Kimyasal gazların kullanıldığı saldırı, 16 Mart 1988’de Irak’ın o dönemki yönetimi tarafından İran sınırına yakın olan Halepçe kentinde gerçekleştirildi. Saldırıda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 3 bin 200 ile 5 bin arasında sivil hayatını kaybetti, yaklaşık 10 bin kişi de yaralandı. Bu saldırı, sivillerin yaşadığı bir yerleşim alanına yönelik tarihin en büyük kimyasal saldırılarından biri olarak tarihe geçti.
“O gün her şey değişti”
Bugün 52 yaşında olan Kalswme Huseyn, katliam sırasında henüz 14 yaşında olduğunu belirterek o günleri şöyle anlattı:
“Katliam olduğunda annem ve ağabeyimle birlikteydim. Teyzem ve onun çocukları hayatını kaybetti. Ailemden toplam beş kişi daha o saldırıda öldü. Katliamdan önce İran tarafından top atışları oluyordu. O gece Beraat gecesiydi. Annem kalkıp ağabeyimin evine gitti ve onu uyandırdı. ‘Halepçe’nin dört tarafı bombalanıyor’ dedi. Ağabeyim de İran’ın saldırdığını söyledi. Biz de kalkıp bir caminin bodrumuna sığındık.”
O dönem bahar mevsimi olduğunu söyleyen Huseyn, kentin kısa sürede tamamen değiştiğini belirtti:
“Her yer çiçeklerle doluydu. Halepçe çok güzel bir yerdi. Ama kısa süre sonra her yer toza ve dumana büründü. O görüntü hâlâ hafızamdan silinmedi.”
“Sabah herkes feryat ediyordu”
Sabah saatlerinde kentten çıkıp dağlık bir bölgeye ulaştıklarını anlatan Huseyn, insanların korku içinde toplandığını söyledi.
“Sabah olduğunda dağlık bir yere vardık. Orada herkes bir araya gelmişti. İnsanlar oturmuş, saklanıyordu. Sabah olmuştu ama herkes feryat ediyordu. Kimyasal gazdan korunmak için yüzlerimizi kapatmıştık. Kalın kıyafetleri üst üste giyiyorduk. Anneler çocuklarını kollarının altına alıp saklıyordu.”

“Gökyüzünden mavi yağmur yağıyordu”
Saldırıdan önce üç gün boyunca aralıksız yağmur yağdığını söyleyen Huseyn, yaşlıların bu yağmuru “mavi yağmur” olarak adlandırdığını ifade etti.
“Yaşlılar bunun normal bir yağmur olmadığını söylüyordu. Onlar bunun bir işaret olduğunu düşünüyordu. Irak’ın bir yere saldırmasından önce böyle yağmurlar yağdığını söylüyorlardı. Ama çoğu insan bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu.”
“Uçaklar sürekli tepemizdeydi”
Şirvan köyüne yaklaştıklarında Irak ordusunun top atışı yaptığını gördüklerini anlatan Huseyn, bombardımanın aralıksız sürdüğünü söyledi.
“İnsanlar kendilerini kurtarmak için kaçıyordu. Artık Halepçe’ye dönemeyeceğimizi anladık. Bu yüzden en güvenli yerin dağlar olduğunu düşündük. Dağlara doğru kaçtık. Ama uçaklar sürekli tepemizde dolaşıyordu. Çocuklar korkudan ağlıyordu. Birçoğu yürüyemeyecek hale gelmişti. O kaos ve yağmur içinde herkes hayatta kalmaya çalışıyordu.”
Halepçe’ye dönüş ve yıllar süren etkiler
Huseyn, ailesiyle birlikte yıllar sonra yeniden Halepçe’ye döndüklerini söyledi.
“1991 yılında tekrar Halepçe’ye döndük. Ama döndükten sonra da insanlar ölmeye devam etti. Çünkü toprak kimyasal maddelerle kirlenmişti. İnsanlar bahçelerine gidiyordu ama toprağın zehirli olduğunu bilmiyorlardı. Bu yüzden birçok kişi hayatını kaybetti.”
“Belgeler yok edildi”
Huseyn, saldırının ardından kimyasal silah kullanımını gösteren birçok belgenin ortadan kaldırıldığını ileri sürdü.
“O kadar büyük bir katliam yaşandı ama buna rağmen Halepçe yeterince korunmadı. BAAS güçlerinin kimyasal silah kullandığını gösteren birçok belge yok edildi. Bu nedenle gerçek anlamda bir hesaplaşma yaşanmadı. Halepçe için ciddi bir hizmet de yapılmadı.”
“Halepçe unutulmamalı”
Huseyn, Halepçe’nin Kürt halkı için büyük bir sembol olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Halepçe sadece bir şehir değil. Kürtlerin kimliğinin ve direnişinin sembolüdür. Bu katliamın unutulmaması gerekiyor. Enfal’i ve Halepçe’yi unutmamalıyız. Aynı şekilde Efrîn’i, Rojava’yı ve Serdeşt’i de hatırlamalıyız.”
“Uçak sesleri hâlâ korkutuyor”
Halepçe’nin İran sınırında yer aldığını hatırlatan Huseyn, bugün de bölgedeki askeri hareketliliğin halk üzerinde olumsuz etkiler bıraktığını söyledi.
“Bugün de gökyüzünde savaş uçakları uçuyor. Amerikan, İsrail ve İran uçaklarının sesi sık sık duyuluyor. Bu sesler halk üzerinde kötü bir etki bırakıyor. Benim ailemden 150 kişi hayatını kaybetti. Hâlâ bir uçak sesi duyduğumda irkiliyorum. Bütün vücudum titriyor. Bu korku hâlâ geçmedi.”





