Düğünler... Çocukken ne büyük hevesle giderdik düğünlere. İlk defa yerli kıyafet giymenin ve halay çekmenin heyecanını yaşardık. Halayın başına ve ortasına asla alınmazdık. Her zaman halay sonunda bir çocuk ordusu halay çekmeye çalışırdık. Düğün herkes için eğlence ve mutluluk demekti. Bir çok insanın bir arada olduğu festival gibi bir şeydi.

Sağdıç evine gidileceği zaman heyecan artardı. Çünkü düğün evinde yarım kalan halay, yemek, kahkaha, eğlence orada devem ederdi. Gece damat ve yakın arkadaşları sağdıcın evinde kalırdı. Kınalar yakılırdı. Orkestra olmadan saf sesle şarkılar söylenirdi. O şarkılar insanın içine işlerdi.

Kamerası olan şanslıydı. O anlar ölümsüzleştirilecekti. İnsanlar kameraya bakmaya çekinirdi. Kamera kendisine doğru geldiğinde yüzünü çevirirdi utancından. Kamera gelin ve damadı çok çekmezdi. Gelinin yüzü açılmazdı düğün boyunca. Fotoğraf çekimi içinse fotoğraf stüdyolarına gidilirdi. Gelin de damat da çekingen ama mutlu olurdu.

Gelinliği çok nadir kadın giyerdi. Genellikle kültürümüz olan hirzak giyilirdi. Böylece gelin kendini şehrine ve kültürüne daha ait hissederdi. Kına günü gelin tek yerli kıyafet giyerdi. Kadınlar çok talepkâr olmazdı. Kimse de kendini mahcup hissetmezdi.

Bir zaman sonra bir şey oldu. Düğünler mutlu etmemeye başladı. Her gün yüzlerce düğün yapılmaya başlandı. Talepler arttı. Kıyafetler bile yöresellikten çıktı. Kültürümüze dair olan birçok şeyden utanılmaya başlandı. Şu söz çok da güzel oturdu "eski köye yeni adet". Herkes her şeyi alenen yaşamaya başladı. Bekarlığa veda partileri sosyal medyada paylaşıldı.Her şey herkes tarafından bilindi görüldü.

Sanki herkes kendisinden bir önceki evlenene ya da başka birine nispet etmek yarışında. Kimse mutlu olmak için evlenmiyor gibi. Her anlarını çekip, çektirip herkesin izleyeceği şekilde servis ediyorlar. Bir gün içinde iki elbise değişimi yapılıyor. Kültürümüzde olmayan çoğu şeyi varmış gibi gösteriyorlar.

Çoğu kadın başta altın olmak üzere birçok konuda taleplerde sınır tanımıyor. Burada sadece kadını günah keçisiseçmek de acımasızlık olur. Sevgililik durumunda kadının her dediğine evet diyen erkek, düğün zamanı önünü alamadığı taleplerle karşılaşıyor. Sonra da şikayetler artmaya başlıyor. Eğer bir sorun varsa her iki taraftan doğmuştur. Garip bir şekilde damatlar da kendilerinden çok söz edilsin diye ciddi çaba sarf ediyorlar. Tamam en zengin, en yakışıklı, en sensin.

Özenilen hayatlar bizim değil. Kültür diye bize servis edilenlerin hiçbiri bizi yansıtmıyor. Çok altın, çok ev eşyası, çok elbise, çok pahalı gelinlik, çok pahalı kuaför istenilince mutlu olunmuyor. Birkaç bin liralık gelinlikle de mutlu olunur. Borçsuz alınan az altınla da düğün yapılır. Eğer amaç mutlu olmaksa herkes üzerine düşeni yapmalı.

Şu cümleyi çok duyuyoruz "amcamın dayımın halamın kızına çok yapıldı. Bana daha iyisi yapılsın". Evlilik bir gösteriş değil. Başkalarına nispet yapılacak oyun değil. İstekleri karşılamadığı ya da karşılanmadığı için ayrılan çok çift oldu. Bunların yaşanması ne yazık ki çirkin ve üzücü.

Sosyal medyaya fotoğraf ve video yüklemek yarışına girmekten, düğününün tadını çıkaramayan çiftler var. Kendi düğünü daha çok konuşulsun diye borç batağına giren çiftler var. Düğün bitti. Birkaç gün konuşuldu. Tamam en sensin işte. Ya sonra... Başlıyor tartışmalar. Çünkü borçlar dağ gibi. Borçları düşünen birinin uykusu da huzuru da yoktur.Tam da demek istediğim şey bu işte. Huzurlu bir hayat için evlenin. Başkasının sizin altınlarınız, düğününüz, kıyafetizi konuşacak diye evlenmeyin.

Bekarlığa veda partisi yapmak isteyen yine yapsın. Evlilik teklif etmek isteyen yine etsin. Fotoğraf çekmek isteyen yine çeksin. Fakat kişiye özel olsun. Kültürümüzü koruyarak ve kendimize daha saygı duyarak yapılsın.