Yunanistan’da 2019 yılından bu yana yaşamını sürdüren insan hakları aktivisti Yannis Vasilis Yaylalı’nın iltica başvurusu, Yunan makamları tarafından reddedildi. 2021–2023 yılları arasında yapılan mülakatların ardından uzun süre sonuçlandırılmayan dosyaya ilişkin 120 sayfalık gerekçeli kararın tebliğ edildiği bildirildi.
Kararda, Yaylalı’nın 1990’lı yıllarda Türkiye’de zorunlu askerlik görevini yaptığı döneme atıf yapıldı. İlk derece incelemede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir parçası olduğu belirtilirken, bireysel sorumluluğu bulunduğu savunuldu. İkinci derece değerlendirmede ise başvurunun reddine ve Türkiye’ye iadesine hükmedildi. Yaylalı, kimliğine el konulduğunu ve her an sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Dosyada, Yaylalı’nın Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde, özellikle Samsun’un Bafra ilçesinde ciddi bir riskle karşılaşmayacağı ileri sürüldü. Ancak aynı belgede hakkında “uluslararası casusluk” dahil 13 ayrı dosya ve tutuklama kararı bulunduğu bilgisine de yer verildi. Karar metninde Türkiye’deki insan hakları ihlalleri ve muhaliflere yönelik baskılar ayrıntılı biçimde aktarılırken, Yaylalı’nın geçmişte hapis cezası aldığı ve işkence gördüğünün kabul edildiği görüldü.
“Savaş suçu” değerlendirmesi
Ret gerekçesinde, Yaylalı’nın 1994 yılında PKK’ye karşı yürütülen operasyonlar sırasında askerlik yaptığı dönemde, Kürt köylerinin yakılması, işkence ve cenazelere yönelik kötü muamele gibi ağır hak ihlallerinin yaşandığı bir ortamda bulunduğu vurgulandı. Yaylalı ise bu fiillere katılmadığını, yalnızca tanık olduğunu ifade etti. Ancak Yunan makamları, beyanlarını “eylemlere dahil olma” şeklinde yorumlayarak başvuruyu “savaş suçu” kapsamına aldı.
Kararın kamuoyuna yansımasının ardından Yunanistan’daki bazı siyasi partiler ve insan hakları savunucuları tepki gösterdi. Aktivistler, Yaylalı’nın Türkiye’ye gönderilmesi halinde yaşam hakkı ve güvenliğinin ciddi risk altında olacağını savundu.
“Can güvenliğim yoktu”
İade kararının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis arasında gerçekleşen temas öncesinde verilmesine dikkat çeken Yaylalı, gazetecilik ve insan hakları faaliyetlerinin kararda kabul edildiğini ancak zorunlu askerlik dönemine ilişkin değerlendirmeler nedeniyle dosyanın “savaş suçu” çerçevesine sokulduğunu belirtti.
Türkiye’de insan hakları sorunlarının karar metninde yer almasına rağmen Bafra’da sorun yaşamayacağı yönünde kanaat bildirilmesini eleştiren Yaylalı, daha önce Bafra Cezaevi’nde kaldığını, tehdit ve hedef göstermelere maruz bırakıldığını söyledi. “Zaten can güvenliğim olmadığı için ülkeyi terk etmek zorunda kaldım” diyen Yaylalı, hakkındaki suçlamaların siyasi olduğunu savundu.
Yaylalı, insan hakları ve barış savunucularına dayanışma çağrısı yaparak Yunan makamlarından kararı yeniden değerlendirmelerini talep etti.