Hakkâri mirlerinden Garzan beylerine uzanan tarihî mirası ve kan bağı.
Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1877–1878 yıllarında yaşanan ve 93 Harbi adıyla tarihe geçen savaş, Doğu Anadolu’nun askerî ve toplumsal tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bu döneme ilişkin aile arşivlerinde korunan anlatılar, bölgedeki bey ailelerinin geçmişine dair araştırmalar açısından da önem taşıyor.
Beykendli Ashab Beg’e atfedilen mektubun Türkçe tercümesi de Hakkâri mirleri ile Garzan bölgesindeki bey ailelerinin akrabalık ve tarihî ilişkilerini gündeme taşıyan metinlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Eski Tercüman yazarı Hüsamettin Karanfil’in beyanına göre, mektubun tercümesi aile arşivinde bulunurken aslının yeri bilinmiyor. Mevcut tercüme esas alınarak aile arşivi için bir rekonstrüksiyon hazırlanmış durumda.
Sultan II. Abdülhamid’e atfedilen mektubun metninde Ashab Beg şu ifadelerle tanıtılıyor:
“Cülemerg ümerâ-yı kadîmesinden Şembo Hânedânı’nın Garzan koluna mensûb, şecâat ve hamiyyetiyle ma‘rûf, Beykendli Ashab Beg Hazretleri’ne…”

Bu hitapta Ashab Beg’in Hakkâri’nin kadim mirleriyle ilişkilendirilen bir hanedana mensup olarak anılması dikkat çekiyor. Böylece Beykend beylerinin Garzan’daki konumunun yanında, ailenin Hakkâri emirlik geleneğiyle bağlantılı olduğu yönündeki tarihî anlatı da öne çıkıyor.
Söz konusu ifadeler, Beykend beylerinin bölgedeki nüfuzu ve Hakkâri mirleriyle ilişkilendirilen nesep geçmişinin araştırılması bakımından önem taşıyor.
93 Harbi ve Zivin cephesine yönelik çağrı
Mektubun önemli bir bölümünü Osmanlı-Rus Harbi sırasında yapılan askerî seferberlik çağrısı oluşturuyor.
Rusya’nın Osmanlı topraklarına yönelik saldırıları karşısında dinin, devletin ve vatanın savunulmasına vurgu yapılan metinde, Beykendli Ashab Beg’den kendi nüfuz sahasındaki Müslüman Kürt topluluklarından gönüllüler toplaması ve Zivin mevkiindeki Osmanlı kuvvetlerine destek vermesi isteniyor.
Metnin ilgili bölümünde şu ifadeler yer alıyor:
“Ekrâd-ı Müslime ve sâir gönüllü efrâdın riyâset ve kumandasını deruhde buyurarak Zivin mevkiine hareket ve ordu-yı hümâyûnumuzla ittifak ve hemâhenk üzere müdâfaa-i memleket hizmetinde bulunmanız arzu ve matlûbumuzdur.”

Bu ifadeler, mektubun içeriğinde Ashab Beg’in yalnızca savaşa katılmasının değil, beraberindeki gönüllü kuvvetlerin yönetimini üstlenmesinin de beklendiğini gösteriyor.
1877 yılının Haziran ayında Osmanlı ve Rus kuvvetleri arasında meydana gelen Zivin Muharebeleri, savaşın Kafkas Cephesi’ndeki önemli askerî gelişmeleri arasında yer alıyor.
Ashab Beg’e atfedilen bu çağrı ise Garzan beylerinin dönemin askerî hadiseleri içindeki muhtemel rollerine ilişkin yeni araştırmalar yapılmasına imkân sunuyor.
Mektupta Abbasi nesebine ilişkin ifadeler
Metnin öne çıkan diğer bir yönünü, Beykendli Ashab Beg’in nesebine ilişkin anlatım oluşturuyor.
Ashab Beg’in aile geçmişi, Hakkâri’nin kadim emirlerinin Hazreti Abbas’a mensup olduğu belirtilen silsilesiyle ve Botan emirlerinin Hazreti Hâlid bin Velîd’e nispet edilen hanedanıyla ilişkilendiriliyor.
Bu kapsamda şu ifadeye yer veriliyor:
“Neseb-i âlînizin bir cihetden Hakkâri ümerâ-yı kadîmesinin Âl-i Abbâs’a mensûb bulunan silsilesine…”
Hakkâri emirlerinin Abbasi nesebine ilişkin anlatılar tarihî kaynaklarda da bulunuyor. Bununla birlikte hanedanın kökeni hakkında farklı rivayetlerin mevcut olması, aileler arasındaki soy ilişkilerinin şecere ve arşiv belgeleriyle birlikte incelenmesini önemli kılıyor.
Mektupta yer alan ifadeler de Beykendli Ashab Beg’in bu tarihî nesep geleneğiyle ilişkilendirilmesi açısından dikkat çekiyor.
Hakkâri’den Garzan, Eğil, Silvan, Palu, Urmiye ve Behdinan’a
Abbasi nesebine mensup olduklarını belirten tarihî bey ailelerinin geçmişi, Hakkâri ile sınırlı olmayan geniş bir coğrafyaya uzanıyor.
Hakkâri ve Eğil emirliklerinin Abbasi nesebine ilişkin anlatılarına tarihî kaynaklarda rastlanırken, aile şecereleri ve bölgesel tarih araştırmalarında Garzan, Silvan, Palu, İran’ın Urmiye çevresi ve Irak’ın Behdinan bölgesiyle bağlantılı çeşitli hanedan ve akrabalık ilişkilerinden söz ediliyor.
Bu bölgelerde farklı dönemlerde idarî ve toplumsal nüfuz sahibi olmuş bey ailelerinin geçmişi, ortak aile hafızası ve bölge tarihi bakımından araştırılmaya devam ediyor.
Abbasi Beyleri Platformu beş yıldır akrabaları buluşturuyor
2 Eylül 2021 tarihinde kurulan Abbasi Beyleri Platformu, Hakkâri, Garzan, Eğil, Silvan, Palu, Urmiye ve Behdinan başta olmak üzere farklı bölgelerde yaşayan ve Abbasi nesebine mensup olduklarını ifade eden bey ailelerinin temsilcilerini bir araya getiriyor.

Beş yıllık faaliyetleriyle platform, tarihî şecerelerin korunmasını, birbirinden uzak kalmış akrabaların yeniden tanışmasını ve ortak aile hafızasının gelecek kuşaklara aktarılmasını amaçlıyor.
Mektupta dönemin manevî şahsiyetleri de anılıyor
Mektubun içeriğinde askerî meselelerin yanı sıra dönemin dinî ve tasavvufî çevrelerine ilişkin ifadeler de bulunuyor.
Nakşibendî geleneğinin önemli şahsiyetlerinden Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî Hazretleri’nin anılması ve kendisinden dua talep edilmesi, metnin dikkat çeken ayrıntıları arasında yer alıyor.
Bu bölüm, askerî seferberliğe ilişkin anlatıda bölgenin dinî ve manevî şahsiyetlerinin de yer bulduğunu gösteriyor.
Beykend beylerinin tarihî hafızası
Eski Tercüman gazetesi yazarı ve eğitimci Hüsamettin Karanfil, Beykendli Ashab Beg’in torunlarından olduğunu belirterek ailesinin geçmişine ilişkin şecere, mektup ve hatıratları korumaya yönelik çalışmalar yürütüyor.
Karanfil’in aktardığı aile bilgileri, yalnızca Ashab Beg’e atfedilen mektupla sınırlı kalmıyor. Garzan beylerinin sürgün yılları, Gökçebağ’a yerleşmeleri ve farklı bölgelerdeki akrabalık bağları da bu tarihî hafızanın önemli parçalarını oluşturuyor.
Vidin sürgününden Gökçebağ’a uzanan yolculuk
Hüsamettin Karanfil’in aktardığı aile hatıratına göre, Beykendli Ashab Beg’in oğlu Garzanlı Nuh Bey, Vidin’e sürgün edilmesinden sonra Urfa’ya getirilmiş ve kendisine Halep Mal Sandığı’ndan maaş bağlanmıştır.
Bir süre sonra rahatsızlanarak şuur kaybı yaşadığı belirtilen Nuh Bey, Diyarbakır’a gönderilmiştir. Ardından kardeşi Ömer Bey ile birlikte babası Ashab Bey’in tarihî nüfuz sahasında bulunan, Botan sınırındaki Beykend’in hemen arkasında yer alan bugünkü Siirt Gökçebağ topraklarına yerleşmiştir.
Aile hatıratında, Birinci Dünya Savaşı sırasında bölgeden geçen savaş mağduru toplulukların Garzanlı Nuh Bey’e sığındıkları anlatılıyor. Aralarında Ezidi ve Ermeni ailelerin de bulunduğu bu topluluklara barınmaları için Nuh Bey tarafından toprak verildiği belirtiliyor.
Nuh Bey’in kardeşi Ömer Bey’in de Birinci Dünya Savaşı’nda şehit düştüğü aktarılıyor. Zaman içerisinde bölgeye yerleşen toplulukların, Gökçebağ’ın gelişiminde rol oynadığı ifade ediliyor.
Savaş yıllarında kaybedilen bir baba ve yetim büyüyen bir çocuk
Aile geçmişinin acı hadiselerini de anlatan Hüsamettin Karanfil, dedeleri gibi Nakşîbendi tarikatına mensup ve tasavvufta önemli bir yol kat etmiş olan babası Sofi Ahmed’in henüz anne karnındayken, Garzanlı Nuh Bey’in oğlu olan dedesi Hasan Bey’in Ermeni silahlı çeteleriyle girdiği bir çatışmada hayatını kaybettiğini belirtiyor.
Karanfil’in anlatımına göre babası dünyaya yetim gelmiş, yedi yaşına kadar dedesi Garzanlı Nuh Bey’in himayesinde büyümüş, ardından bakımını dayıları üstlenmiştir.
Ailenin sonraki yıllarda yaşadığı zorluklar arasında kıtlık dönemi de önemli bir yer tutuyor.
Hüsamettin Karanfil, İsmet İnönü döneminde yaşanan kıtlık yıllarında babasının, himayesindeki insanların açlık çekmemesi için geniş bir araziyi yalnızca altı ekmek karşılığında sattığını aktarıyor.
Bu hadisenin yaşandığı yerin bugün dahi Kürtçede “Şeş Nano” (Altı Ekmek) adıyla anıldığını belirten Karanfil, olayın aile hafızasında nesiller boyunca muhafaza edildiğini ifade ediyor.
Beykent, Gökçebağ ve Elenzok arasında devam eden akrabalık bağları
Hüsamettin Karanfil, ailesinin Gökçebağ ile ilişkisinin yalnızca burada yaşamış olmalarından ibaret olmadığını, bölgenin geçmişinde önemli bir yer tuttuklarını belirtiyor.
Aile anlatısına göre Gökçebağ’da geçmişte aileye ait olan topraklar zaman içerisinde satılmış ve bugün bölgeyle olan ilişkiler ağırlıklı olarak dayı-yeğen akrabalığı üzerinden devam etmiştir.
Karanfil, aile mezarlarının Kurtalan’da bulunmasını da hatırlatarak sürgünler ve göçler sonrasında farklı yerleşimlere dağılmış olsalar bile Beykend ve Garzan köklerinden kopmadıklarını dile getiriyor.
Beykent’teki akrabalık bağlarının günümüzde de sürdüğünü belirten Karanfil, ağabeyi Hacı Hasan Karanfil, Hacı Resul Karanfil ve diğer aile mensuplarının farklı soyadları taşıyan Beykentli amcazadeleriyle görüşmeye devam ettiklerini aktarıyor.
Ailenin akrabalık ilişkilerinin Siirt’in Elenzok köyüne de uzandığını söyleyen Karanfil, babasının amcası Halil Bey’in kızı Saliha Hanım’ın Elenzok beylerinden biriyle evlendirildiğini ve bu evlilikten gelen nesillerle Karanfil ailesi arasında dayı-yeğen bağları bulunduğunu ifade ediyor.
Beykent beylerine mensubiyetin aile içerisinde daima yaşatıldığını belirten Karanfil, babasının kendilerine sürekli “Biz Beykent beylerindeniz.” dediğini, ağabeyi Hacı Hasan Karanfil’in de hayatı boyunca Abbasi nesebine mensubiyetlerini vurguladığını anlatıyor.
Sürgünlerle değişen yerleşim yerlerinin aile kökenlerini değiştirmediğine dikkat çeken Karanfil, “Gökçebağ bizimdir ama biz Gökçebağlı değiliz; biz Beykent beyleriyiz.” sözleriyle ailesinin tarihî aidiyetini ifade ediyor.
Karanfil’e göre bu söz, günümüzde herhangi bir mülkiyet talebinden ziyade ailenin Gökçebağ’ın geçmişindeki yerini ve Beykent beyleriyle devam eden bağlarını anlatıyor.
Hüsamettin Karanfil aile tarihini kitaplaştırıyor
Babasının yetim büyümesi nedeniyle aile geçmişine ilişkin bilgilerin sonraki kuşaklara aktarılmasında önemli boşluklar oluştuğunu anlatan Hüsamettin Karanfil, bugün yürütülen çalışmaların bu eksik kalan tarihî hafızayı yeniden gün yüzüne çıkarmayı amaçladığını belirtiyor.
Karanfil, ailesinin geçmişine ilişkin kapsamlı bir kitap hazırladığını da açıklıyor. Gazetecilik ve eğitimcilik mesleklerinden edindiği tecrübelerden yararlanarak şecereleri, mektupları ve aile hatıratlarını titizlikle incelemeye ve kayıt altına almaya çalıştığını ifade ediyor.
Hazırladığı eseri çalışmalar tamamlandıktan sonra Abbasi Beyleri Platformu içerisinde bir araya gelen, uzun yıllar birbirlerinden uzak kalmış akrabalarına da ulaştırmayı hedefliyor.
Karanfil, aileye ait tarihî kayıtların yalnızca geçmişin hatıraları olarak değil, gelecek nesillere bırakılacak kıymetli bir manevî miras olarak korunması gerektiğini vurguluyor.
Geçmişten geleceğe uzanan aile hafızası
Beykendli Ashab Beg’e atfedilen mektup, aile şecereleri, sürgün hatıraları ve nesilden nesile aktarılan akrabalık bilgileri, Garzanlı Beykend beylerinin tarihî hafızasının parçaları olarak aile arşivinde bir araya getiriliyor.
Yaklaşık bir buçuk asır sonra yeniden gündeme gelen bu aile mirası, Hakkâri mirlerinden Garzan beylerine uzanan tarihî ilişkilerin araştırılmasına ve aile geçmişinin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.





