etrafına duyuran bu memleket hükümetin şefik ve alakalı elini üstüne çekmiş ve bugün, yapıcı ve başarıcı hükümetin bütün yardımlarına mazhar olmuştur.

Her sene hükümetin bol bol yardımlarına kavuşan Hakkâri vilayetinin merkez ve bütün kazalarıyla köylerinde kalkınma hareket ve faaliyetleri göze çarpmaktadır. Merkez ve kazalarında sağlık merkezleri, hükümet binaları, su ve elektrik tesisleri, köylerinde okullar ve su tesisleri inşasına başlanılmış olan bu vilayetin en mühim derdi bulunan yollar mevzuu da ele alınmış ve işe başlamış bulunmaktadır. Hakkâri vilayetinin merkezini Van’a bağlayan yolun bu gün en mükemmel şekilde inşasına başlandığını memnuniyetle ifade etmek yerinde olur. Bütün bu hareket ve faaliyetlerin, efkari umumiyeye aksettirecek vasıtadan mahrum olan Hakkâri vilayeti bu günden sonra da bu imkana sahip bulunmaktadır.

“Şimdilik müşahedelerim sathi ve mahdut olmaklar beraber, Hakkâri hakkında duyduklarımın tesiri altında kalarak tahayyül ettiğimden farklı, tabiat tesiriyle dağların ve sert kayalıkların, halk itibariyle sakin ve mütevekkil insanların, imkân itibariyle mahrumiyetlerin sanki sözleşip dolandıkları yer. Evet muhterem okuyucular, şimdiye kadar gezip gördüğüm yerler içerisinde mahrumiyetleri bakımından Hakkâri ile kıyas edilecek bir başka yer daha düşünemiyorum. Başvurduğum her işte sizi mutlaka bir imkânsızlık karşılar. Medeni bir insan olarak asgari ihtiyaçlarımızdan oteli, lokantayı, elektriği, suyu, hamamı, kitabı, gazeteyi, sinemayı hülâsa hiçbir şeyi bulamazsınız"..

Bugün gelinen noktada, Hakkâri için geçici çözümlerden öte, uzun vadeli, planlı ve sürdürülebilir kalkınma politikalarının hayata geçirilmesi kaçınılmaz bir gereklilik olarak karşımızda durmaktadır. Aksi halde, bugünün gerçekleri de yarının arşivlerinde, “yıllar geçse de değişmeyen şehir” başlığıyla yeniden karşımıza çıkacaktır.