DAHA PİŞİYORUZ KAYNAMADIK
Hala medeniyet beşiğinde pişiyoruz. Daha kaynayamadık.
İçinde pişip kaynadığımız medeniyetten uzaklaşıp unuttuğumuz, terk ettiğimiz medeniyet beşiğinin medeniyetini hala bulamadık.
İşini bırakıp kardeşinin aciliyetine koşan; hep ben hep ben değil imeceye, kaynaşmaya, pekişmeye koşanların izini bırakıp, ben ben ben yine de ben doyumsuzluğuna doyamadık…
Kışı afete çeviren, bir anda ve aniden kısa bir süreliğine de olsa hizmetlerin aksamalarına sebebiyet veren kar yağışları esnasında tüm yolların aktif kalmasına, bir an önce aciliyetlerin giderilmesine canla başla çalışan yol açma ekiplerin ardında… Özelde mahallelerde evlerin patika yol karlarını yanlara atmak yerine açılmış, temizlenmiş, aktif duruma getirilmiş caddeye doldurup araçların geçişlerini zorlaştırarak, kul hakkına girmeden, zararsız olamaz mıyız?
Tüm evlerimizi yollara sıfır yapmışız. Yetmiyor, operatörlerin muavinliğine soyunup, evimin önünde ki kar kütlesini buradan götür, buradan uzaklaştır… Sanki o dev kar kütleleri operatörlerin şahsi malı…
Aciliyet yolların öncelikle aktifleştirilmesindedir. Yol genişletme, kar taşıma ve benzeri çalışmalar sonra ki aşamalardır. Ne zaman bunları idrak edersek medeni olmuşuzdur.
Hastane, kurum veya sitelerimizde asansör beklerken asansör çağrı tuşuna basıp, tuş ışığının yandığını gösteren ve devreye girip sırayla kademe kademe(kat kat) geldiğini bilmemize, görmemize rağmen; elimizi tuştan kaldırmamamız yâda zırt pırt tuşları basılı tutup hor görmelerimiz,
Çöplerimizi verilen saatler arasında çöp noktalarına yerli yerinde bırakmak yerine 8 metre kala uzaktan nokta atışı, çevreye yayılan, yarısından fazlası sıvı dolu çöp poşetlerimiz,
Wc’lerimizi evlerimizin en hijyen yerlerine çevirirken; hastane ve diğer kurumların WC’lerinde ki fayans ve kapılarını pislik desenleri ve sigara yanıklarıyla kirli görünümüne yer vermelerimiz,
Soba, kalorifer küllerimizi torba yerine, yolun kenarına, ortasına gelişi güzel dökmemiz, en ufak bir yağışta insanlara ne denli bir eziyet olacağını hesap etmeme şuursuzluğumuz,
Koltuklarımızı darbelere karşı kat kat kılıflarla korurken kamu hizmetindeki araçların, hastane vb. kurumların koltuklarını kullanılamaz hale getirişimiz,
Öz evimizde her türlü titizliğe ehemmiyet verirken, şehrimizin evinde sigara izmaritlerimiz, çikolata poşetlerimiz, meyve suyu kutularımız, çikleti pinpon topu yapıp yerlere savurmalarımız,
Kendi malına nöbetçi, kamu ve komşu malına düşman gözü ve yaklaşımıyla yaklaşımlarımız,
“Ben kazanayım, üstte ben olayım, ben kalayım, ben düşmeyeyim bana ne kardeşimden” anlayışlarımız…
Hala ben “BEN”deyiz, ne zaman ben “BİZ” olursak, düşünürsek, düşlersek, hayal edersek bunlarla kalmayıp hayatımıza idrak edersek bu bilinç, şuur ve bilgiye kavuşursak o zaman biz kazanacağız. Aksi takdir de ben hep kaybetmeye, medeniyete ulaşmamaya ve hep geride gelmeye devam ederiz…
Değersiz, kıymetsiz görünen; lakin hayatın merkezinde olan bu tür eserler dört duvarlı okullarda verilmez. Her yeri eğitim kokan hayat (ebeveyn okulunda) verilir yada öğrenilir...
Ya biz kazanacağız ya neslimiz kaybedecek!
Selam ve dua ile…