Başak Demirtaş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 28 Mayıs seçimlerinin ardından Beştepe'de yaptığı 'balon konuşması' sırasında eşi Selahattin Demirtaş hakkında 'idam' diye bağırılmasına tepki gösterdi. “İlk gördüğümde inanamadım" diyen Başak Demirtaş, "Emine Hanım’a ilişti gözüm. Düşünün ki sizin eşiniz bir kez daha Cumhurbaşkanı olmuş, halen tutuklu olan birine “katil” diyor, on binlerce kişi de hedef gösterdiği kişinin öldürülmesini istiyor, siz de bunu büyük bir keyifle izliyorsunuz. Bir anne, bir kadın olarak korkunç geldi bana" ifadelerini kullandı.

'MENDERES'İN İDAMINDAN NE FARKI VAR?'

T24'ten Murat Sabuncu ile bir söyleşi gerçekleştiren Başak Demirtaş, "Bir şey daha dikkatimi çekti, Erdoğan aynı konuşmasında idam edilen Adnan Menderes’ten de bahsetti. Menderes’in idamı siyaseten neyse Selahattin’e istenen de aynısı Murat Bey. Ne farkı var yani? Düşünün ki bir kitle toplanmış ve Erdoğan’a idam istiyor veya Sayın Kılıçdaroğlu'na ya da hiç fark etmez Sayın Akşener'e. Bunu kim kabul edebilir? Siyaset alanına idam sözünün asla girmemesi gerekiyor" dedi.

'SİYASETÇİLERDEN, MUHALEFET PARTİLERİNDEN ARAYAN OLMADI'

Başak Demirtaş, bu olayın ardından muhalefet partileri dahil, hiçbir siyasetçinin kendilerini aramadığını da açıkladı. "Sağ olsunlar, destek için arayan dostlarımız oldu ama siyasetçilerden, muhalefet partilerinin tümü dahil olmak üzere, tek bir kişi bile aramadı, kimse bir mesaj bile göndermedi" diyen Başak Demirtaş, tepkisini şöyle dile getirdi:

'ERDOĞAN'A İDAM İSTENSE KARŞISINDA İLK BEN DURURUM'

"Ya bırakın beni aramayı, o korkunç çağrıya karşı tek bir söz söyleyen siyasetçi oldu mu diye sorsak daha iyi olur, üzülerek söyleyeyim o da olmadı. Bence tüm siyasetçilerin tepki vermesi gerekiyordu. Sayın Kılıçdaroğlu sustu, HDP Eş başkanları sustu, ittifakımızdaki partiler sustu. Kimse tepki vermedi ve bu maalesef normalleştirildi. Bakın Murat Bey, tüm samimiyetimle söylüyorum, Erdoğan’a idam istense karşısında ilk ben dururum, Selahattin olur; ama Selahattin’e idam istenilirken ne yazık ki büyük bir sessizlik oldu."

Murat Sabuncu'nun Başak Demirtaş ile gerçekleştirdiği söyleşi şöyle:

Başak Hanım; 28 Mayıs gecesi bir yandan yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan eşinizin hapisten çıkamayacağın söyledi, öte yandan onu dinlemeye gelenler ‘Selo’ya idam’ sloganları attı. Bunları ilk nerede duydunuz? Duyduğunuzda ne hissettiniz? İki kız evladınız var, onlar bu duruma nasıl tepki verdi?

Canlı izlemedim. Haber manşetlerini gördüm önce. İlk gördüğümde de inanamadım. Erdoğan’ın seçimi öyle ya da böyle kazandıktan hemen sonraki ilk konuşmasında bile Selahattin'e “katil” demesi beni şoke etti.

Düşünün ki 21 yıldır iktidardasınız, beş yıl daha iktidar olacaksınız ve yedi yıldır cezaevinde tuttuğunuz biriyle ilgili hem yargıya talimat vermeye devam ediyorsunuz hem de halkı kin ve düşmanlığa teşvik ediyorsunuz.

Bir gün sonra videoyu izlemeye karar verdim. Bu sefer de bambaşka bir şeye üzüldüm. Emine Hanım’a ilişti gözüm. Yani düşünün ki sizin eşiniz bir kez daha Cumhurbaşkanı olmuş, halka sesleniyor, halen tutuklu olan birine “katil” diyor, on binlerce kişi de hedef gösterdiği kişinin öldürülmesini istiyor, siz de bunu büyük bir keyifle izliyorsunuz. Bir anne, bir kadın olarak korkunç geldi bana.

Bir şey daha dikkatimi çekti, Erdoğan aynı konuşmasında idam edilen Adnan Menderes’ten de bahsetti. Menderes’in idamı siyaseten neyse Selahattin’e istenen de aynısı Murat Bey. Ne farkı var yani? Düşünün ki bir kitle toplanmış ve Erdoğan’a idam istiyor veya Sayın Kılıçdaroğlu'na ya da hiç fark etmez Sayın Akşener'e. Bunu kim kabul edebilir? Siyaset alanına idam sözünün asla girmemesi gerekiyor.

'MUHALEFETTEN TEK KİŞİ ARAMADI, TEPKİ GÖSTERMEDİ'

Peki destek için arayan özellikle muhalefetten, siyasetçilerden kimse oldu mu acaba? Siyasi dayanışma ya da kadın dayanışması?

Sağ olsunlar, destek için arayan dostlarımız oldu ama siyasetçilerden, muhalefet partilerinin tümü dahil olmak üzere, tek bir kişi bile aramadı, kimse bir mesaj bile göndermedi. Ya bırakın beni aramayı, o korkunç çağrıya karşı tek bir söz söyleyen siyasetçi oldu mu diye sorsak daha iyi olur, üzülerek söyleyeyim o da olmadı. Bence tüm siyasetçilerin tepki vermesi gerekiyordu. Sayın Kılıçdaroğlu sustu, HDP Eş başkanları sustu, ittifakımızdaki partiler sustu. Kimse tepki vermedi ve bu maalesef normalleştirildi. Bakın Murat Bey, tüm samimiyetimle söylüyorum, Erdoğan’a idam istense karşısında ilk ben dururum, Selahattin olur; ama Selahattin’e idam istenilirken ne yazık ki büyük bir sessizlik oldu.

Bir kız çocuğuyken babanızın, bir eş-anne iken, kızlarınız evdeyken eşinizin götürülüşüne şahitlik ettiniz. Pek çok Kürt kadının yakınlarıyla ilgili böyle anıları var. Halen hapiste olan Kürt kadın siyasetçiler var. Bu nasıl bir kırılma yarattı sizde?

Aslında evet, büyük bir kırılma yaşıyorum. Evet, ben daha beş yaşındayken babam gözümün önünde işkenceyle götürüldü, cezaevine konuldu. Belki de şu andaki mücadele amacımın, kararlılığımın taşları ben daha beş yaşındayken döşendi. Ve ben istedim ki, benim yaşadıklarımı başka çocuklar yaşamasın. Ama maalesef, yıllardır yürütülen onca mücadeleye rağmen yeterince başarılı olamadık. Benim yaşadıklarımın fazlasını kızlarımız ve başka çocuklar yaşadı, halen de yaşıyor.

Benim babam cezaevinde iki yıl kalmıştı, kızlarımızın babası yedi yıldır cezaevinde. Ve çok daha kötü şeyler de yaşanıyor. Şu anda maalesef cezaevlerinde yüzlerce çocuk annesiyle birlikte kalıyor. Binlerce kadın siyasi nedenlerle cezaevinde.

Yani bence bugüne kadar siyaset yürütenlerin artık derinlikli düşünmesi gerekiyor. Geç bile kalındı. Sene olmuş 2023 ve Cumhurbaşkanı’nın kışkırtmasıyla meydanlarda idam isteniyor. Yani ne diyeyim ki…

Birlikte yaşama karşı bir umutsuzluk var mı peki?

Hiç yok. Çünkü meydanlarda binlerce kişi idam diye bağırıyor olabilir ama çok daha fazlası insanca ve özgür şekilde; eşitlik, barış ve huzur içinde yaşamak istiyor.

'SEÇİM ÇALIŞMALARIMDAN RAHATSIZ OLAN PARTİ YETKİLİLERİ OLDUĞUNU ÖĞRENDİM'

Seçim kampanyasının son döneminde siz de aktif şekilde birey olarak HDP ile de mitinglere katıldınız. Alanda çalışma yaptınız. Nasıl geçti sizin için?

Şöyle oldu; Kadın Meclisi’nden iki arkadaşımız beni evimde ziyaret ederek çalışmalara katılmamı istedi ben de seve seve kabul ettim. Sonrasında onların da önerileriyle bir program çıkardık ve saha çalışmalarına başladım.

Çalışmalara başladıktan sonra, pek çok yerden davet aldık ama programı büyük ölçüde planlamıştık. Genel merkezin önerisi doğrultusunda birkaç yer değişikliği yaptık. Bu vesileyle davet eden tüm il örgütlerimize çok teşekkür ediyorum, hepsine yetişmek maalesef mümkün olamadı.

Benim için değişik bir deneyimdi doğrusu. En çok da gençlerin, kadınların sevgisi, ilgisi, coşkusu, kararlılığı çok güzeldi. Zaman zaman da duygulandım, şunu bir kez daha anladım, halkımız için ne yapsak azdır. Halkımıza çok teşekkür ediyorum. Bir taraftan da hem bana hem Selahattin’e çok büyük moral oldu.

Murat Bey, şunu da belirtmek istiyorum, tüm çalışmaları kendi imkânlarımızla yaptık, partiden hiçbir talebimiz olmadı. Bunu bir görev olarak yaptım, çünkü her partili gibi sorumluluğumun gereğini yapmak istedim ama çalışmalar sırasında bundan rahatsız olan parti yetkililerinin olduğunu öğrendim ve ne yalan söyleyeyim, üzüldüm doğrusu. İnsanız neticede.

Bir de birileri çıkıp bizim çalışmalarımıza ‘sosyal medya fenomenliği, pop star kampanyacılığı’ diyerek sanki suç işlemişiz gibi yapmaya kalktı. Bu hem etik olarak hem de siyaseten hiç doğru değil, benim de bunu kabul etmem mümkün değil.

'UMUDUM CEZAEVİNDE DE OLSA, UMUDUMU KORUYORUM'

Bu soruyu bir de şöyle sorayım. Mayıs 2023 seçimleri Demirtaş ailesi için ne ifade ediyor

Türkiye’deki her aile için neyi ifade ediyorsa bizim için de farklı değil aslında. Adaletli, barış ve huzur içinde bir ülke, daha güzel bir gelecek hedefimiz vardı, şimdilik olmadı. Çok üzgünüm ama çok da moralliyim çünkü umudumu koruyorum, umudum halen cezaevinde olsa da.

Bir şey daha dikkatimi çekti, Erdoğan aynı konuşmasında idam edilen Adnan Menderes’ten de bahsetti. Menderes’in idamı siyaseten neyse Selahattin’e istenen de aynısı Murat Bey. Ne farkı var yani? Düşünün ki bir kitle toplanmış ve Erdoğan’a idam istiyor veya Sayın Kılıçdaroğlu'na ya da hiç fark etmez Sayın Akşener'e. Bunu kim kabul edebilir? Siyaset alanına idam sözünün asla girmemesi gerekiyor.

Eşiniz yaklaşık yedi yıldır hapiste ve siz her hafta Diyarbakır’daki evinizden Edirne'ye gidip dönüyorsunuz. Bu hafta görüşe gittiniz mi? Ya da telefon hakkınızı kullandınız mı? Birbirinize ilk ne söylediniz? Moralini nasıl buldunuz?

Görüşe gittim tabii, gitmez miyim :) Bugüne kadar iki istisna dışında bütün görüşlere gittim.

Morali gayet iyiydi. Ben ona iyi görünüyorsun dedim, o da bana aynı şeyi söyledi. Sanırım en çok birbirimizin nasıl olduğunu merak ediyorduk. Çünkü son bir haftada o kadar kötü şeyler yaşadık ki. Selahattin hakikaten de gayet iyi görünüyordu.

Hiç siyaset konuşmadık. Kürtçe bir şarkının hikâyesini anlattı. Sinanê Kîrîv şarkısı. Sonra da şarkıyı söyledi. Çok da güzel söyledi. Çok etkilenerek dinledim. Selahattin’in şarkı söylemesini de özlemişim, onu fark ettim. Daha önce bu şarkıyı dinlemiştim ama hikâyesini bilmiyordum. Hikayesini öğrendikten sonra şarkı bana çok daha güzel ve anlamlı gelmeye başladı.

'EN AZ ÜÇ DEFA CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI TALEBİNİ İLETTİ'

Selahattin Demirtaş avukatlarıyla irtibat halinde ama siz de kimi kritik mesajlarını kamuoyuna aktardınız. Demirtaş Artı Gerçek’te “Partime cumhurbaşkanlığı adaylığına hazır olduğumu belirttim, gerekçe sunulmadan reddedildi” dedi. HDP sözcüsü Ebru Günay ise “Cumhurbaşkanlığı adaylığı kendisinin hukuki durumu nedeniyle kurullarımızda değerlendirilmedi, kendisinin bir kadın cumhurbaşkanı adayı önerisi vardı” dedi. Burada birbirinden farklı iki açıklama var. Bu konuda siz nasıl bir bilgi sahibisiniz?

Selahattin’in pek çok konudaki yaklaşımını, ne dediğini gayet iyi biliyorum, çünkü biz Selahattin ile sadece evli bir çift değil yoldaşız aynı zamanda.

HDP'den sadece sizin dediğiniz, Sayın Ebru Günay'ın açıklaması olmadı. Gazeteci İsmail Saymaz'a açıklama yapan bir parti yetkilisi de "Demirtaş'ın cumhurbaşkanı adaylık başvurusu olmadı" şeklinde açıklama yaptı. Keşke adıyla sanıyla resmi bir açıklama yapsaydı daha iyi olurdu ama bu iki açıklama arasında çelişki var. Ebru Günay, "Talep vardı, hukuki durumu nedeniyle değerlendirilmedi" derken ismini açıklamak istemeyen arkadaşımız ise "Talep gelmedi" diyor. Ebru Günay tam olarak bilgilendirilmemiş de olabilir, tam bilemiyorum.

Beni arayan çok oldu, o yüzden de bazı konulara açıklık getirmek istiyorum. Şu çok önemli Murat Bey, bazı şeylerin zaman sıralaması iyi bilinmezse karışıklık olur. Selahattin, kendi adaylığını partiye önerdi. Daha 2022 Haziran ayıydı, kendisini ziyarete gelen Eş Genel başkanlara söylemişti. Daha sonra MYK üyesi avukat Doğan Erbaş aracılığıyla bir kez daha iletti. Son olarak da avukatı aracılığıyla bir mektupla Sayın Tayip Temel'e ilettiğini biliyorum. Yani en az üç defa ilettiğinden eminim çünkü önemli bir karardı ve benimle paylaştı. Onların da bunu parti toplantılarında aktarmış olmaları gerekir.

Selahattin'e, kendi adaylığıyla ilgili olarak da tek bir cümle bir şey söylenmedi. Hatta ben zaman zaman Selahattin'e de soruyordum, ne oldu bir cevap geldi mi diye. Epey bir zaman geçtikten sonra bir Türk kadın aday düşünüldüğü söylendi Selahattin’e. Sanırım Eylül ya da Ekim ayıydı. Bunun üzerine Selahattin de Sayın Gültan Kışanak’ın adaylığını önermiş. Hatta hatırlarsanız, Aralık’ta Gültan Hanım'ın adaylığı basına da yansıdı.

Açıkçası, halkımız Selahattin’in aday olmasını istiyordu ve bekliyordu da. O yüzden Selahattin, hukuki nedenlerle aday olamayacağının açıklanmasını istedi ki çıkaracağımız adayla ilgili en ufak bir tartışma olmasın. Bunu da Sayın Meral Beştaş'ın kendisini ziyareti sırasında söylediğini biliyorum. Ocak ayının sonlarındaydı. Dediğim gibi, neyin ne zaman olduğunu iyi bilmek gerekiyor.

'YASAL DURUMUNU BİLMEYEN BİRİ DEĞİL Kİ'

Yasal olarak aday olamadığı söyleniyor?

Selahattin yasal durumunu bilmeyen biri değil ki Murat Bey. Kendisi avukat yani. Yasal olarak aday olup olamayacağı tartışmalıydı ama kesin bir durum da yoktu. Selahattin kendi adaylığını şunun için önerdi; şayet YSK adaylığını onaylamazsa bile o aşama geride kalsın ki çıkacak HDP’nin adayına güçlü bir destek olsun istiyordu. Yani Selahattin meseleye, hukuksal bir pencereden değil, siyasi ve politik bir açıdan bakıyordu ve adaylığını bu amaçla önermişti. Zaten son röportajında bunu anlattı da.

Ben Selahattin’i çok iyi tanıyorum. Selahattin bazı şeyleri açıklarken amacı partiyi suçlamak veya zan altında bırakmak asla değil. Sorumluluğu partiyle birlikte alıyor zaten, bunu da belirtti. Ama birileri ısrarla HDP'nin aday çıkarmamasını Selahattin dayattı deyince olmuyor. Bu yüzden gerçeklerin bilinmesini istiyorum Murat Bey.

Türkiye’de geleceğe dair -başta siyaset- ne umuyorsunuz, ne bekliyorsunuz?

Gerçekten artık bizler de hukukun evrensel değerlerle uygulandığı demokratik bir ülkede yaşayalım istiyorum. Siyasetçilerin vaatleri barış olsun, kardeşlik olsun huzur olsun, refah olsun istiyorum.

Eşinizin HDP yönetimi tarafından da yalnız bırakıldığı anlamına gelen açıklamaları oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Erdoğan'dan bayram mesajı: "Yumuşama" çağrısı ve "enflasyon" vurgusu Erdoğan'dan bayram mesajı: "Yumuşama" çağrısı ve "enflasyon" vurgusu

Bu konulara benim girmem çok doğru olmaz ama bence Selahattin siyasette boşluk gördüğü anlarda müdahale ediyor çünkü kendini halka karşı sorumlu görüyor. ‘Selahattin neden müdahale ediyor’ yerine, ‘boşluk neden oluşuyor’ diye düşünülse bence daha iyi olur.

Eşinizin aktif siyaseti bırakmasına ne diyorsunuz?

Kendi takdiridir. Yalnız, Selahattin HDP’yi, mücadeleyi bırakmadı. Mücadele biter mi hiç? Sadece aktif siyaseti bıraktı. Aktif siyaset dışında mücadele alanları da var.

Nedir onlar?

Sivil toplum var, hukuki mücadele var, sanat var, edebiyat var. Mücadele parti siyasetiyle sınırlı değil.

Tayyip Erdoğan yeni dönem cumhurbaşkanlığı görevine başlama töreninde “Cumhuriyetin 100. yılında Türkiye'nin bir büyük kucaklaşmaya ihtiyacı var” dedi. Bu kucaklaşma kimlerle olur sizce?

Kimseyi ayırmadan herkesle olması gerekir. Bunu da söylemle değil pratikle yapmak gerek. Halkın bir sürü sorunu var, büyük bir ekonomik sorun var. Bunun da nedenlerinin başında demokrasi olmaması var. Adalet, hukuk olmaması var.

Çok eşitsiz bir seçim yarışı yaşanmış olsa da artık her şeye rağmen, bir Cumhurbaşkanı belirlendi. Cumhurbaşkanı’nın herkesi kucaklama iddiası varsa, öncelikle Anayasa’da da açık bir şekilde yazan hukuk kurallarının işletilmesi gerekir bence.

Kürt sorununda geçmiş deneyimlerden de dersler çıkararak samimi, ciddi adımlar atılmalı. Herkes de buna destek vererek Kürt sorununu sorun olmaktan çıkarmaya odaklanmalı diye düşünüyorum.