Hiç kuşku yok ki siyasi tutumlarımızı yalnızca ideolojik tercihler değil, birtakım derin psikolojik ihtiyaçlar da şekillendirebiliyor.

Hakkâri’nin tıkanan ve vasatı aşamayan yerel siyasetini bu makalenin hacmiyle mütenasip değerlendirmeye çalışacağım.​Her şeyden önce kentimizin sorunlarını konuşabilmek için savunmacı bir yaklaşım değil, sorgulayıcı ve eleştirel bir yaklaşım sergilememiz gerektiğini bilmemiz gerekiyor.​

Bu kentte siyasal zihnin ürettiği sorunlar çözülmediği için zuhur eden yapısal sorunlar da gittikçe derinleşmiş ve kökleşmiş durumda. Öncelikle bu zihinsel tıkanıklığı aşmamız lazım. Mesela yerel siyasete katılım üzerinden baktığımızda durum hiç de iç açıcı değil.

Bu şehirde eğitimli, donanımlı mimar, mühendis, sosyal bilimci, avukat ve çok sayıda eğitimci var. Kimi zaman milletvekili, kimi zaman belediye başkanı ama genellikle belediye meclis üyeleri ve il genel meclis üyeleri neden eğitim düzeyi düşük olan kişilerden seçilir? Bu meyanda bir tercihin makul bir izahı olabilir mi?

Bu kişiler iyi insan olabilir ama eğitim eksikliği nedeniyle sağlıklı ve faydalı proje üretecek yetkinlik ve yeterliliğe sahip değiller. Hakkâri’nin imar planı, içme suyu sıkıntısı, yeşil alan yokluğu, park yetersizliği, çarpık yapılaşması, yolları bu tercih ve zihniyetin aynası değil mi? Bu fasit daireden çıkmak zorundayız…​

Tartışmaların merkezinde siyasi ikbal hesapları yapılırken, hayatın içinde Hakkâri’nin sorunları çözülemez. Duygu yüklü sloganlar dışında derinlikli bir vizyona temayüz edenler bu kentin sorunlarını çözüme kavuşturma salahiyetine sahip olabilir.​Enkazın içinden çıkabilmenin yollarını aramalıyız.

Bu da ancak eğitimli, konunun uzmanı, liyakat sahibi kişiler ile mümkün olacaktır.​Bu şehirde salt muhalif öfkeyle, sağlıksız ve temelsiz tartışmalarla sorunlar çözülemez. Bu şehir ancak sahici ve bilimsel bir yaklaşımla inşa edilebilir. Bu yetkinliği ihtiva eden manevra alanını aşacak çok daha yaratıcı ve etkili stratejilerin teksif edilmesi kaçınılmazdır.​

Bir başka mesele: Hakkâri dışında yaşayan Hakkarili aydın ve iş insanlarının kentle ilişkisinin eksikliğidir. Bu iki kesim kentin ekonomik ve kültürel hafızasına katkılar sunabilirdi. Maalesef bugün bu iki kesim ile kent arasındaki bağ kopmuş durumda. Birbirimizden habersiz, birbirimizi duymadan yaşıyoruz.

Oysa bu toprakların çocuğu olan bu iki kesimle kurulacak güçlü bir bağ; ekonomiden kültüre, eğitimden kalkınmaya, yerel yönetimden şehirleşmeye kadar birçok konuda iyileştirici katkı sunmayı mümkün kılabilirdi. Bu işe öncülük etmek evvela yerel siyasetçilere düşer. Bunun için de güven veren bir dil ve sağduyulu bir yaklaşım olmalı.

Kentimizin ikbal avcıları ve orta sınıf kasaba politikacıları çok yönlü bu terkibi idrak edebilmeli!​Bugün Hakkâri’nin sembolik açıklamaların ötesinde köklü sorunlarına bilimsel çözüm yolları aramak elzemdir. Bunun için de siyasi kaygılardan uzak, ideolojik yaklaşımlardan arınmış geniş katılımlı bir çözüm masası kurulmalı.

Valilik, Belediye, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, AFAD İl Müdürlüğü ile birlikte siyasi partiler, akademisyenler, vakıf ve dernekler, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, sendikalar, işin uzmanı ve teknik yeterliliği olan kişiler aynı masanın etrafında oturabilmelidir.

Aynı simalar, tekrar edilen konuşmalar yerine yeni simalar yeni şeyler söylemeli; liyakat ve ehliyet sahibi kişiler teknik katkıda bulunmalı.​Bu topraklarda daha iyi bir gelecek kurmak için emek veren; itirazı, sözü, iddiası ve önerisi olan, hayal kuran, ifade gücü yüksek herkes bu süreçte yer almalı.​

Aynı şehirde yaşayan, aynı havayı soluyan, aynı otobüse binen insanlar birlikte düşünmeli. Birlikte çözüm üretebilmeli...​Bu işin stratejisi geçmiş mağduriyetler üzerinden değil, kentin geleceğini inşa etmek üzerine kurulmalı.​Ezcümle; Hakkâri yıllardır aynı sorunlarla yüz yüze…

Bu sebeple klişe olmuş cümlelerle yol yürüyemeyiz. Bu kentin tekrar eden sözlere değil; yatırıma, üretime, istihdama ve kalkınmaya ihtiyacı var.