Yozlaşma, kısaca, bir insanın, bir toplumun, bir kurumun doğasında var olan iyi özelliklerini, “onu o yapan” niteliklerini kaybetmesi ve böylece bozulmasıdır. Yozlaşma bir dokunun parçalanması, işlevsiz duruma gelmesidir. Yozlaşmayla birlikte bir niteliksizlik durumu ortaya çıkmaktadır. Yozlaşma, özünden uzaklaşma, daha önce var olan özelliklerinden kopma, özelliksiz, deyim yerindeyse, “ne idüğü belirsiz” bir duruma gelmektir.

Yozlaşma, çürümedir. Çünkü Çürüme, yozlaşmanın son ve en kötü aşamasıdır. Yozlaşan, yani çürüyen, bozulan, iyi özelliklerini yitiren bir şey artık bir işe yaramaz, işlevlerini gerçekleştiremez duruma gelir. Daha kötüsü, işe yaramazlığın ötesinde, kabalığın, bayağılığın, kötülüğün, verimsizliğin, geri kalmanın, acıların nedenidir. Bu durumda Kültürel yozlaşmaya yol açarak bizi kimliksizleştirir.

Bugün Hakkari’de gençler arasında çıkan kavgalara baktığımızda, işte tam da bu yozlaşmanın izlerini görüyoruz. Eskiden yürekler iç içeyken, şimdi öfke ve hırs birbirine düşürüyor. Bir zamanlar komşuluk, dostluk, akrabalık bağlarıyla örülen toplumsal doku, çıkarların ve bencilliğin gölgesinde parçalanıyor.

Yozlaşma hem neden hem sonuçtur. Yozlaşmış bir kültür, sanat ya da toplum, insana katkı sunmak yerine gerilemeye yol açar. İşte bu noktada Hakkari’de eski zamanlarda var olan aşiretçilik ile bugün dayatılan aşiretçilik arasındaki farkı görmek gerekir. Eskiden aşiretçilik aileyi ve öz değerleri koruyan, kanaat önderlerinin vicdanıyla toplumu bir arada tutan bir yapıydı. Bugün ise yeni türeyen ağalar, kadim değerlerin aksine çıkar gözeterek güç gösterisine soyunuyor. Adamcılık, kayırmacılık ve çıkar gözetmek toplumsal bağları zedeliyor.

Kıyasladığımızda tablo çok açık

Eskiden aşiretçilik, toplumu bir arada tutan, dayanışmayı ve yardımlaşmayı güçlendiren bir yapıydı. Bugün ise aynı kavram, yozlaşmış, öz değerlerden uzaklaşıp bencil bir yaklaşımla güç gösterisine dönüşmüş durumda.

Eskiden sözün ağırlığı vardı, şimdi çıkarın gölgesi.

Eskiden birlik vardı, şimdi ayrışma.

Eskiden “şerm” duygusu, yani utanma, toplumun vicdanını diri tutan bir değerdi; bugün ise bu duygu kaybolmuş, yerini pervasızlığa bırakmış durumda.

Komşuluk, dostluk, akrabalık bağları; bir lokma ekmeği bölüşmenin, acıyı ve mutluluğu paylaşmanın verdiği insani sıcaklık. Eskiden sevgi menfaatsizdi, yardımlaşma içten gelirdi, kanaat önderlerinin sözü vicdanın sesi olurdu. Ama bu değerler birer birer kaybolmakta.

Saygı ve sevgi zinciri, aileyi ayakta tutan güven bağı, toplumun vicdanını diri tutan “şerm” duygusu. Bugün bu bağlar çıkarcılığın ve adamcılığın gölgesinde çözülüyor. İnsanlar birbirine yabancılaşıyor, kardeşlik yerini rekabete bırakıyor. Bir zamanlar yürekler iç içeyken, şimdi öfke ve hırs birbirine düşürüyor. Bir lokma ekmeği bölüşen, acıyı ve mutluluğu paylaşan toplum, bugün çıkarların ve bencilliğin gölgesinde parçalanıyor. İşte kaybolan değerler ve kopan bağlar, yozlaşmanın en acı yüzünü gösteriyor. Ve bizi kimliksizleştirmeye doğru sürüklüyor.

Yozlaşma aynı zamanda bir sonuçtur. Eğitim, kültür, bilim ve insani değerler korunmazsa, yozlaşma artar. Her gün gördüğümüz şiddet, sevgisizlik, ötekileştirme ve hırs tam da bu bozulmayı anlatıyor. İnsan gibi yaşamakta zorlanıyoruz; çünkü yozlaştık. İyi özelliklerimizi kaybettik, bozulduk. Toplumsal bir çürümenin içindeyiz.

Ama hâlâ bir yol var. Önce farkına varmak, sonra mücadele etmek. Nitelikli eğitimle, kültürle, bilimle, insani değerlerle, etikle, sevgiyle ve sorgulamayla bezeli yaşamlar kurmalıyız. Eskiye dönüp değerlerimize kültürümüze sahip çıkmalıyız. Bizi biz yapan bu değerleri yeniden yaşatmalıyız. Yoksa bu gidişin sonu toptan yok oluş. En acı son, insanın yozlaşmasıdır; yani insanlığından çıkmasıdır.

Yazımın sonuna değerli büyüğüm, ağabeyim Kadir Şahin’in, geçmişin güzelliğini, özlemini hatırlatan ve bugünün suskunluğunu, çürümüşlüğünü sorgulayan bir vicdan çağrısı olan paylaşımında alıntı yaparak son veriyorum

Güzeldik biz eskiden, çok eskiden. Yürekler iç içeyken. Bir lokma ekmeği bölüşürken. Acıyı, mutluluğu paylaşırken. Komşularımızın yanından selamsız sabahsız geçmezken. Menfaatsiz sevgiyi yürekten verirken. Güzeldik biz eskiden, ama çok eskiden.”