ŞERMe’nin Kayboluşu, Kuşaklar Arasında Yitirilen Saygı ve Öz Değerler

Saygı, insanın karşısındakini olduğu gibi kabul etmesi, hürmet göstermesi, onun varlığını ve sözünü değerli bulmasıdır. Öz değer ise bireyin kendi kültüründen, ailesinden ve toplumundan aldığı temel ahlaki ve insani ilkelerle şekillenen içsel pusuladır. İşte bu iki kavram, kuşakların arasındaki en büyük farkı ortaya koyuyor.

Abone Ol

90’lı yılların çocukları, kendilerinden önceki kuşakların mirasını taşıyarak büyüdü. Aile içinde saygınlık ve bilgelik vardı; anne babanın sözü dinlenir, komşuluk ilişkileri güçlüydü. Mahalle kültürü canlıydı: çocuklar sokakta oyun oynar, komşu teyze ya da amca gerektiğinde bir öğretmen gibi öğüt verirdi. Mahalle, bir okul gibiydi; saygı, sevgi ve dayanışma orada öğrenilirdi. Televizyon aileyi bir araya getirir, “Bizimkiler” ve “Süper Baba” gibi diziler toplumsal değerleri işlerdi. Çocuklar için eğitici programlar vardı; şiddet ve yozlaşma değil.

O dönemin en güçlü değer pusulalarından biri ise “ŞERME” kelimesiydi. “Şerme bunu yapma”, “Şerme büyüğüne sesini yükseltme”, “Şerme öğretmenine karşı saygısız olma”… Bu kelime ailede, mahallede, okulda bir kırmızı çizgi gibiydi. O sınır aşılmazdı; aşılırsa sadece birey değil, aile onurunu kaybederdi. İşte bu yüzden o nesil büyüğüne karşı saygısızlık yapmadı, öğretmenine hürmette kusur etmedi. Çünkü “Şerme”nin ağırlığını bilirdi.

Bugün ise tablo farklı. Z kuşağı özgüvenle büyüyor ama çoğu kez rehbersiz. Mahalle kültürü yok oldu; çocuklar sokakta değil, ekran başında büyüyor. Telefon ve televizyon bağımlılığı, çocukların dünyasını daraltıyor. Komşuluk ilişkileri zayıflıyor, aile bağları çözülüyor. Televizyon ekranlarında mafya dizileri, aldatmayı normalleştiren senaryolar ve şiddeti cazip gösteren yapımlar hâkim. RTÜK’ün bu içeriklere sessiz kalışı, toplumsal değer erozyonuna göz yummak anlamına geliyor. Öğretmen otoritesi sorgulanıyor, saygı yerini umursamazlığa bırakıyor.

Ve işte en acı sonuç: Son dönemde yaşanan okul saldırıları, bu kültürel ve değerler zincirindeki kopuşun en dramatik göstergesi. Çocukların şiddeti bir çözüm, bir güç gösterisi olarak görmesi tesadüf değil. Televizyonun ve sosyal medyanın şiddeti cazip kılan dili, aile içindeki bilgelik boşluğu ve eğitimdeki otorite eksikliği birleşince, ortaya bu karanlık tablo çıkıyor.

Kuşaklar arasındaki fark sadece teknolojiyle açıklanamaz. Asıl mesele, değerlerin aktarımındaki kopukluk. Eğer özgüven bilgelikle, bireysellik saygıyla, modernlik değerlerle dengelenmezse; okul saldırıları gibi trajediler ne yazık ki daha da artacak.

Çocuklarımıza sahip çıkalım. Onlarla daha çok vakit geçirin. Bilgiye bir şekilde ulaşacaklar; ama asıl mesele, o bilgiyi nasıl kullanacaklarını öğrenmeleri. İşte burada devreye aile giriyor. Saygıyı, hürmeti, öz değerlerimizi öğretelim. Onları televizyon ve telefona değil, değerlerle büyütelim. Çünkü ekranlar geçici, değerler kalıcıdır.

RTÜK’ün görevi yalnızca ekranı denetlemek değil, toplumu korumaktır. Kanunlarla kendisine verilen sorumluluk; yayınların çocukların ruhsal gelişimine zarar vermemesini sağlamak, şiddeti ve yozlaşmayı özendiren içeriklere karşı toplumu korumak, milli ve manevi değerleri gözetmektir. Bu görev, sadece teknik bir denetim değil, toplumsal bir vicdan sorumluluğudur. Bugün mafya dizilerine, aldatmayı normalleştiren yapımlara ve şiddeti cazip gösteren programlara sessiz kalmak, bu sorumluluğun yerine getirilmediğini gösteriyor. Sessiz kalmak suça ortak olmaktır. Çocuklarımızın geleceği için RTÜK, görevini hatırlamalı; sessizliği değil, sorumluluğu seçmelidir.

Y kuşağı, kendinden önceki kuşaktan aldığı saygı ve öz değerleri “ezilmişlik” olarak değil, olması gerektiği gibi görmeli. Bu mirası, kendinden sonra gelen Z kuşağına aktarmalı, öğretmeli. Çünkü değerler aktarılmadıkça kuşaklar arasında boşluk büyüyor. Eğitim sistemindeki bozukluklar ve noksanlıklar da bu aktarımı zayıflatıyor, çocukları rehbersiz bırakıyor. İşte bu yüzden hem ailelerin hem de eğitim kurumlarının sorumluluğu büyük.

Bir daha böyle vahim olayların yaşanmaması için çocuklarımızı suçla, zorbalıkla değil; iyilikle, güzellikle ve başarılarla anılacak bir nesil olarak yetiştirmeliyiz. Onların adları şiddetle değil, bilimle, sanatla, sporla, kültürle ve erdemle anılmalı. Bu temennilerin gerçekleşmesi için RTÜK de üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeli; şiddeti ve yozlaştırıcı dizileri, programları gerekli incelemelerden geçirerek televizyon kanallarını daha eğitici, birleştirici ve toplumsal değerleri güçlendiren içerikler üretmeye davet etmelidir.

“ŞERMe” kelimesi yeniden hatırlanmalı ve bu kelime yeniden bizim ve yeni neslin hayat pusulası olmalı…