Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inkar edilen Kürt kimliği ve devletin soruna çatışmalı zeminlerde yaklaşımı Kürt sorununu giderek çatışma zeminine itti. Yıllardır yürütülen bu politikaların başında ise Kürtçeye dönük asimilasyon politikası, dilin kullanımının yasaklanması oldu. Kürt sorununun çatışmalı zeminden hukuki zemine çekilmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan öncülüğünde başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa 17 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasa pek çok kesim tarafından olumlu karşılanırken, eksikliklerine dair tartışmalar da sürüyor.

Wan’da faaliyet yürüten Kürtçe dil kurumları, Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreç kapsamında atılması gereken en önemli adımların başında Kürtçe’nin statüsünün tanınması ve anadilde eğitimin geldiğini belirtti.

'ABDULLAH ÖCALAN SORUNU HUKUKİ ZEMİNE ÇEKTİ'

Kürt Kültürünü ve Dilini Geliştirme Derneği (KURDÎGEH) Eşbaşkanı Mesut Kertiş, yasayı iyi anlamak için Abdullah Öcalan’ın felsefesinin de iyi anlaşılması gerektiğine dikkat çekti. Abdullah Öcalan’ın süreci ilk başlattığı zamanlardan bu yana Kürt sorununu çatışmalı zeminden hukuki ve siyasi bir zemine çekme ısrarını sürdürdüğünü ifade eden Kertiş, "Biz de yasayı olumlu buluyoruz ancak bazı eksiklikleri de var elbette. Bunlardan biri, Abdullah Öcalan’ın dışarıda bırakılmaya çalışılması. Diğeri de dil sorunudur. Bir halk ile barış yaparken hala konuyu ‘terör’ olarak ele almak gerçekten kabul edilir değil. Eğer o halkı kabul etmek istiyorsanız onun dilini kabul edeceksiniz" dedi.

'KÜRDÜN DİLİ VE KÜLTÜRÜ YASADA YER ALMALI'

Kürtçe’nin eğitim dili olması için bir adım atılmadığına vurgu yapan Kertiş, "Hala yasalarda, Meclis tutanaklarında, yasal metinlerde ‘X’ ya da ‘bilinmeyen dil’ diye geçiyor. Kürt sorunu hukuki zemine taşınmış oldu. Ama barışı sağlamak için yasada Kürdün dili ve kültürü yer almalı. Bu anlamda bizim omzumuza düşen sorumluluklar var. Devletin Kürtçe eğitim veren kreş, anaokulları ve okulları açması lazım. Biz çocuklarımıza Kürtçe harf öğretirken bile yasal olarak bir sürü sorun ve sıkıntı yaşıyoruz. Bu anlamda kendi önümüze de kreş, anaokulu, Kürtçe eğitim veren okullar açmak için çalışmalarımızı başlatacağız" diye konuştu.

'MESELE SADECE SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİL'

Yasanın çerçevesinin silahların susması, infaz düzenlemesi şeklinde düzenlendiğini dile getiren Hukuk Araştırma ve Eğitim Derneği (DADSAZ) sekreteri avukat Veysi Atay, Kürt sorununun sadece çatışma sorunu olmadığını belirterek çerçevenin genişletilmesi gerektiğini kaydetti. Barışın toplumsal ayağının sağlanmamasının önemli bir eksiklik olduğuna işaret eden Atay, "Kürt sorunu Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana gelen bir sorun. Çatışmalı süreçleri yaratan sorunlar ise hala önümüzde duruyor. Evet bir yasa kabul edildi. Ancak silahlar susarken, Kürt sorununu çatışma zeminine çeken sorunların da ele alınması ve çözülmesi gerekiyor” vurgusu yaptı.

'SİLAHLANMANIN SEBEBİ KÜRTÇENİN KABUL EDİLMEMESİYDİ'

Leezenberg: Kürdlerin Yüzyıllara Uzanan Yazılı ve Bilimsel Geleneği Var
Leezenberg: Kürdlerin Yüzyıllara Uzanan Yazılı ve Bilimsel Geleneği Var
İçeriği Görüntüle

Silahlanma zeminin yaratan yegane meselelerin başında dil sorununun geldiğini söyleyen Atay, “Yeni kanunların oluşturulması gerekiyor. Bu kanunların bir sonraki ayağı mutlaka dil ve kültüre dönük düzenlemeler olmalı. Silahlanmanın genel sebeplerinden biri Kürtlerin dilinin kabul edilmemesiydi. Bu anlamda samimi adımlarla bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Uluslararası yasalarda da her halkın hakları gözetilmiştir. Bu hakların Kürtler için de göz önüne alınması gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz” ifadelerini kullandı.

ANAYASANIN 42 VE 66’NCI MADDELERİ

Türkiye anayasasında 42 ve 66’nci maddelerinde yer alan Türk kimliği dayatması ve Türkçe dışında dillerin hala yasaklı olmasını hatırlatan Atay, yasanın bir an önce değişmesi gerektiğinin altını çizdi. Atay, "Bu yasayla birlikte hem Kürtçe yasaklandı, hem de toplum içerisinde dilin yaşatılmasının önüne geçilmek istendi. Şimdi böylesi bir süreç yürütülüyor. Önce kanunen bunun sağlanması ardından da bunun için gerçekten önemli adımlar atılması lazım. Bu anlamda bir bütçe sağlanmalı, yer açılmalı. Mesela Türkçe için bir çok kurum var. Ancak diğer kimlikler ve onların dilleri için hiçbir kurum yok. İlerleyen süreçte biliyoruz ki siyasi, hukuki pek çok adım atılacak. Bu adımlardan biri de mutlaka dil ile alakalı olmalıdır. Dil bir halkın varlık sebebidir. Dil olmasaydı zaten mücadelenin sebebi olmazdı" şeklinde değerlendirdi.