İncil’in anlatımına göre Filistin tarihte bir Kenan şehriydi. Fenike, Filistiya ve İsrail oğulları (Hz. İshak’ın) soyuna vatanlık etmiş.

Filistin’in hikayesi Hamas ve Gazze’den ibaret değil. Filistinlilerde hepimiz gibi hayalleri, umutları, hırsları, hüzünleri, neşeleri, zevk ve öyküleri, en önemlisi bağımsız bir devlete olan özlemleri vardır.

İsrail devleti 1948 yılında kuruldu. El Fetih 1957’de Yasir Arafat tarafından kurulmuş. Hamas 1987’de kuruldu. Filistin için en büyük felaket, 1967 Arap-İsrail arasında vuku bulun 6 gün savaşı ile başladı. Bu savaşın ardından İsrail topraklarını üç kat genişletti. 1967 savaş öncesi Ürdün’ün kontrolünde olan Kudüs, İsrail’in denetimine geçti. Bundan sonra Filistinliler kendi topraklarında esir muamelesi gördü. İsrail nüfusunun %25’i Araplardan oluşuyor. Çoğu Filistinli 15 bin civarında Hıristiyan, Kudüs’te yaşıyor. Bu rakam 1967 öncesi 27 bindi. Yaşanan çatışmalar nedeniyle, Hıristiyan nüfusun büyük bir bölümü ülkeden ayrıldı. Aslında İsrail, hem inançlara hem de insanlığın ortak değerlerine saldırıyor. Dini ideoloji haline getiren tüm otoriteler aynı zamanda insanlığın düşmanı olmaktadırlar. İsrail Filistin münasebeti yalnızca bu iki halkın münasebeti olmaktan çok iki ayrı medeniyetin münasebeti olarak okumaya müsait.

1987’de başlayan intifada eylemleri sonucu, 1988’de Filistin devleti kuruldu. Bu aslında iki devletli bir çözüme giden yol olarak anlamak lazım. Sonrasında ADB’de taraflar arası yapılan müzakereler sonucu İsrail ve ABD, tarafından FKÖ Filistin halkının meşru temsilcisi olarak kabul edildi. İsrail işgal ettiği Gazze ve Güney Lübnan’dan çekildi. Batı Şeria’da özek bir Filistin devleti kuruldu.

Filistin tarafında “sağ” kanattaki Hamas ve İslami Cihad, “sol” taraftaki FHKC gibi örgütler, FKÖ kontrolünde bir siyasi yapıyı kabul etmediler. Dolaysıyla “Filistin davası” iktidar çekişmelerine sahne oldu. Bu süreçte, İsrail adına Oslo görüşmeleri yürüten ılımlı İsrail başbakanı İzak Rabin Siyonist bir tetikçi tarafından öldürüldü.

Kudüs, üç dinin kutsal mekanı. Hıristiyanlar için Hz. İsa’nın carmıha girdiği ve yeniden dirildiği yer. Yahudiler için iki Yahudi tapınağına ev sahipliği yapan eski başkent. Müslümanlar içinse Hz. Muhammed’in göğe yükseltildiği yer ve Müslümanların ilk kıblesi ve kutsal şehir.

Bir Filsitinli, Gazze’den yada Batı Şeria’dan başka bir yere gitmek istediğinde tüm ulaşım yolları kendilerine kapalı. Filistin’deki çaresizliği insanların gözlerine bakmadan da anlayabilmek mümkün. Buna karşılık bir korkuyu başka bir düzeyde İsrail’de de görmek mümkün. Her an bir bomba, yada intihar saldırısıyla yaşamak hakim.

Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’te yaşayan Filistinlilerin çoğu Müslüman Filistin meselesi insanlığın ve vicdanların ortak meselesi. Hakkı, hukuku ve yaşamları çalınmış toprakları işgal edilmiş, ibadet özgürlüğü gasp edilmiş bir halkın adalet arayışı ve davası. Ancak Yahudileri lanetlenmiş bir kavim olarak görmek, doğru değil. Çok sayıda Yahudi, Filistinlilerin haklı davasını savunmakta. Hatırlatmakta fayda var Filistin kurtuluş örgütünün önde gelen yöneticilerinden Hannan Aşravi bir Hıristiyan. Uluslar arası platformlarda Filistin’in en önemli temsilcisi ve destekçisi. Dolaysıyla aslında Filistin davası tüm inançların hak hukuk davasıdır. “ Tarih boyunca gelen dinin tek olduğu ve insanların aynı babadan geldikleri inancının yansıması, Ehl-i Kitap olarak tanımlanan Yahudiler ve Hıristiyanlar kadar, Sabiiler (Bakara, 2/62) gibi politeist (çok tanrıcı) toplumlarında dışlanmamasını gerekir.” (a.g.e) Müslümanların karşı çıkması gereken Yahudi dini değil, Siyonizm olmalıdır. Çünkü Siyonizm bir din değil bağnaz bir ideolojidir. Dindar Yahudilerde Siyonizm’e karşıdır. Nitekim ABD’de yaşayan bir grup Yahudi Gazze’deki soykırıma karşı çıkarak saldırıların durdurulması amacıyla Kongreyi basma cesaretini göstermişlerdir.

İsrail devletinin siyasi ve hukuki anlamda varlığı meşru kabul edilebilir, ancak kurulduğu günden beri sürekli Filistin topraklarını işgal etmesi, şiddet kullanması devlet terörü estirmesi savaş suçudur, aynı zamanda insanlığa karşı suçlar kapsamındadır. Dolaysıyla İsrail devletinin yaptıkları ne meşru nede ahlakidir. Vicdan sahibi hiç kimse bu barbarlığı hoş göremez. Filistin halkının bu zorbalığa karşı direnme hakkı vardır. “Sivil itaatsizlik” Filistin halkının meşru savunma hakkıdır. Ancak terör haklı mücadele yöntemi olarak benimsenemez. Bugün birçok batılı ülke İsrail’e destek verirken, Filistin’e sivil oluşumlar dışında açıktan destek veren kimseler yok. Nitekim hiçbir ülkede siviller İsrail’e destek eylemi yapmadı, ama onlarca ülkede Filistin’e destek eylemi yapıldı-yapılıyor. Tüm emperyalist güçler İsrail’e destek çıkarken Filistinlilerin destekçileri sivil halktır.

“Gördüm ki, bizim diyarda Filistin’deki mağduriyetle ilgili maalesef bir “Pazar” oluşmuş. Siyaset başta olmak üzere bu işin ekmeğini yiyenler var ve bu meselenin ara ara alevlenmesi bazıları için meselenin çözüme kavuşmasından daha kullanışlı gözüküyor.” (Filistin’in Meselesini Kimler Çözebilir?, Metin Karabaşoğlu, Serbestiyet.com, 24.10.2023)

Hülasa; Ezilenlerin şiddeti ile egemenlerin şiddeti eşitlenemez. Ancak Filistin meselesi ağıt yakarak da çözülemez.