TEMA Vakfı, Dünya Ormancılık Günü ve Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, insan faaliyetleri ve iklim krizinin etkisiyle orman kaybı ile su yoksunluğunun giderek derinleştiğini vurguladı. Açıklamada, bu durumun en çok kadınlar, çocuklar ve kırılgan topluluklar üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, suyu ve ormanları korumanın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik ve ekonomik dayanıklılık açısından da kritik önemde olduğunu belirtti. Ataç, “Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret değil; suyun sürekliliğini sağlayan, ekonomiyi ayakta tutan ve yaşamı mümkün kılan doğal sistemlerdir” dedi.
Birleşmiş Milletler’in bu yıl için belirlediği temalara da dikkat çekilen açıklamada, ormanların ekonomik yaşamın temel unsurlarından biri olduğu ve dünya genelinde yaklaşık 45 milyon insanın geçimini doğrudan ormanlardan sağladığı belirtildi. Ancak 1990–2025 yılları arasında yaklaşık 489 milyon hektar orman alanının yok edildiği, son 10 yılda ise her yıl 11 milyon hektar doğal ormanın kaybedildiği ifade edildi.
Orman kaybının yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda su güvenliği açısından da büyük risk oluşturduğuna işaret edilen açıklamada, ormanların su döngüsünü düzenlediği, kuraklık ve taşkın risklerini azalttığı hatırlatıldı. “Ormanlar zayıfladığında su güvenliği de zayıflar” diyen Ataç, bu nedenle ormanların korunmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.
Öte yandan suya erişimdeki eşitsizliklerin toplumsal sorunları derinleştirdiğine dikkat çekildi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya genelinde kadınlar ve kız çocukları her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su bulmak ve taşımak için harcıyor. Bu durumun eğitimden kopuş ve ekonomik dışlanma gibi sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, dünyanın “küresel su iflası” riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısına da yer verildi. Artan tüketim nedeniyle nehirler, göller ve yer altı su kaynaklarının doğanın yenilenme kapasitesinin çok üzerinde kullanıldığına dikkat çekildi.
Deniz Ataç, çözüm için bütüncül politikalara ihtiyaç olduğunu belirterek, suyun ticari bir meta olarak görülmemesi, orman ekosistemlerinin korunması, su havzalarının etkin yönetimi ve kadınların karar alma süreçlerine katılımının sağlanması gerektiğini söyledi. Ataç, “Suya erişim bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır” ifadelerini kullandı.