23 Aralık 2025 akşamı Bonn’da, Şivan Perwer’in doğum günü vesilesiyle düzenlenmiş bir konser vardı. Takvimsel bir gerekçe, tarihsel bir karşılık buldu. Yazı, tam da bu karşılaşmanın bıraktığı tortudan doğuyor.

Salonda bulunan sanatçılar, bir organizasyonun doğal parçası olarak orada değildi. Xelil Xemgîn, Hozan Şemdîn, Beşer Şahin ve aynı çizgiden gelen diğer isimler, Perwer’e duyulan saygının gereği olarak salondaydı. Bu, ilan edilmeyen ama herkesin bildiği bir duruştu. Sürgünde sesi ayakta tutmuş olana gösterilen sessiz bir vefa.

Bu isimlerin her biri, yalnızca sahnede var olmadı. Mücadeleleri, salonlardan önce başladı. Doksanlı yıllarda Kürtçe, kamusal alanda susturulurken; bu müzik, yasaklı kanalların kısık sesli yayınlarında dolaşıma girdi. Çanak antenler, yalnızca bir teknik araç değildi; evlerin damlarında kurulmuş küçük direniş noktalarıydı. Kürdistan’da geceleri ayarlanan frekanslar, perde arkasına gizlenen ekranlar, sesi duyabilmek için alınan riskler… Bu müzik, işte o koşullarda yaşadı.

Kürt Sanatçı Şıvan Perver Almanya

Sürgündeki sanatçı, bu yüzden yalnızca giden değil; taşıyandı. Yasaklı kanallarda verilen konserler, stüdyo kayıtları, mesajlar ve kısa konuşmalar; bir halkın sesini kesintiye uğratmamak içindi. Protest Kürt müziği, bir tür olarak seçilmedi. Dilin, adın ve hafızanın inkârına karşı zorunlu bir biçimde ortaya çıktı. Bu isimlerin kıymeti, tam da burada durur: Söylenen her türkü, bir estetik tercih değil; var kalma ısrarıydı.

Bonn’daki sahnede bu geçmiş uzun uzun anlatılmadı. Şivan Perwer, sahnede onları tek tek yanına çağırdı. Herkes birer–ikişer cümleyle yetindi. Doğum günü tebrik edildi. Alkışlar uzatılmadı. Çünkü o salonda bulunanlar, anlatılmayanın ne olduğunu biliyordu.

Şıvan Perver Colemerg Haber

Bu kısa anlardan birinde Seyda Perinçek, bu insanların Kürdistan ve Kürdistan mücadelesinin mirası olduğunu söyledi. Cümle açıklanmadı, süslenmedi. “Miras” kelimesi, orada bulunan herkes için zaten doluydu. Çünkü miras, yalnızca geçmişten kalan değil; taşınmaya devam edilendir.

Ailecek orada bulunmak, bu sürekliliği daha görünür kıldı. Doksanlı yıllarda, yasaklı kanallardan ve kasetlerden devralınan ses; 2025’te sürgünde büyüyen bir çocuğun kulağına canlı olarak ulaştı. Bu bilinçli bir aktarım değildi. Ama tarih, çoğu zaman böyle işler. Miras, bazen bir salonda, bazen bir bakışta, bazen de bir sesin titreşiminde el değiştirir.

O akşam olan buydu.

Bir doğum günü kutlandı.

Saygı gösterildi.

Birkaç cümle söylendi.

Ama o birkaç cümlenin ardında, yasaklı ekranlardan taşınmış bir müzik, çanak antenlerle korunmuş bir dil ve sürgünde yürütülmüş uzun bir mücadele vardı.

Başka bir şey olmadı.

Olan buydu.