Bu yazının yanıt aradığı çok spesifik bir soru var: Hakkâri neden bu durumda? Bazıları eskiden kalma, bazıları yıllar içinde ihmal edilen, bazılarının ise coğrafi şartların getirdiği büyük problemlerimiz var.

Bu meseleler; anlık öfke patlamalarıyla, polemikler üzerinden yürütülen tartışmalarla ya da kırılgan
hassasiyetlerin gürültüsüyle ele alınabilecek türden meseleler değil. Tam tersine
süreklilik isteyen bir dikkat, veriye dayalı bir muhasebe ve en önemlisi de sahici
bir yüzleşme talep eden konulardır.

“Hakkâri’nin makus talihini değiştirecek asıl hamle; imar planlarının kâğıt
üzerindeki çizgilerden ibaret olmadığını, bu çizgilerin altında yatan jeolojik
gerçekliği, yani zemin etütlerini ve geoteknik yaklaşımları merkeze alan bir
şehircilik anlayışıdır. Sarp topoğrafyanın ve dinamik yer yapısının sunduğu
riskler, ancak mühendislik disiplininin yerleşik düzen planlarına tavizsiz bir
şekilde entegre edilmesiyle yönetilebilir. Ne yazık ki şehrin kaderi; teknik
vizyondan yoksun, liyakatsiz ve bu alanda hiçbir tecrübesi olmayan ellerde
âdeta eriyip gitmektedir. Bilimi ve liyakati dışlayan bu yaklaşım, Hakkâri’yi
modern bir kent kimliğine kavuşturmak yerine, mühendislik çözümlerinin
kâğıt üzerinde kaldığı, sahipsiz ve geleceği belirsiz bir yapı yığınına mahkûm
etmektedir.”

Hakkâri, 1999 yılına kadar yerel yönetimi düzen partileri olarak tabir edilen
sistem partileri eliyle yönetildi. 1999-2016 arası HDP çizgisi ve türev partileri,
2016 yılından beri de kayyum eliyle yönetilmektedir. Ne yazık ki kentin
kronikleşen sorunlarına hiçbir yönetim çözüm üretemedi. Şu söylenebilir:
Kayyum dönemlerinde devletin tüm imkânları kullanılabilir durumdaydı ancak
istenen düzeyde hizmet yapılamadı. HDP döneminde ise kaynak kullanımının
sınırlı olduğu gerçeğin kendisidir.

Yıllardır süren sorunlar; kanalizasyon şebekesi olmadığı için kanalizasyon
hatları Ketremasü Deresi ile Zap Suyuna bağlandı. Yıllar sonra Katı Atık
Entegre Tesisi kuruldu, yer tespiti doğru olmadığı için 13 Nisan 2026'da
heyelanla birlikte çöktü. İçme suyu kaynakları olan Berçelan ve Golan suları,
köy usulü sulama suyu arkları gibi direkt borulara bağlandı; yıllar yılıdır temiz
suya hasret bir kent var. İmar durumu bir türlü çözülemedi. Parselleme desen
kimse oralı bile olmadı. Vatandaşın rastgele yapı inşa ettiğini belediye görmedi

fakat yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni verdi. Elektrik, su abonesi yapıldı.
Şehrin ana yolları, ara arterler hiçbir zaman yol standartlarına göre yapılmadı;
mahalleler arası yollar vatandaşın insafına terk edildi, sonuç facia. İlimiz sıcak
asfaltla tanışalı henüz birkaç yıl oldu. Ancak kasislerden, çukurlardan
geçilmiyor.

Kent için yeşil alan düşünülmedi; Bu memleketin çocuklarının da diğer
şehirlerdeki çocuklar kadar eğlenme hakkı olmalı, denilerek çocuk parkı
yapılmadı. (Kayyum Cüneyt Epcim döneminde bir iki tane yapıldı.) Kaldırım
nedir bu şehir birkaç yıl öncesine kadar görmedi. Kaldırımlar yapıldıktan sonra
işportacılar, seyyar satıcılar ve pancarlılar tarafından işgal edildi. Yerel yönetim;
fuar, sinema günleri, tiyatro, panayır vb. kültür sanat adına bir faaliyette
bulunmadı. Şimdi bütün bu yapılamayan hizmetlerden sadece bir kesimi,
oluşumu ya da siyasi partiyi mi sorumlu tutacağız? Hakkâri hâlen şehirler arası
terminali, kapalı otoparkı ve sebze hali bulunmayan tek il olma özelliğini
taşıyor.

Bu eksikler hepimizin sakat anlayışının ürünü değil mi? Kentimizin sorunlarını
çözmek için fikir alışverişinde bulunduk mu? Bu memleket bir şehir
görünümüne sahip mi? Yoksa büyük köy görüntüsü mü veriyor? Köyden kente
göç edince zihinlerimizi de şehre taşımadık mı? Yaşam kültürümüz uygar bir
kent kültürüne benziyor mu?

“Hakkâri’nin geleceğini şekillendirecek olan büyük kamu yatırımlarının,
mühendislik biliminden ve liyakatten kopuk bir anlayışla yönetilmesi, şehrin
kaynaklarının âdeta bir karadelik gibi yutulmasına neden olmaktadır. Sadece
basit bir imar planı değil; tünellerden köprülere, barajlardan devasa
tesisleşme projelerine kadar her büyük yatırımın temelinde yatan zemin
etütleri, dinamik yük analizleri ve geoteknik modellemeler, bu alanda
uzmanlığı olmayan tecrübesiz kadroların elinde birer risk faktörüne
dönüşmektedir.

Mühendislik vizyonunun kamu harcamalarındaki bu
eksikliği, yapılan her yatırımın ilk doğa olayında atıl kalmasına ya da
yıkılmasına sebebiyet verirken; Hakkâri’nin kaderi, bilimi rehber edinmek
yerine liyakatsizliğin getirdiği "deneme-yanılma" yöntemlerine mahkûm
edilmektedir. Oysa bu sarp coğrafyada yapılacak her büyük yatırım, siyasi bir
gösterişten ziyade, milimetrik hesaplamaların ve teknik liyakatin ürünü olmak
zorundadır; aksi hâlde her yeni proje, şehrin yarınlarından çalınan yeni bir
kayıp olmaya devam edecektir.”

Eğer bir toplum; estetik inceliği, düşünce derinliğini ve kurumsal davranış
biçimini üretemiyorsa yaşam kalitesini artıramaz. Hakkâri'nin çok sayıda problemi varsa mesele artık tartışma değil, çözümdür. Çözüm sorumluluğu olanlar da bellidir. Bir şehrin mimarisi, o kentte yaşayanların zihniyet dünyasını ve yapısal
mahiyetini anlamanın açık göstergesidir. Ne pahasına olursa olsun bu coğrafya kentimize hizmet etmeyi öğretmiş olmalı
değil miydi!

Not: Bu yazının başlık ve teknik kısmına katkı sunan Harita ve İnşaat Yüksek
Mühendisi dostuma yürekten teşekkür ediyorum.