Hakkâri'nin Kırıkdağ köyü Bala Yaylası'nda, 14 Temmuz'da Süpha Dürek Zirvesi'ne yaptığı tırmanış sırasında kaybolan Bursalı dağcı Yüksel Işık'ın cansız bedenine günler sonra ulaşıldı.

Yüksel Işık, Bursa'dan bir dağcı arkadaşıyla Hakkâri'ye gelmişti. Arkadaşı zirvenin yarısından geri döndü. Işık ise tek başına yoluna devam ederek zirveye ulaştı. Zirvede ailesiyle görüntülü görüştü ve ertesi gün arkadaşıyla belirledikleri noktada buluşacağını söyledi. Ancak o buluşma hiç gerçekleşmedi.

Başlatılan arama çalışmalarına AFAD, JAK, UMKE, itfaiye ekipleri, güvenlik korucuları, yerel rehberler ve farklı illerden gelen uzman dağcılar katıldı. Günler sonra yaklaşık 3 bin 894 metre rakımda ipleri ve teknik malzemeleri bulundu. Ardından aynı bölgede cansız bedenine ulaşıldı.

Ölüm nedeninin adli incelemelerle netleşmesi bekleniyor. Ancak yaşanan süreç, arama kurtarma organizasyonunun işleyişi açısından ciddi biçimde tartışılmayı hak ediyor.

Yüksel Işık'ın cenazesine ulaşanlar, onlarca araç, drone ve teknik ekipmanla bölgede görev yapan profesyonel ekipler değil; Kırıkdağ köyünden Hüseyin Akdoğan ile Hacı Adıyaman oldu. Bu tablo, Hakkâri'nin zorlu coğrafyasında yerel bilgi ve deneyimin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Kurtarılabilirdi. Çünkü Yüksel Işık'ın rotası belliydi. Onunla yarı yola kadar giden arkadaşı yerini gösterdi ve söyledi. Yüksel bey çığ altında kalmamıştı. Güvenlik önlemlerine gerek yoktu. Yüksel bey sadece dağda asılı kalmıştı. Belki buz kramponları olmadığı için kayıp düşmüştü. Aynı gün vakit kaybetmeden ulaşılabilirdi. Ama Bursa'dan profesyonel ekipler istendi ve beklendi.

Hakkâri'nin dağlarını, geçitlerini ve vadilerini en iyi tanıyan insanlar o coğrafyada yaşayan köylülerdir. Buna rağmen arama çalışmalarının ağırlıklı olarak bürokratik prosedürler ve merkezi organizasyon anlayışıyla yürütülmesi, zamanın etkin kullanılmasını engellediği yönünde güçlü bir kanaat oluşturdu. Böylesine kritik olaylarda yerel halkın deneyimi ikinci plana itilmemeli, aksine operasyonun en önemli unsurlarından biri haline getirilmelidir.

Paylaşılan görüntülerde Yüksel Işık'ın cenin pozisyonunda bulunduğu görülüyor. Bunun ne anlama geldiğini ancak resmi raporlar ortaya koyacaktır. Ancak bu görüntü, ağır yaralanmasının ardından bir süre yaşam mücadelesi vermiş olabileceği ihtimalini kamuoyunun gündemine taşıdı. Bu nedenle arama çalışmalarındaki her saatin ve her kararın önemi daha da büyüyor.

149521

Bu olayın bir diğer yönü ise Hakkâri'deki doğa ve dağcılık camiasının ortaya koyduğu tutumdur.

Yıllardır aynı dağlarda birlikte tırmanış yapan, aynı kampları paylaşan, aynı zirvelerde fotoğraf veren insanlar, Yüksel Işık'ın yaşam mücadelesinde beklenen dayanışmayı gösteremedi. Resmî organizasyonun dışına çıkmayan, inisiyatif almayan ve tüm süreci uzaktan izleyen anlayış, dağcılık kültürünün temel değerleriyle bağdaşmıyor.

Dağcılık yalnızca zirve yapmak, sosyal medyada fotoğraf paylaşmak ya da yeni rotalar keşfetmek değildir. Dağcılık, zor zamanda arkadaşının yanında olabilmek, risk alabilmek ve dayanışmayı her şeyin üzerinde tutabilmektir.

Yıllardır Hakkâri'de faaliyet gösteren doğa dernekleri, enerjilerini ortak bir profesyonel arama-kurtarma kültürü oluşturmak yerine kendi içlerindeki ayrışmalarla ve bireysel başarı hikâyeleriyle tüketti. Oysa bu kent, Türkiye'nin en zorlu dağlarına sahip. Böyle bir coğrafyada güçlü, eğitimli ve birlikte hareket edebilen bir gönüllü dağ kurtarma yapılanması çoktan oluşturulmuş olmalıydı.

Yüksel Işık'ın ölümü yalnızca bir dağ kazası değildir. Aynı zamanda koordinasyon eksikliğinin, yerel tecrübenin yeterince değerlendirilmemesinin ve dağcılık camiasındaki dayanışma kültürünün sorgulanması gereken acı bir örneğidir.

Bir insanın hayatı söz konusu olduğunda hiçbir kurum, hiçbir prosedür ve hiçbir kişisel hesap, zamanla yarışmanın önüne geçmemelidir. Bu acı olaydan çıkarılacak en önemli ders; Hakkâri gibi zorlu bir coğrafyada arama kurtarma anlayışının yerel bilgi, gönüllü dayanışması ve hızlı karar mekanizmalarıyla yeniden şekillendirilmesi gerektiğidir.

Yüksel Işık geri gelmeyecek. Ancak onun ardından yapılacak en doğru şey, yaşanan ihmal iddialarını ciddiyetle değerlendirmek, eksikleri görmek ve aynı acının bir başkasının yaşamında tekrar etmesine izin vermemektir.