Bu ülkede bir korku ikliminin hâkim olduğu herkesin malumu. Bu nedenle toplumu derin bir umutsuzluk sarmış durumda.

Dolayısıyla hemen herkes kendi yalnızlığı içine gömülmüş ve siyasete dair umutlar sönmüş vaziyette. Ülkenin içinde bulunduğu bu cenderede bir çözüm süreci de konuşuluyor.

Bu ülkede yaşayan herkesin gelecek hayallerini yıkıma uğratan, adaletsizliklerin vicdanları yaraladığı bir dönemde bu meselenin gündeme gelmesi sıradan bir olay değildir. Ülkenin en hassas meselesinin çözüm aşamasında beklentiler yüksek. Ancak konu hakkında tarafların soruna yaklaşım tarzı tartışmalı.

Bu konuda Kürt siyasal hareketinin sönük kaldığı dillendiriliyor. Elhak bu doğru bir eleştiri. DEM ve türevi partiler baskıların pençesinde kaldığı, birçok siyasetçisi cezaevinde ya da diasporada sürgün hayatı yaşadığı için bu siyasi oluşum siyasi işlevliğini, yönetme performansını, sorun çözme kabiliyetini büyük ölçüde yitirmiş durumda.

Dolayısıyla bu siyasi hareketin sönük bir politika yürütmesi anlaşılır bir şey. Fakat sürekli dillendirdikleri Öcalan'a statü kazandırma politikası sığ bir yaklaşımdır. Kürtlerin geleceğini ve statü sahibi olmalarını talep etmek, herkesin statüsünden çok daha kıymetlidir. Kürt meselesinin çözümü için bu kez bir ihtimal belirdi. Devlet bu meseleyi hedefe ulaştırmakta kararlı görünüyor.

Zira tarihsel koşullar, küresel ve bölgesel gelişmeler bu sorunun çözümünü her zamankinden daha zorunlu kılıyor. Siyasetin bitkisel hayata girdiği bir ortamda yine de bu problemi çözebilme ihtimali kıymetlidir. Bölgesel gelişmeler ışığında Abdullah Öcalan'a istihbarat üzerinden bir rol biçildiği ve kendisine biçilen role intibak ettiği görülüyor.

Dolayısıyla Kürt hareketinin Öcalan ile devlete eklemlendiğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Ve görüldüğü kadarıyla devlet meselenin güvenlik boyutunu çözmeyi esas alıyor! Kürtlere herhangi bir statü verilmeden PKK'yı silahsızlandırmayı yeterli gören bir anlayış hâkim. Çözüm sürecinin bu paradigma üzerinden yürütülmek istendiğini görmek bir kehanet değil. PKK'yı silahsızlandırmak iyi bir manevra olabilir fakat sorunun çözümü için yeterli olmadığı aklı başında herkesin malumu.

Barış ve silahları bırakmak ulvi kavramlar ama bunların demokrasiye, hukuk devletine ve ifade hürriyetine doğrudan bir etkisi olmuyor. Kürtlere statü verilmeden PKK'ya silah bıraktırarak Kürt sorununu çözeceğinizi varsayarsanız yanıldığınızı da görürsünüz. Çünkü tarih ve siyaset bilimi böyle bir çözüm sürecinin asla tam bir çözüm getirmeyeceğini söyler. Bu tarihsel bir hakikatin ifadesidir. Evet, silah bıraktırmak siyasetin başka araçlarla devamıdır ama Kürt meselesinin sadece silah bıraktırmakla başarıya ulaşamayacağını da bilmeniz gerekir.

Peki, Kürtler Ne İstiyor? Kürtler kendilerini tanımlayan bir statü istiyor. Kimliklerine anayasal güvence istiyor. Ana dilde eğitim istiyor. Yerleşim yerlerinin Kürtçe isimlerinin iadesini istiyor. Eşitlik temelinde yurttaşlık istiyor. Demokrasi istiyor. Güçlü olmak, her şart altında gücünüzü etkiye çevirebileceğiniz anlamına gelmez. Güçlü devlet; meşruiyet üreten, vatandaşı ile aidiyet duygusunu güçlendiren, temel haklarını teslim eden ve sorunlara rasyonel yaklaşan devlettir.

Karşınızdakinin eylemini kısıtlayabilirsiniz fakat fikrini, aklını, düşüncesini kontrol altına alamazsınız. Silahlar bırakılırken siyaseti güçlendirmeniz, vatandaşlarınızın anayasal haklarını koruma altına almanız gerekir. Asıl mesele silahsızlandırma etrafında dönen tartışmalar değil, silahsızlandırma sonrasının belirsizliğidir.

Silahsızlandırma sağlansa bile süreç kaçınılmaz biçimde kendi sınırlarına ulaşacak ve ertelenmiş soru yeniden gün yüzüne çıkacaktır: Silahların bırakılmasından sonra ne olacak? Bu sorunun cevabı teknik değil, siyasal bir cevap olmalıdır. Sonuçta mesele yalnızca bir örgütün bitmesi değil, Türkiye'nin Kürtlerle nasıl bir siyasal ilişki kuracağı meselesidir.

Normalleşme iktidarın bir kararı ve niyet beyanı ile gelmez; Kürtlere statü, anayasal vatandaşlık ve kimlik hakkı tanımı ile süreç inşa edilir. Bu süreç yalnızca örgütün sınavı değil, devletin ve iktidarın da sınavıdır. Demokrasi ve hukuk; silahların bırakıldığı bir zeminin kalıcı olması, iç barışın inşa edilmesi için elzemdir. Çözüm için çoğu zaman en büyük engel karşı taraf değil, kendi korkularımızdır.