Hakkâri denilince akıllara gelinmesi gerekenler nedir diye sorsam çok fazla cevap çıkar. Kimine göre çok eski bir yerleşim yeri. Kimine göre geçit vermeyen dağlar. Kimine göre geleneklerine sadık bir halkın yaşadığı şehir.

Kimine göre ise imkânsızlıklarla dolu bir şehir. Hepsi de doğru. Hatta örnekleri çoğaltabiliriz. Benim burda Hakkâri’nin tarihinden söz etmeye niyetim yok doğrusu. Çoğumuz hakimiz tarihe zaten.

Fakat son yaşananlara değinmeden edemeyeceğim. Bir halka nasıl olur da sağır dilsiz olunur. İşte bunu en iyi şekilde yaşadık. Seçtiklerimiz seçmeye çalıştıklarımız başta bulunanlar… kimsenin bizi duyduğu gördüğü yok. Sizce de çok garip değil mi bu durum.

Yollar çökmüş insanlar çaresiz durumda. Ve bu durumu düzeltmek için zamanla yarışılması gerekir.
Bizim olan bizden alınıyor ve sonra lütufmuş gibi bize sunulmak isteniyor. “İnsanca yaşamak hakkımız değil mi” ne kadar acı bir soru.

Bizi bu söze mahkum edenler neden sessiz. Hababam Sınıfı filminde öğretmen içeri girer “ooo bakıyorum da sesiniz hiç çıkmıyor” diyor çünkü sınıfta kimse yoktur. Ve bizim öğretmenlerimiz (siyasiler STK’ler düğünlerde boy gösterenler) bizim Hakkari’de nasıl bir eziyette olduğumuzu görmek istemiyorlar mı?

Düzenin değişmesini isteyen yok kabullendik en acısı da bu zaten. Fakat hakkımız olan yolumuzu suyumuzu verin bari. Bir şehrin tek çıkış kapısı yok. TEK ÇIKIŞ KAPISI resmen şehrin anahtarı Zap’a düştü. Kapı kilitli bir şehir içerde mahsur kaldı. Acı olduğu kadar komik bir durum.

Amacım çözüm önerileri sunmak değil. Ben vali, belediye başkanı, mühendis, mimar karayolları şefi değilim. Çözümler benim ya da başkasının işi değil. Hakkımız olan sağlam, doğru stratejilerle yapılmış yola kavuşmak.

Bu arada aklıma takıldı Hakkari’nin mi Denizli’nin mi horozu meşhur. Genel kültür bilgi karmaşası yaşıyorum şu an.