21 Şubat, 2000 yılından bu yana UNESCO kararıyla “Dünya Anadil Günü” olarak anılıyor. Amaç; kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği teşvik etmek. Ancak yayımlanan son raporlar, dünya dillerinin ciddi bir yok oluş sürecinden geçtiğini ortaya koyuyor.
UNESCO’nun 4 Mart 2025 tarihli raporuna göre dünyada konuşulan ya da işaret dili olarak kullanılan 8 bin 324 dil bulunuyor. Bu dillerin yaklaşık 7 bini hâlâ aktif olarak kullanılsa da yalnızca 351’i eğitim dili statüsünde. Dünya genelinde çocukların sadece yüzde 40’ı anadilinde eğitim alabiliyor. Kuruma göre her iki haftada bir dil yok oluyor.
Dil envanteri konusunda önemli kaynaklardan biri olan Ethnologue ise dünyada 7 bin 159 dilin konuşulduğunu belirtiyor. Bu dillerin yaklaşık yüzde 44’ü tehlike altında ve çoğunun konuşur sayısı 1000’in altına düşmüş durumda. Öte yandan dünyanın en büyük 20 dili, 3,7 milyardan fazla insanın anadili ve bu sayı dünya nüfusunun neredeyse yarısına karşılık geliyor.
Anadilde eğitim hayati görülüyor
Uzmanlara göre yüzlerce dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının başlıca nedenlerinden biri, bu dillerin kamusal alanda ve eğitim sisteminde yer bulamaması. Uluslararası kuruluşlar ve dilbilimciler, dil koruma ve canlandırma politikalarının eğitimle desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
Birçok çokkültürlü ülkede birden fazla dilde eğitim uygulanırken, ulus-devlet modelini benimseyen ülkelerde resmi dil dışındaki dillere eğitim alanında sınırlı yer veriliyor.
Türkiye’de tablo
Türkiye’de konuşulan dil sayısının 20 ila 30 arasında olduğu tahmin ediliyor. UNESCO’nun Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Ubıhça, Mlahso ve Kapadokya Yunancası tamamen yok olmuş diller arasında yer alıyor. Hertevin “yok olma” kategorisinde bulunurken; Turoyo, Ladino, Gagavuzca, Romanca, Batı Ermenicesi, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Abazaca ve Suret dilleri ciddi tehlike altında. Adigece, Abhazca, Kabardey-Çerkesçe ve Kürtçenin Kirmançkî (Zazaca) lehçesi ise “kırılgan” diller arasında gösteriliyor.
Türkiye’de resmi dil Türkçe. Anayasa’nın 42. maddesinde “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında okutulamaz ve öğretilemez” hükmü yer alıyor. Bu madde, anadilde eğitim tartışmalarının merkezinde bulunuyor. Türkiye, çeşitli uluslararası sözleşmelere taraf olmakla birlikte, anadilde eğitimle ilgili maddelere çekince koymuş durumda.
1960’ta kabul edilen ve 1962’de yürürlüğe giren UNESCO “Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme” ise devletlerin eğitimde ayrımcılığı ortadan kaldırmasını ve azınlıkların kendi dillerinde eğitim hakkını tanımasını öngörüyor. Türkiye bu sözleşmeye taraf değil.
Seçmeli ders uygulaması ve atamalar
2012 yılında yapılan düzenlemeyle Kürtçe, “Yaşayan Diller ve Lehçeler” başlığı altında seçmeli ders olarak müfredata girdi. Kurmancî ve Kirmançkî lehçeleri 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda seçilebiliyor.
Son üç yılda Kürtçeyi seçen öğrenci sayısında artış yaşandı:
-
2023-2024: 23 bin öğrenci
-
2024-2025: 35 bin öğrenci
-
2025-2026: 59 bin 362 öğrenci
Ancak öğretmen atama kontenjanları dalgalı bir seyir izledi. 2021’de 3, 2022’de 2 kontenjan ayrılırken; 2023’te 50’ye çıkan sayı 2024’te 10’a, 2025’te ise 6’ya düştü. Dil alanında çalışan uzmanlar, öğretmen ve materyal eksikliğinin seçmeli ders uygulamasının etkinliğini sınırladığını belirtiyor.
Küresel ölçekte dillerin hızla yok olduğu bir dönemde, anadilde eğitime yönelik politikalar ve uygulamalar hem kültürel mirasın korunması hem de eşit eğitim hakkı tartışmaları açısından önemini koruyor.






