Colemergin soğuk ve karlı sabahlarından biriydi. Hakkari henüz uyanıyordu. Dağların arasına sıkışmış şehir, ayrılığın hüznünü taşıyan ağır bir sessizlik içindeydi.

Çünkü o gün, Ali Çelik kente veda edecekti. Artık T.C. İçişleri Bakanlığı bünyesinde Bakan Yardımcısı olarak Ankara’da görev yapacaktı. Fakat o sabah Hakkâri’de konuşulan tek şey bir makam değişikliği değil, bir gönül hikayesiydi.

Şehre ilk atandığında protokol hazırlanmış, salon süslenmiş, çiçekler dizilmişti. Fakat o tebrik ve tanışmaya gelenlere ilginç bir şey söyledi:

“ Ben çiçek veya çelenk istemiyorum. Bu çiçeklere verilen parayı, Hakkâri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na bağışlayın.”

O an birçok kişi şaşırmıştı. Çünkü bu söz, sıradan bir tevazu değil; bir anlayışın ilanıydı. O günden sonra şehir, makam odasının değil, sokakların valisini tanıdı.

Makama Değil, Millete Oturan Vali

Belediyeye kayyum atandığında o koltuğa hiç oturmadı. “Halkın iradesine saygı” dedi. Bu cümle, kâğıt üzerinde kalmadı. Çünkü o, devletin vakarını halkın vicdanıyla birlikte taşıdı.

Ayak basmadığı ilçe, belde, köy, mezra, yayla kalmadı. Kimi zaman bir dağ köyünde soba başında çay içti, kimi zaman bir tandırda kadınların ekmeğini yedi bazen yaylada çobanla selamlaştı. Yüzbinlerce insanla tokalaştı. O tokalaşmalar sadece bir selam değil, bir güven köprüsüydü.

Bir yaşlı kadının duası, bir çocuğun tebessümü, bir babanın teşekkür edişi… İşte o dualar, onu Ankara’ya taşıyan asıl referans oldu.

Zengine Değil, İhtiyaca Değer Veren Adam

Zenginlere, aşiret ağalarına, kanaat önderlerine ayrı bir yer açmadı. Onun terazisinde ölçü, güç değil; ihtiyaçtı. Bildiğini yaptı. Eğilmedi, bükülmedi. Yapamayacağı vaatlerde bulunmadı. Söz verdiyse arkasında durdu.

Bir milletvekili değildi. Bir il başkanı değildi. Siyasi bir hesabı da yoktu. Ama Ankara yollarında en çok onun ayak izi vardı. Hakkâri için kapı kapı dolaştı, projeler peşinde koştu. Bir iş insanından, bir kanaat önderinden daha fazla emek verdi bu şehir için.

Sayısız projeye imza attı. Ama attığı en büyük imza, insanların gönlüneydi.

Veda ve Hüzün Günü

Ayrılık haberi yayıldığında şehirde bir hüzün dalgası dolaştı. Binlerce mesaj geldi. Onuruna iftar programı düzenlendi. İlçelerden, köylerden insanlar geldi. Kimisi gözyaşını saklamadı.

Ve bugün öğlen, valilik önünde bir veda programı yapılacak. O kürsüde kısa bir konuşma yapacak ve Hakkâri’ye veda edecek.

“Ben Hakkâri’yi unutmayacağım. Ankara’dan da Hakkâri için her türlü hizmeti sunmaya devam edeceğim.” diyecek.

Bu söz, bir veda değil; bir bağın ilanı olacak.

Fahri Bir Hakkârili

Şimdi o Ankara’da. Yeni görevinde, daha geniş bir sorumluluk alanında. Ama Hakkâri’de onun adı artık bir makamla değil, bir hatırayla anılıyor.

Belki bir gün bir caddenin başında, bir okulun kapısında, bir parkın girişinde ya da bir çeşmenin kitabesinde adı yazacak. Ama aslında adı çoktan yazıldı: insanların kalbine.

Çünkü bazı yöneticiler görev yapar ve gider.

Bazıları ise iz bırakır.

Ali Çelik, bu şehre sadece hizmet etmedi; onunla birlikte yürüdü. Ve şimdi Hakkâri, bir valisini değil; bir fahri hemşehrisini uğurluyor.

Ama şehir biliyor ki, Ankara yollarında artık Hakkâri için atan bir yürek daha var...

Uzun adam, yolun açık makamların daim olsun.