Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti çok kimlikli bir toplum yapısını inkâr eden ve tekçilik üzerine kurulu bir devlet yapısını benimsemiştir. 1924 Anayasası ile Kürtlere verilen özerklik sözü unutulmuş, 1925 yılında başlayan Şex Seîd İsyanı ve sonrasında çıkarılan Takriri Sükûn Yasası ve İstiklal Mahkemeleri ile Kürt isyanları bastırılmaya çalışılmıştır. Ağrı isyanı da bu dönemde meydana gelmiş ve tarihin en acıması katliamlarına sahne olmuştur. 

1920'li yılların sonlarında, Ağrı Dağı ve çevresinde yoğunlaşan Kürt serhildanları, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğu bölgelerinde istikrarı sağlama girişimlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyordu. Xoybûn (Bağımsızlık) adlı Kürt örgütünün öncülüğünde başlatılan bu başkaldırılar, Kürt halkının özerklik taleplerini dile getirdiği hareketlerdi. Devlet, bu isyanları bastırmak amacıyla geniş çaplı askeri operasyonlar düzenledi. Ve en acımasız katliamların yaşanmasına yol açtı. 

KANLI TARİH

Katliam, 12 Temmuz 1930'da başlamış ve birkaç hafta içinde  kanlı bir biçimde bastırılmıştır. Operasyon sırasında Zilan Deresi'ndeki köyler kuşatılmış ve siviller acımasızca katledildi. Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930 tarihli haberinde, "Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur" ifadesini kullanarak, katliamın vahşetini gözler önüne sermiştir. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı’na ait raporlar da bu katliamın çoğunluğu silahsız insanlara karşı yapıldığını doğrulamaktadır. Operasyon sırasında, Türk ordusu 7. ve 9. Kolordular ile birlikte 80 uçaktan oluşan bir hava gücü kullanmıştır. Ordu, köyleri yakmış ve binlerce Kürt sivili katletmiştir. Tanıkların ifadelerine göre, kadın, çocuk ve yaşlılar dahil olmak üzere binlerce kişi makineli tüfeklerle öldürülmüştür.

MANŞETLER  VE AÇIKLAMALAR VAHŞETİN BELGELERİ OLARAK KAYITLARA GEÇTİ

Dönemin gazeteleri, katliamı detaylarıyla aktarmıştır. Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930'da şu şekilde yazmıştır: "Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimiolarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur."

Milliyet Gazetesi'nde ise 31 Ağustos 1930 tarihli haberde, dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün şu sözlerine yer verilmiştir: "Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur."

Berlin'de yayınlanan Berliner Tageblatt gazetesi de katliamı, "Türkler, Zilan bölgesinde 220 köyü imha etti ve 4 bin 500 kadın ve yaşlı katletti" şeklinde aktarmıştır.

CESET ALTINDA KURTULANLAR ANLATIYOR

Katliamdan sağ kurtulan az sayıdaki tanığın anlatımları, olayın dehşetini bir kez daha ortaya koymaktadır:

Tahir Nas: "Derviş Bey adında bir komutan vardı. Kürtlerin büyük bir bölümü onun emrinde askerdi. Askerler köylerimizi kuşattı ve sivilleri ayırarak topluca öldürdüler. Binlerce insan makineli tüfeklerle vuruldu."

Tedavi Edilmeyen Mahpuslular Ölüyor Tedavi Edilmeyen Mahpuslular Ölüyor

Mehmet Çakır: "Savaş ve çatışmalar başlamıştı. Sonra hepsinin isimlerini yazıp devlete verdiler. Cevher Efendinin evi ilk başta kaçaklara ekmek ve aş verdi, onları besledi."

Rıza Sargut: "Koyunları otlatıyordum, baktım yaklaşık 50 süvari vardı. Geldiler, ninem 'Bu Seyid Resul’dür' dedi. Ninem ona, 'Kardeş nereye gideceksiniz?' diye sordu. 'Biz hükümeti vuracağız, ortadan kaldıracağız' dedi."

KATLİAM SONRASI TALAN

Katliamın ardından, bölgedeki Kürt halkının mallarına ve mülklerine el konuldu. Pek çok köy boşaltıldı ve mallar,Kırgızistan'dan getirilen Türkler gibi diğer gruplara dağıtıldı. Erciş Asliye Ceza Mahkemesi'ne başvuran köylüler, mallarını geri almakta başarısız oldular. Sürgüne gönderilenler ise ancak yıllar sonra afla birlikte evlerine dönebildiler.

SÜRGÜN VE SONRASI 

Katliamın ardından hayatta kalanlar için sürgün başladı. Birçoğu Adana ve diğer illere gönderildi. Araştırmacı Yazar İkram İşler'in açıklamalarına göre, sürgünde büyük zorluklar yaşandı ve sürgüne gönderilenler ancak 1950'lerdeki aflarla evlerine dönebildiler. Bu süreçte, sürgüne gönderilenler yeni yerleşim yerlerinde çobanlık ve kahyalık gibi işler yaparak hayatta kalmaya çalıştılar. İşler'in açıklamaları, sürgün döneminde yaşanan zorlukları gözler önüne sermektedir. İşler, sürgüne gönderilen Kürtlerin yeni yerlerde iş bulmakta zorlandığını, sosyal ve ekonomik zorluklarla başa çıkmak zorunda kaldıklarını belirtmiştir. Birçok aile parçalanmış, insanlar evlerinden uzakta zor koşullar altında hayatta kalmaya çalışmıştır.

1930 yılındaki Ağrı Zilan Katliamı, Kürt halkına yönelik büyük bir trajediydi. Katliamdan sonra, bölgedeki birçok köyde toplu mezarlar oluşmuş ve insan kemikleri gün yüzüne çıkmıştır. Bu toplu mezarlar, Zilan Katliamı'nın kalıcı izleri olarak varlığını sürdürmektedir. Bu bölüm, katliam sonrası ortaya çıkan toplu mezarlar ve insan kemikleri hakkında detaylı bilgi sunmaktadır.

TOPLU MEZARLAR VE İNSAN KEMİKLERİ

Zilan Katliamı'nın ardından toplu mezarlar, bölge genelinde bulunmuştur. Koçköprü Barajı’nın inşası ve su seviyesinin düşmesi ile birlikte bu mezarlar daha belirgin hale gelmiştir. Van’ın Erciş ilçesi Zilan Çayı üzerinde inşa edilen KoçköprüBarajı, su seviyesinin düştüğünde insan kemiklerinin kıyıya vurmasına neden olmuştur. Bu durum, katliamın fiziksel izlerini ortaya çıkarmıştır.

Belirli Köyler ve Alanlar:

Mirşud Köyü: bu köyde ve Babezeng Tepesi'nde birçok çocuk kafatası bulunmuştur. Bu kafataslarının çoğunda kurşun delikleri tespit edilmiştir.

Partaş Köyü: Yaptığım araştırmada, bu köyde yapılan barajın altında kalan insan kemiklerinin ve mezarların varlığını belirtmiştir. Bu kemiklerin bir kısmı, barajın su seviyesinin düşmesiyle birlikte gün yüzüne çıkmıştır. 

- Milk, Kunduk, Birhan, Bonizli, Sarkoy, Şorik, PirneşinKöyleri: Bu köyler katliamın yoğun yaşandığı yerler arasında olup, toplu mezarların bulunduğu alanlar olarak kaydedilmiştir.

DEĞİŞMEYEN ANLAYIŞ

Toplu mezarlar ve insan kemikleri, sadece Zilan Katliamı'nıntrajik tarihini değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın canlı tutulması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kemikler, katliamın unutulmaması ve gelecek nesillere aktarılması için birer hatırlatıcı olarak varlıklarını sürdürmektedir.

Devletin bu konudaki yaklaşımı ise eleştirilmektedir. Koçköprü Barajı'nın inşası sırasında, toplu mezarların ve kemiklerin varlığı göz ardı edilmiştir. Bu durum, katliamın izlerini silmeye yönelik bir girişim olarak değerlendirilmektedir. İnsan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, devletin kemiklerin bilimsel olarak incelenmesi ve insanlık onuruna yakışır şekilde defnedilmesi için adım atması gerektiğini vurgulamaktadır. Zilan Katliamı'nın ardından ortaya çıkan toplu mezarlar ve insan kemikleri, bu trajedinin unutulmaması ve toplumsal hafızada canlı tutulması açısından büyük önem taşımaktadır.İnsan hakları örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki çabaları, toplumsal hafızanın korunması ve insanlık onuruna yakışır bir şekilde davranılması adına büyük önem taşımaktadır.

EKOLOJİK KATLİAM

Zilan Katliamı, 1930 yılında binlerce Kürt insanının öldürüldüğü büyük bir trajedidir. Ancak Zilan Vadisi, tarihsel trajedinin yanı sıra günümüzde ekolojik bir katliama da sahne olmaktadır. Bu bölüm, Zilan Vadisi'nde yapılan maden ocakları ve Hidroelektrik Santraller (HES) projelerinin neden olduğu ekolojik tahribatı ele almaktadır.

EKOLOJİK TAHRİBATIN SONUÇLARI 

Zilan Vadisi, Van Gölü'nü besleyen en büyük nehirlerden biri olan Zilan Çayı'na ev sahipliği yapmaktadır. Bu bölge, zengin flora ve faunası ile ekolojik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Ancak son yıllarda vadide yapılan barajlar, HES projeleri ve maden ocakları, bu doğal zenginliği tehdit etmektedir Zilan Vadisi üzerinde kurulan Koçköprü Barajı ve planlanan HES projeleri, bölgenin ekosistemini ciddi şekilde tahrip etmektedir. Barajın inşası sırasında ve sonrasında, vadide bulunan toplu mezarlar ve insan kemikleri açığa çıkmış, bu durum tarihsel ve ekolojik bir yıkıma yol açmıştır. Zilan Ekoloji Platformu'ndan Şahabettin Demir, iş makinelerinin çalışması sırasında birçok insan kemiğinin toprak yüzeyine çıktığını belirtmiştir.

HES projeleri, bölgedeki su kaynaklarının kontrolünü ele alarak, tarım ve hayvancılık faaliyetlerini olumsuz etkilemektedir. Zilan Vadisi'nde yaşayan köylüler, bu projelerin geçim kaynaklarını yok ettiğini ve göçe zorlandıklarını ifade etmektedir. Ayrıca, balık türleri ve endemik bitkiler de HES projelerinin etkisiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır

MADEN OCAKLARI

Zilan Vadisi'nde yapılan maden arama ve mermer ocakları da bölgenin ekosistemine büyük zarar vermektedir. Altın madeni ve mermer ocaklarının atıkları, Zilan Deresi'ne dökülmekte ve su kirliliğine neden olmaktadır. Bu durum, balık ölümlerine ve su samurlarının yaşam alanlarının yok olmasına yol açmaktadır. Ekosistemin bozulması, bölgedeki bitki ve hayvan türlerinin yok olma tehlikesini beraberinde getirmektedir.

TOPLUMSAL VE EKOLOJİK YIKIMIN TAHRİBATLARI

Zilan Vadisi'nde yapılan bu projeler, sadece ekolojik değil, aynı zamanda toplumsal bir yıkımı da beraberinde getirmektedir. Bölgedeki köylüler, geçim kaynaklarının yok edilmesiyle karşı karşıya kalmakta ve zorunlu göçe maruz kalmaktadır. Ayrıca, bölgenin tarihsel hafızası da bu projelerle silinmeye çalışılmaktadır. Zilan Katliamı'nın izleri, baraj ve HES projeleriyle su altında kalmakta ve toplumsal hafıza yok edildiğine dair iddialar açığa çıkmaktadır. 

ÖEL HABER- İDRİS YILMAZ