Şemdinli’deki bir parti toplantısından sızan kayıtlar, sadece bir tartışmayı değil; iktidar içi güç mücadelesini, İŞKUR üzerinden kurulan ilişki ağlarını ve seçimlere dair çarpıcı iddiaları açığa çıkarıyor. “Harçlık” söyleminden “3.000 askerle seçim” itirafına uzanan bu tablo, yıllardır anlatılan resmi hikâyeyi tersyüz eden bir kırılma anına işaret ediyor.
ŞEMDİNLİ'DEN SIZDIRILAN HAKİKAT
— Bir Toplantının Anatomisi —
Ön sırada oturan adam ayağa kalktı.
Teşkilatta resmi bir görevi yok. Ama Şemdinli'de ilçe başkanlığı yapmış, belediye başkanlığı yapmış, bu odadaki her ismi tanıyan, her ilişkiyi bilen biri. Ayağa kalktığında salon sessizleşti.
Kürsüye döndü. Hesap sordu.
Sonra salona döndü. Salonu konuşturdu.
Sonra kürsüdeki Tartuffe'in yanındakilere döndü. Onlardan da teyit aldı.
Tartuffe kendi evinde, kendi toplantısında, kendi adamlarının önünde köşeye sıkışmıştı.
Molière bu sahneyi yazarken kurgu sandı. Şemdinli onu gerçek yaptı.
Tüm basın İŞKUR'u yazdı. Sosyal medya kaymakamı tartıştı. Herkes o görüntülerin yüzeyinde gezindi.
Biz başka bir yerden bakacağız.
Çünkü o toplantıda üç şey vardı — basının geçtiği, sosyal medyanın atladığı, ama bu şehrin hafızasına kazınması gereken üç şey.
Birincisi: bir sınıf itirafı.
İkincisi: bir seçim itirafı.
Üçüncüsü: bir tasfiye oyununun anatomisi.
Sırayla gidelim.
I. İki Adam, Bir Koridor
Şemdinli AK Parti İlçe Danışma Meclisi Toplantısı. 9 Nisan.
O toplantıyı anlamak için önce şunu bilmek gerekiyor: Hem Zeydin Kaya hem Tahir Saklı, AK Parti'den Hakkari milletvekili birinci sıra adayı olmak istiyor. Bu bir fısıltı değil; bu şehrin kulislerinde açıkça konuşulan bir gerçek. İkisi de aynı koridora bakıyor. İkisi de aynı kapıya yürüyor.
Saklı bu koridoru yıllarca hazırladı.
Şemdinli ilçe başkanlığından belediye başkanlığına geçti. Belediyecilik bitince tekrar belediye başkanı olabilecekken koltuğu Fahri Şakar'a bıraktı. İlçe başkanlığına güvendiği Salih İnan'ı yerleştirdi. İki halka, iki el, tek omurga. Yoklamada Şemdinli'deki parmaklar ona dönecekti — çünkü o parmakları kendisi seçmişti, yerleştirmişti, beslemişti.
Zeydin Kaya/Tartuffe bu zinciri gördü.
Ve harekete geçti — iki hedefle aynı anda. Birincisi: son dönemde biriken toplumsal hoşnutsuzluğu bir güç gösterisiyle yönetmek. İkincisi ve asıl olanı: Saklı'nın kurduğu zinciri sökmek. 26 Nisan'da Salih İnan istifa ettirildi. Esendere'de de aynı dönemde belde başkanı görevden alındı. Bu operasyonlar aslında Şemdinli'yi siyasal olarak dizayn etme operasyonuydu. Siyasi rakibinin elini, kolunu kesme operasyonuydu. Fakat böyle anlaşılmasın diye buna "genel bir düzenleme" görüntüsü verildi.
Tek taşla birden fazla kuş.
Ama Saklı bekliyordu. 9 Nisan'dan beri.
II. Harçlık
Aziz Nesin derdi ki: Güldürmenin en kolay yolu gerçeği olduğu gibi söylemektir.
O toplantıda gerçek olduğu gibi söylendi. Ve kimse gülemedi — çünkü acı veren bir gerçekti.
Kürsüden şu söylendi:
"Kadro istemiyoruz, makam istemiyoruz, mevki istemiyoruz. Bir İŞKUR, 4-5 aylık bir harçlık çıkaracaktı."
Harçlık.
Bu kelimeyi geçmeyin.
İşsiz gencin umudu, ekmek parasını sayıp eve dönen babanın beklentisi, çocuğuna kışlık bot alabilmek için takvim sayan annenin hesabı — harçlık.
Sınıfın dili böyle konuşur. Yukarıdan bakanın gözünde aşağının derdi her zaman küçüktür — bir harçlık, bir avuç, bir teselli. Aşağıdaki için ise o dört ay evin ısınması, çocuğun okula gidebilmesidir.
Ama asıl itiraf kelimede değil. Asıl itiraf şu cümlede:
"Devletin bu İŞKUR ile ilgili iki tane gayesi var. Bir; mağduriyeti gidermek. İki; partiyi eliyle dağıtmak. Nedir işte? İnsanları partiye toplamak."
Devletin istihdam kurumu, bir parti teşkilatının örgütlenme aracı olarak tanımlanıyor. Kendi ağızlarından.
Bu Şemdinli'ye özel değil. Merkez, Çukurca, Yüksekova, Derecik, beldeler — aynı mantık, aynı baskı, aynı torpil cetveli. Ve rakamlar konuşuyor: İŞKUR'un ilk ay uygulamasında, kurumlarına gitmeyen çalışanlara 168 milyon TL kamu parası ödendi. Bu rakamın üzerinde durmak, hesabını sormak gerekiyor.
Toplantıda da bir rakam düştü:
"Ana kademe 15, gençlik kolları 15, kadın kolları 15. Toplam 45. 45 kişi yalancı çıktınız!"
Her birimin listesindeki isimler İŞKUR kriterine uymadı. Sıfır gelir kriteri işlemişti. Ve teşkilat bunu hazmedemiyordu.
Kürsüden tehdit geldi:
"O listeyi vermeyen memur kim ise, o memur hakkında gereğini yapacağız. İsterse kaymakamın babası olsun."
Atanmış, seçilmemiş, valiye ve kaymakama talimat verecek hiçbir hukuki yetkisi bulunmayan bir parti il başkanı — devlet memuruna açık tehdit.
Bu "ince mesaj" değildir. Bu, kayıt altına alınmış, yayına verilmiş, meşrulaştırılmış bir tehdittir.
Ve bir not daha: O toplantı iki dilde aktı — Türkçe ve Kürtçe iç içe. Hakkari'nin birinci sırasına talip iki figür her iki dilde de eksik kaldı. Ne Türkçeleri yetti, ne Kürtçeleri. Ellerinden düşmeyen telefonlar, ağızdan ağza aktarılan cümleler, birbirinin sözünü kesen sesler —
Bu şehirde bunlar mı bizim vekil adaylarımız olacak?
III. 3.000 Asker
Burada duracağız. Uzun süre duracağız.
Çünkü bu bölüm bir skandal haberi değil. Bu bölüm bir itirafın anatomisidir.
Aynı toplantıda, kayıt açıkken, şu söylendi:
"Kaymakam benim evime geldi, bana ne diyor biliyor musun? 'Başkan, sizin seçiminiz 3.000 askerle kurtulur.' Doğru mudur?"
Salon onayladı.
Yirmi beş yıldır şu söylendi:
HEP-DEM geleneği bu topraklarda silah zoruyla oy topluyor. Halkın iradesi ipotek altında. Sandıktan çıkan sonuç özgür bir iradenin ürünü değil — korkunun, baskının, zorlamanın ürünü.
Bu söylem kayyum kararlarının gerekçesi oldu. 2016'da, 2019'da, 2024'te — her seferinde seçilmiş irade gasp edildi, bu gerekçeyle meşrulaştırıldı.
Şimdi o odaya dönüyoruz.
Bölgede görevlendirme ile gelen, oy kullanma hakkı olmayan 3.000 askeri sandığa yönlendirerek seçim kazanmak — bu demokrasi değil, seçim mühendisliğidir. Bunu söyleyen biz değiliz. Bunu itiraf eden, o odadaki ses kaydıdır. Salonun onayıdır. Alkışın ta kendisidir.
PKK'nın silah zoruyla oy topladığını iddia edenler, kendi seçim zaferlerini "3.000 askerle" açıklayan bir kaymakamı alkışlayanlar — hangi demokrasiden bahsediyorlar? Hangi iradenin savunucusudurlar?
James Baldwin şöyle yazar: Bir yalan yeterince uzun süre söylenirse, onu söyleyen bile gerçek sanmaya başlar.
Bu itiraf o yalanın çöküşüdür.
Ve bu itiraf sadece bir kaymakama ait değildir. Alkışlayanlar bu itirafın sahibidir. Onaylayan salon bu itirafın sahibidir. Bu itirafı duyup susan her makam, her kalem, her kürsü — hepsi bu itirafın ortağıdır.
DEM Partisi milletvekillerine sesleniyoruz:
Bu ses kaydı meclis kürsüsüne taşınmalıdır. "3.000 askerle kurtulur" cümlesi — söyleyen kaymakam, onaylayan il ve ilçe teşkilatı için resmi açıklama gerektirmektedir. Bu söylem araştırılmalı, deşifre edilmelidir.
Çünkü yıllarca bu toprakların iradesine ipotek biçenler, o ipotek senedini kendi elleriyle yazdıklarını bugün itiraf ettiler.
Bu itiraf kaybolmayacak.
IV. Neden Servis Edildi?
Ahmet Altan bir yerde yazar: İktidar kendini ancak tehdit altında hissedince gerçek yüzünü gösterir. Ama tehdit altındaki muhalefet de öyle.
9 Nisan: Toplantı yapıldı. Kayıt alındı.
26 Nisan: Salih İnan istifa ettirildi.
29 Nisan: Görüntüler servis edildi.
Üç gün. Tasfiye haberini alır almaz arşiv açıldı.
Saklı, kendisine yönelik hamleyi okudu. Zincirinin bir halkası koparılmıştı. Buna sessiz kalmadı — o toplantıda alınmış kaydı, tam zamanında hem kamuoyuna hem doğrudan Zeydin Kaya'ya servis etti.
Mesaj ikili ve netti: Kamuoyuna — "Bakın bu adamın gerçek yüzü." Kaya'ya — Elimde var. Daha fazlası da var. Bu oyun bitmedi.
Bu bir savunma değildir. Bu, arşivli siyasetin ilk açık hamlesidir.
Ve şu soruyu bırakıyor: Bu ilk arşiv mi? 9 Nisan öncesinde kaç toplantı, kaç konuşma, kaç itiraf kayıt altında beklemektedir?
Son
Çöp yazıldı. Heyelan yazıldı. İŞKUR yazıldı.
Biz o hikâyenin başka bir tarafını okuduk.
İki adam aynı koridora koşuyor — biri içeriden, biri dışarıdan. Koşarken bu şehrin kurumlarını, listelerini, kadrolarını, toplantı odalarını araç olarak kullanıyorlar. Koşarken devletin sandığını "3.000 askerle" tarif ediyorlar ve salon alkışlıyor.
Hakkari bekliyor.
Kar erir. Hakikat kalır.
Bakalım. Neler gelecek.
İsmail Sihat Kaya
Koblenz, Mayıs 2026
