DAİŞ'in Kobenê’ye yönelik saldırısının ardından Kurdistan ve Türkiye’nin pek çok kentinde yaşanan 6-8 Ekim 2014 tarihli protestolar nedeniyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Davası’nın 34’üncü duruşmasının 1’nci periyodu Sincan Kapalı Cezaevi Kampüsünde bulunan Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

Sincan Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan siyasetçiler duruşmada hazır bulunurken, diğer cezaevlerinde bulunan siyasetçiler ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldı. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar da duruşmada hazır bulundu. Duruşma verilen aranın ardından tutuklu yargılanan siyasetçi Ali Ürküt’ün savunması ile devam etti.

ABB Başkan adayı Kışanak açıkladı.. 'DEM Parti kimsenin kum torbası değil!' ABB Başkan adayı Kışanak açıkladı.. 'DEM Parti kimsenin kum torbası değil!'

‘DÜNYA ÇAPINDA YAPILAN ETKİNLİĞİ PAYLAŞMAK KABAHAT’

Ürküt, 1 Kasım’ın Dünya Kobanê Günü ilan edildiğini ve 2014 yılında dünya çapında buna ilişkin organizasyonların yapıldığını belirterek, şunları söyledi: “Dünya çapında yapılan bu etkinliği Türkiye’de paylaşmamız ne büyük kabahatmiş. IŞİD kendisine biat herkes katletmişti. 3 Ağustos’ta da Şengal’e saldırmıştı. Şengal'de 5 bin erkek katledilmiş, 6 bin kadın ve çocuk ganimet olarak alınmıştı. 400 bin ezidi kaçmak zorunda kalmıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü Raporunda, IŞİD’in Kobenê olaylarından 3 ay öncesinde Halep’te ortaokul sınavlarına girdikten sonra evlerine dönen öğrencileri durdurdu, kız çocuklarını serbest bırakıp 150 tane erkek çocuğunu Manbiç kasabasındaki bir okulda alıkoydu. 4 aydan fazla sürede alıkonulan çocuklar yaptıkları aktarımda ‘IŞİD militanları Kobanê’ye gittiğimizde hepsini keseceğiz’ dediklerini aktardı. YPG’yi kafir olarak gördüklerini söyledi. Bir çocuk ‘anneciğim’ dediği için ellerini arkadan bağlayarak anneni değil Allah’ı yardım etmek için çağırması gerektiğini söylediler. Buna bile tahammül edemeyen barbar bir örgüt. IŞİD’in gerçek yüzü bu.”

‘HDP’YE YÖNELİK KARALAMA KAMPANYASI’

DAİŞ'in Kobanê saldırısına ilişkin olarak hükümetin Meclise gönderdiği tezkere ile peşmergenin Kobanê’ye geçisine zemin hazırlandığını belirten Ürküt, “AKP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, ‘Kobanêde gerçek bir trajedi yok. Türkiye’den beklenen nedir?’ diyor. Tüm dünyada ve Türkiye’de IŞİD vahşetine karşı duran kişilere karşı düşmanlığı açığa çıkaran, IŞİD vahşetini normalleştiren, bu anlayışın kendisidir. Cumhurbaşkanı o günün şartlarında Yasin Aktay’ın aksine Kobanê’ye bakış açısı ile benzer. Bu gün ise HDP’nin bakış açısı sorgulanmaya çalışıyor. Bu kabul edilemez. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, ‘IŞİD başta olmak üzere aşırılık yanlısı grupların Suriye’de olması bir tehdittir’ diyor. Biz de aynı görüşteyiz. HDP’nin attığı bir tweet nasıl olur da devletin bölünmez bütünlüğüne karşı bir eylemmiş gibi sunulabilir. Bu iddianın HDP’ye yönelik bir karalama kampanyası olduğunu İsmet Yılmaz’ın konuşmasından ve Meclisten çıkan tezkereden anlamak mümkündür” diye konuştu.

'HÜKÜMET DE DAİŞ'E KARŞI ÇAĞRI YAPIYORDU'

Ürküt savunmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “HDP’yi suçlu gösterme çabaları art niyet değil de nedir? Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Kobane olaylarından 10 gün sonra, Diken Haber sitesinde yer alan açıklamasında ‘Peşmergelerin Kobane’ye geçmesi için yardım ediyoruz. PYD’nin yanında da başka gruplar var. Irak Bölgesel Yönetimi, Türkiye ve ABD ile işbirliği içerisindeyiz. 28 Ekim’de A Haber’e verilen özel röportajda, ‘Biz şu soruyu sorduğumuz zaman, haklısınız ama kobane düşürmek üzere öyle bir kampanya yürüttüler ki Kobane düştü düşüyor algısı yaratılıyor. Kobane herkesten çok bizi ilgilendirir. O nedenle kapımızı açtık, 200 bin civarında gelen Kürt kardeşlerimizi barındırıyoruz. gönlümüzü de açtık. O nedenle oraya insani, tıbbi yardım gönderiyoruz. 11 milyon dolar civarında insani yardım yaptık oraya’ diyor Dışişleri Bakanı. HDP’nin bütün çabası hükümetin demokratik kamuoyu ile harekete geçmesi olmuştur. Hükümet o dönemde iddia makamından ayrı düşünüyor. O dönemde yürütülen çabalar nasıl olur da bu gün suç olarak gösterilebiliyor? Hükümet de o dönemde IŞİD’e karşı mücadele çağrısı yapıyordu. Bu çağrıların ardından birçok gösteri ve açıklama yapıldı.

İDDA MAKAMININ 'HDP’YE NASIL SUÇ BULURUM' TUTUMU

Dünya, IŞİD’in ortaya çıktığı tarihten itibaren mücadele etmiştir. Fakat IŞİD’ten en çok etkilenen ülke olan Türkiye’de IŞİD vahşetinin soykırım olduğu ortadayken söz konusu durumu soykırım olarak tanımamaktadır. Dünya IŞİD’e karşı mücadele ederken Türkiye Kobanê halkıyla dayanışan bir grup HDP’linin bu nedenle müebbet hapisle yargılanmasını dünyaya nasıl anlatacak? Kuzu can derdinde kasap et derdinde derler. Tüm dünya IŞİD barbarlığına karşı nasıl tedbir alacağının derdindeyken, Türkiye'de her gün IŞİD operasyonları, gözaltıları yapılıyorken, geniş bir taban oluşturmuş ve Türkiye'de oluşmaya devam ediyorken, iddia makamının HDP’ye takındığı nasıl suç bulurum arayışını anlayamıyorum. IŞİD’e karşı en etkili şey, hükümetle temas kurup Kobanê’ye yardım gönderilmesi üzerine Başbakan Davutoğlu ile görüşüldü. Bu kapsamda bu tweet tek başına değerlendirilmemelidir. Savcılık tek bir tweete dayanarak TCK’daki en ağır suçları bize yöneltmiştir. 7-9 tarihleri arasındaki şiddet olaylarının tümünden sorumlu tutulmamızı istemiştir. Bizim yegane eylemin twitter üzerinden kısa bir tweet atmak olduğu açıktır. Maddi cebiri gerektiren TCK 302’den nasıl ceza istenebilir. Soykırım ve insanlığa karşı suçları engellemeye çalışan bir tweetin Türkiye’yi böleceği nasıl düşünülebilir?

TOPLANTI İLLEGALİZE EDİLMEYE ÇALIŞILDI

Rutin bir sosyal medya paylaşımı üzerinden yürütülen hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Savcının illegalize etmeye çalıştığı toplantı olağan, rutin bir MYK toplantısıdır. Savcının söz konusu tweetin illegal örgütlere yönelik bir çağrı olduğu iddiası doğru değil, kabul etmiyoruz. HDP duyarlılık göstermiş, vahşete karşı tutum almaya çalışmıştır. Bu sadece kamuoyuna yönelik barışçıl bir duyarlılık çağrısıdır. Bir görevlendirme de söz konusu değildir. Savcı Bey, mütalaasında, ‘HDP MYK’sında açıkça şiddete yönelik bir çağrının olmasını beklemiyoruz. Zira HDP legal bir parti olması nedeniyle bunu açıkça kullanması mümkün değildir’ diyor. Bu açıklama şiddet içermemektedir. Böyle bir kasıt da yoktur. Bu açıklama devletin herhangi bir kurumunu hedef almamaktadır. Meydana gelen olayları 6 Ekim tarihli tweetle ilişkilendirmek mümkün değildir. Ne oldu da dosya 6 yıl sonra önümüze çıktı? 6 yıl sonra değişen tek şey siyasi iklim oldu. Değişen siyasi iklime göre dava dosyası genişletildi.

İŞİN ÖZÜ GİZLİ TANIĞIN ‘BENDE SOMUT BİLGİ YOK’ BEYANIDIR

Cumhurbaşkanı 7 Ekim 2014’te Gaziantep'te Mülteci Kampında bir konuşma yaptı. Orada ‘Kobane düştü düşüyor’ demişti. O gün bu açıklamadan da cesaret alan bazı güçlerin harekete geçtiğini dönemin içişleri bakanı Efkan Ala’nın sözlerinden de anlayabiliyoruz. Tanık Kerem Gökalp verdiği beyanda, ‘bende somut bir bilgi yok’ diyor. İşin özünün özü bu. A53 yalancı tanığı toplantının Eğitim-Sen’de değil HDP Genel Merkezi 3’ncü katında yapıldığını söylüyor. Gizli Tanık Mahir, sanık ve müdafilerin hazır olmadığı bir hafta sonu usulsüzce dinlend. HDP MYK’sına Ramazan Öztürk veya Ferhat Aksu’nun katıldığını söyledi. HTS kayıtlarında sanıkların Ankara’da olmadığı görülmüştür. Gizli tanık Ulaş da gizli şekilde dinlendiğinide, ‘Derler ki dedikodu siyasetin ilkel halidir. Bir konu hakkında dedikodu varsa onun gerçek olma ihtimali de yarıya yakındır. Kahvelerde, kafelerde bu toplantıya KCK’dan birinin katıldığı söyleniyor’ diyor. Bu tanıkların ifadelerine nasıl itimat ediliyor? İddia makamının iddialarının ve gizli tanıkların beyanlarının oluşturduğu çelişkiler nedeniyle savcılık dosya hakkında resen soruşturma başlatılmalıdır.”

Duruşma yarına ertelendi.