2026 yılının ortasında, teknolojinin insan hayatının her alanını dönüştürdüğü, şehir yönetimlerinin akıllı sistemler üzerinden yeniden tasarlandığı bir çağda, Yüksekova'nın gerçeği insanın yüzüne ağır bir koku gibi çarpıyor.
Bir yol kenarında yükselen çöp yığınları.
İş makineleri.
Çöp kamyonları.
Toprağa, havaya ve insan hayatına yayılan ağır bir kirlilik.
Ve bütün bu manzaranın karşısında derin bir sessizlik.
Asıl rahatsız edici olan yalnızca çöplüğün görüntüsü değil.
Asıl rahatsız edici olan, bu görüntünün artık olağanlaştırılmaya çalışılması.
Yüksekova insanının burnuna sinen koku kadar ağır olan başka bir şey daha var.
O da yıllardır büyüyen kurumsal sessizlik.
Bir kentte çöp sorunu ortaya çıkabilir.
Altyapı yetersiz kalabilir.
Tesisler zarar görebilir.
Kamu hizmetlerinde aksama yaşanabilir.
Fakat sorun süreklilik kazanmışsa, görüntü her gün biraz daha ağırlaşıyorsa, yurttaş aynı kokuyu solumaya devam ediyorsa, mesele artık teknik bir aksaklık olmaktan çıkar.
Orada yönetim anlayışı sorgulanır.
Orada siyasi irade sorgulanır.
Orada bürokratik mekanizmaların işleyişi sorgulanır.
Orada kamu sorumluluğunun nereye kadar uzandığı sorgulanır.
Çünkü kamu yönetimi, sorunları birbirine havale etme sanatı değildir.
Bürokrasi, sorumluluğu dosyalar arasında dolaştırmak değildir.
Siyaset, seçim dönemlerinde yurttaşın kapısını çalıp sonrasında kentin gerçeklerinden uzaklaşmak değildir.
Yönetmek, ortaya çıkan sorunun karşısında sorumluluğu üstlenmek ve çözümü ortaya koymaktır.
Yüksekova'da yaşanan tablo, yalnızca çevre kirliliğinin görüntüsü değildir.
Bu tablo, yıllardır ertelenen kamusal ihtiyaçların açık bir göstergesidir.
Çöp yığını büyürken toplantılar yapılabilir.
Raporlar hazırlanabilir.
Kurumlar arasında yazışmalar sürdürülebilir.
Yetki tartışmaları yapılabilir.
Sorumluluk başka makamlara aktarılabilir.
Bütün bunlar devam ederken yurttaş aynı havayı solur.
Çocuklar aynı yollardan geçer.
Esnaf aynı kokunun içinde kepenk açar.
Mahalleler aynı kirliliğin çevresinde yaşamını sürdürür.
Kamu yönetiminin dili dosyalarda dolaşırken hayatın dili çok daha açıktır.
İnsanlar nefes almak istiyor.
İnsanlar temiz bir çevrede yaşamak istiyor.
İnsanlar yaşadıkları kentin çöplük görüntüsüyle anılmasını istemiyor.
Talep edilen şey ayrıcalık değil.
Lüks değil.
İmkânsız bir beklenti hiç değil.
Talep edilen, insan onuruna yaraşır bir yaşam alanıdır.
Yüksekova'nın insanı bunu hak ediyor.
Üstelik mesele yalnızca bugünün görüntüsüyle sınırlı değil.
Bir kentin çevre sorunlarını yıllarca çözümsüz bırakmak, geleceğe yalnızca çöp bırakmak anlamına gelmez.
Sağlık riski bırakır.
Çevresel tahribat bırakır.
Toplumsal umutsuzluk bırakır.
Kamu kurumlarına karşı güvensizlik bırakır.
En tehlikelisi de çaresizlik duygusunu kalıcılaştırır.
Yurttaşın en ağır yükü kimi zaman çöp değildir.
Çözüm makamlarının sessizliğidir.
Kapısını çaldığı kurumun diğer kurumu işaret etmesidir.
Sorunun muhatabını bulamamasıdır.
Her açıklamanın ardından aynı görüntüyle karşılaşmasıdır.
Her sözün ardından aynı kokuyu solumasıdır.
İşte asıl çürüme burada başlar.
Çöp toprağın üzerinde birikir.
İhmal kurumların içinde birikir.
Sorumsuzluk makamların arasında dolaşır.
Sessizlik ise bütün bunların üzerini örter.
Yüksekova'nın bugün karşı karşıya kaldığı tablo, siyaset açısından da bürokrasi açısından da ciddi bir yüzleşme gerektiriyor.
Kimse yurttaşa yeni bir gerekçe anlatmak zorunda değil.
Artık somut bir çözüm ortaya koymak zorunda.
Kimse yeni bir açıklamayla yetinmemeli.
Tarih verilmeli.
Sorumluluk açıkça ortaya konulmalı.
Yapılacak iş açıklanmalı.
Ne kadar sürede yapılacağı söylenmeli.
Ve söylenen sözün hesabı tutulmalı.
Çünkü kamu makamları yalnızca yetki kullanmak için var değildir.
Kamu makamları, o yetkinin hesabını vermek için de vardır.
Yüksekova'nın insanları yıllardır birçok zorluğun içerisinde yaşamını sürdürüyor.
Coğrafya zor.
İklim zor.
Ulaşım zor.
Ekonomik şartlar ağır.
Bütün bu güçlüklerin üzerine bir de temiz çevre hakkının ihlal edilmesi kabul edilebilir bir yönetim standardı değildir.
Bir kentin kaderi, bürokratik ihmallerin toplamından ibaret olamaz.
Bir halkın yaşam kalitesi, kurumlar arasındaki yetki tartışmalarına terk edilemez.
Yüksekova'nın insanları, başka şehirlerde olağan kabul edilen hizmetleri ayrıcalık olarak görmek zorunda bırakılmamalı.
Temiz çevre bir ayrıcalık değildir.
Temiz hava bir ayrıcalık değildir.
Sağlıklı yaşam alanı bir ayrıcalık değildir.
Bunlar kamusal sorumluluğun en temel unsurlarıdır.
O hâlde artık şu sorunun açık biçimde sorulması gerekiyor.
Bu görüntünün sorumluluğu kimin üzerinde.
Ve daha önemlisi, bu sorumluluk ne zaman yerine getirilecek.
Yüksekova halkı bir açıklama beklemiyor.
Birbirine gönderilen resmi yazıların hikâyesini dinlemek istemiyor.
Kurumlar arasındaki yetki tartışmasını takip etmek istemiyor.
Yurttaş sonuç istiyor.
Temiz bir kent istiyor.
Temiz bir çevre istiyor.
İnsan gibi yaşamak istiyor.
Siyasetin görevi de tam burada başlıyor.
Kamu görevinin anlamı tam burada ortaya çıkıyor.
Bürokrasinin sınavı tam burada veriliyor.
Bir kentte sorun çıktığında makamların büyüklüğü, sorunun büyüklüğünü küçültmez.
Tam tersine, sorunun ağırlığı yönetimin sorumluluğunu büyütür.
Yüksekova'daki çöp görüntüsü bu nedenle yalnızca çevre meselesi değildir.
Bu görüntü, kamu yönetiminin aynasıdır.
O aynada yalnızca çöp görünmüyor.
İhmal görünüyor.
Ertelenmiş sorumluluklar görünüyor.
Sessizlik görünüyor.
Yurttaşın çaresizliği görünüyor.
Ve en acısı, bütün bunların olağanlaştırılma tehlikesi görünüyor.
Artık mesele çöpün kaldırılmasıyla sınırlı değildir.
Mesele, bu görüntünün neden bu kadar uzun süre varlığını sürdürebildiğidir.
Mesele, yurttaşın neden hâlâ aynı sorunu konuşmak zorunda kaldığıdır.
Mesele, kamu makamlarının neden hâlâ kalıcı ve açık bir çözüm ortaya koyamadığıdır.
Mesele, Yüksekova'nın neden sürekli bekleyen şehir konumuna itildiğidir.
Yüksekova bekleme odası değildir.
Yüksekova bir dosya değildir.
Yüksekova bir kurumlar arası yazışma konusu değildir.
Yüksekova, içerisinde insanların yaşadığı bir kenttir.
O insanların çocukları vardır.
Evleri vardır.
Hayalleri vardır.
Gelecekleri vardır.
Ve o insanların en temel hakkı, yaşadıkları çevrenin temiz ve sağlıklı olmasıdır.
Artık hiç kimse bu görüntüyü sıradanlaştırmasın.
Hiç kimse bu kokuyu kader diye tarif etmesin.
Hiç kimse bu tabloyu coğrafyanın üzerine yıkmasın.
Hiç kimse yurttaşın sabrını yönetim biçimine dönüştürmesin.
Çünkü sabır, kamu hizmetinin yerine geçmez.
Sessizlik, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Bürokrasi, ihmali meşrulaştırmaz.
Siyaset, hesap vermekten muaf değildir.
Bugün Yüksekova'nın çöplüğünde yalnızca atıklar birikmiyor.
Yılların ihmali birikiyor.
Ertelenmiş kararlar birikiyor.
Cevapsız sorular birikiyor.
Ve her gün biraz daha ağırlaşan bir toplumsal öfke birikiyor.
Bir gün çöpler kaldırılır.
Kamyonlar gelir.
İş makineleri çalışır.
Yollar temizlenir.
Koku dağılır.
Fakat insanların hafızasında kalan soru ortadan kalkmaz.
Bu şehir neden bu kadar uzun süre böyle yaşamak zorunda bırakıldı.
İşte asıl mesele budur.
Yüksekova'nın çöpü bir gün temizlenebilir.
Fakat bu kentin hafızasına sinmiş ihmal kokusunu temizlemek çok daha zor olacaktır.
Çünkü çöp kamyonları sokaklardan geçer ve çöpleri götürür.
Fakat sorumluluk kamyonlara yüklenip götürülemez.
İhmal konteynere atılıp ortadan kaldırılamaz.
Sessizlik kepçeyle toplanamaz.
Ve yıllarca görmezden gelinen bir kentin hesabı, birkaç resmi açıklamayla kapatılamaz.
Yüksekova artık kokunun değil, çözümün şehri olmak istiyor.
Bu talep ertelenemez.
Bu talep ötelenemez.
Bu talep başka bir makama devredilemez.
Çünkü ortada yalnızca bir çöplük yok.
Ortada, kamu hizmetinin yurttaşa ne kadar ulaştığını gösteren koskoca bir tablo var.
Ve o tablonun en ağır cümlesi şudur.
Bir kentin çöpü toplanmadığında yalnızca sokaklar kirlenmez.
Yönetime duyulan güven de kirlenir.
Bir şehir yıllarca aynı ihmalin içinde bırakıldığında yalnızca çevre zarar görmez.
İnsanların geleceğe dair inancı da yara alır.
Artık Yüksekova'nın ihtiyacı sessizlik değil.
İhtiyacı, sorumluluk alan bir yönetim anlayışıdır.
İhtiyacı, birbirini işaret eden makamlar değil, çözüm üreten kurumlarıdır.
İhtiyacı, kürsülerden yükselen sözler değil, sahada karşılığı görülen hizmettir.
Ve artık kimse bu şehrin insanlarına sabır tavsiye etmesin.
Çünkü yıllardır sabreden bir halkın karşısına yeniden sabırla çıkmak, çözüm üretmek değildir.
Sorunu zamana bırakmaktır.
Zaman ise bu çöplüğü temizlemedi.
Tam tersine büyüttü.
Şimdi temizlenmesi gereken yalnızca çöpler değildir.
Temizlenmesi gereken, sorumluluktan kaçan anlayıştır.
Ve Yüksekova'nın insanları artık yalnızca temiz bir çevre istemiyor.
Kendisine değer verilen bir şehir istiyor.
Çünkü bir kentte çöpler yükselirken makamlar sessiz kalıyorsa, orada yalnızca çevre değil, yönetim anlayışı da sorgulanır.
Yüksekova'nın bugün sorduğu soru çok açık.
Bu çöp ne zaman kaldırılacak.
Daha ağır olan soru ise şudur.
Bu kentin insanları ne zaman görülmeye başlanacak.
İşte asıl hesap orada başlayacak.
