Güler Yüksekbağ, Abdullah Öcalan’ın yeni fotoğrafının kendisinde büyük bir umut uyandırdığını belirtti. "Önderliğin yeri İmralı Adası değil, halkının içidir," dedi. Öcalan’ın fikirlerinin ve düşüncelerinin artık halkına ve örgütüne doğrudan aktarılması gerektiğini ifade eden Yüksekbağ, “Devletin, ‘terör’ söylemlerini kabul etmiyoruz. Biz 50 yıldır haklarımızı talep eden bir halkız. Bu sorunun adı, 'terör' değil, Kürt sorunu olmalı. Devlet, dilini değiştirmeli ve Kürt sorununu çözmeli,” dedi. Ayrıca, "umut hakkı"nın uygulanması gerektiğini belirterek, bunun bir lütuf değil, gereklilik olduğunu söyledi ve bir an önce yürürlüğe girmesi gerektiğini ekledi.
Nazime Boltan, “Biz, başta Önderlik olmak üzere tüm siyasi tutsakların özgürlüklerinin sağlanmasını istiyoruz. Önderliğimiz elini uzattı, her şey onların elinde. Onlar da ‘umut hakkı’nı uygulayarak ellerini uzatsınlar,” dedi. Feride Mafrak ise devletin artık adım atması gerektiğini belirterek, “Bugüne kadar biz adım attık, şimdi sıra onlarda. Kürtlerin başı diktir,” şeklinde konuştu.
Makbule Açıkgöz, devletin Kürtlere “terör” diye hitap etmesine tepki gösterdi. “Eğer ‘terör’ diyorlarsa barıştan yana değiller. Biz inanıyoruz ki bu barış süreci tüm Kürtler için güzel şeylere vesile olacak. Zaman artık kandırma zamanı değil, Kürtler kandırılmaz,” dedi. Ayrıca, barış elinin tutulması gerektiğini ve Önderliğin ve tüm tutsakların bırakılmasını istediklerini vurguladı.
Reşahat Ada, “Önderliğimiz özgür olmadan ne dağlar, ne çöller, ne de zindanlar özgür olabilir. Tek umudumuz Önderliğimiz. Bir damla kanımız kalana kadar, Önderliğimizin ve davamızın arkasındayız,” dedi ve devletin neden adım atmadığını sordu.