Doktorlardan sonra akademisyenler de yaşadıkları ekonomik sorunlardan dolayı yurt dışına gitmeye başladı. Akademik Dayanışma Platformu (ADAP) Üyesi ve Öğretim Görevlisi Zeynep Ardıç, akademisyenlerin yaşadığı sorunları anlattı.

Ardıç "Akademisyenler geçinemiyor. 12 bin civarında akademisyenin yurt dışına gittiğini gösteren bir çalışma var" dedi.

ANKA’ya konuya dair konuşan Ardıç şunları dile getirdi:

"Türkiye'nin problemlerine çözüm bulabilmesi için akademinin verimli olması gerçekten önemli ama Türkiye'deki durum pek iç açıcı değil maalesef. Çünkü Türkiye'de 200 civarında üniversite var ama verimliliğe baktığınızda gelişmiş ülkelerle maalesef rekabet edemeyecek durumdayız.

Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında Türkiye'den sadece üç üniversite var. İlk bin üniversite arasında Türkiye'den sadece 15 üniversite var. Akademinin pek çok sorunu var. Liyakat, mobbing vs. var ama şu son geldiğimiz noktada ekonomik sorunlar o kadar ciddi bir boyuta ulaştı ki biz artık diğer sorunları ikinci plana atmak durumunda kaldık. Akademisyenler gerçekten geçinemiyor. Yaşamsal faaliyetlerini bile karşılamakta zorlanıyorlar.

“Maaşlar 7 yılda dört asgari ücretten ikiye düştü”

Örneğin bir araştırma görevlisi 2015'te asgari ücretin dört katına yakın maaş alıyorken şu an ikilere düşmüş durumda. Alım gücümüz ciddi anlamda düştü. Akademik faaliyetler doğaları gereği bir motivasyon, odaklanma ve berrak bir zihin gerektirir. Ama maalesef Türkiye'de akademisyenlerin zihinleri geçim sıkıntısıyla, gelecek kaygısıyla, ayın sonunu nasıl getireceğim, kiramı nasıl ödeyeceğim, evden çıkarılırsam ne olacak sorularıyla o kadar meşgul ki biz artık gerçekten akademik faaliyetlere odaklanamıyoruz.

Eskiden akademi çok popülerdi ve bütün başarılı öğrenciler akademiye yönlenirdi. Şu an böyle bir durum yok. Hatta bazı bölümlerde akademisyen bulamıyorlar.

“Araştırma görevlileri geçinemedikleri için öğrenci yurdunda kalıyor”

Bazı yeni araştırma görevlisi olan arkadaşlarımızın ev kiralayamadığı için öğrenci yurdunda kaldığını duyuyoruz. Bu gerçekten çok acı bir durum. Özellikle büyük şehirlerde aldığımız maaşla biz bir ev bile tutmaktan aciz durumdayız. Bu yeni nitelikli insanların akademisyen olmasına engel olduğu gibi hali hazırda üretken, kaliteli işler çıkaran akademisyenlerin de ya özel sektöre yönelmesine ya da yurt dışına gitmesine sebep olacak.

Yurt dışındaki akademik etkinliklere hiç katılamıyoruz zaten. Örnek vereyim; ekim ayında ben Almanya'ya davet edildim. Gidemeyeceğimi söyledim. Çünkü gerçekten karşılayamıyorum. 'Eğer ayarlayabilirseniz online yaparım' dedim. Bir kısmını da karşılamayı teklif ettiler ama "Bütün masraflarını karşılayamayız" dediler. 'Bütün masraflarımı karşılayamazsanız gelemiyorum' dedim. Çünkü benim bir maaşım gidecek oraya ve bu gerçekten çok acı bir durum.

Kesinlikle hiçbir meslek gurubunu aşağılamak için söylemiyorum ama üniversitedeki şoför, temizlikçi gibi görevlerde çalışan insanların bizden daha yüksek maaş aldığı bir noktadayız şu anda. Ben bunu dünyanın hiçbir yerinde duymadım.

“Maaşlar yoksulluk sınırının iki katı olmalı”

Akademisyenlerin maaşlarının acilen düzeltilmesi gerekiyor. Yüzde 5-10 artışından bahsetmiyorum ama geçim sıkıntısından kurtarılması gerekiyor. En düşük akademisyen maaşlarının yoksulluk sınırının iki katı olması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bu şekilde akademi hala bir cazibe merkezi haline gelir. Şu anda bu vasfını kaybetti.

Benim çevremde çok fazla akademiyi bırakan, özel sektöre geçen, yurt dışına geçen aynı doktorlarda olduğu gibi beyin göçü devam edecek. Bunu acilen önlemek için de akademisyenlerin maaşlarının iyileştirilmesi gerekiyor.

TBMM Genel Kurulu'nda Görüşülen 8. Yargı Paketi TBMM Genel Kurulu'nda Görüşülen 8. Yargı Paketi

Bu arada şunu da eklemek istiyorum. Seçim sürecinde eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı başta olmak üzere biz çok fazla söz aldık akademisyen maaşlarının düzeltileceğine ilişkin. Maalesef bu sözlerin hiçbir tanesi tutulmadı. Devlette devamlılık esastır. Seçim vaadi gibi söylenip de geçiştirilebilecek bir mevzu değil. Sadece akademisyenleri ilgilendiren bir mevzu değil. Biz, bize verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz.”