Rojava: Yalanın İçinde Yaşamak

Tarihin en fazla tekerrür ettiği bölge Kürdistan coğrafyasıdır. Hafızalar güçlü olsaydı, Suriye’de yaşanan son gelişmeler bu kadar şaşkınlık yaratır mıydı?

Abone Ol

Tarihi süreç içerisinde Moskova destekli bir Kürt cumhuriyeti olarak Mahabad’da bir devlet kuruldu. Moskova ’nın çıkarları ABD’nin çıkarlarıyla örtüşünce Rusya desteğini çekti. İran, 1945 yılı Aralık ayında kurulan Mahabad Cumhuriyeti’ni altı ay bile geçmeden, Mayıs 1946’da sona erdirdi. Kürdistan Mahabad Cumhuriyeti’nin kurucusu Kadı Muhammed, İran tarafından idam edildi; peşmergeleriyle birlikte Kürdistan Mahabad Cumhuriyeti’ni desteklemiş olan Molla Mustafa Barzani ise Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerine sürgün hayatına gönderildi.

1970’li yıllarda bu defa İran Şahı’ndan destek alınarak Irak’ta başka bir direniş denendi. ABD’nin finansal desteği ve İsrail üzerinden gönderdiği silahlarla başlatılan hareketin başarıya ulaşması an meselesiydi. Ancak herkesin kendine göre bir stratejisi ve hesabı vardı. Irak’tan talep ettiği iki küçük adayı alamadığı için Kürtlere destek veren Şah ile OPEC toplantısı için Cezayir’de bulunan Saddam Hüseyin gizlice buluştu (1975). Bu buluşma, Kürtleri bir kez daha ihanetin sofrasına oturttu. İran desteğini Kürtlerden çekip onları yalnız bırakınca, aralarında ittifak bulunan ABD ve İsrail de ortaklıktan çekilerek Kürtleri yüzüstü bıraktılar. Dolayısıyla bu, ABD ve İsrail’in ilk ihaneti değil; Rojava’da yaşananlar son örnektir.

Uzun lafın kısası: ABD, İsrail ve Rusya bugüne kadar Kürtlere ihanet etti. Tarihi süreç içerisinde Kürtler hep vehme kapıldılar. Kürtlerin siyasetsizliği, dışarıdan üflenen aldatıcı sözlere kanıyor olmalarından kaynaklanmaktadır. Eğer hafızalar güçlü olsaydı, bugün Rojava’da farklı bir gelişme ihtimali yeşerebilirdi.

Silahlı çatışmadan başka tecrübesi ve ufku olmayanların kendilerini bir eleştiri süzgecinden geçirmeleri kaçınılmazdır. Kürt siyasal hareketinin kitlesi de halay çekme ve zılgıt çalmaktan başka bir beceri geliştirme ihtiyacı olduğunu bilmelidir.

Kürt siyasal hareketi ve örgüt, geniş aidiyet duygusunun kapsayıcılığını kuşanamadı; hep dar alanda aidiyet duygusunu tercih etti. Bu tavır, Kürtlerin farklı kesimleri arasında duygusal bir kopuşa yol açtı. Salt popülist politikalar ışığında zaten daha fazlası da beklenemezdi. Bu politikalar güven zedelenmesine yol açtı.

Kocaman lafların, sınır tanımaz cümlelerin Kürtlerin hanesine bir şey kazandırmadığı görüldü. Toplumun heyecanla, coşkuyla ve duygularıyla bir beklenti içine girmesi kısmen anlaşılır. Ancak Kürtler adına siyaset yapan ya da kendilerini Kürtlerin temsilcisi addedenlerin, bölge ve dünya siyasetinde daha rasyonel davranması beklenirdi. Anlaşılan SDG/PYD-YPG, ABD’nin müttefik tanımlamasını fazlasıyla iddialı bir pozisyon olarak algıladı.

Silahların konuştuğu bir coğrafyada siyasetin yükselmesi beklenemezdi. Birilerinin hegemonik ihtirası siyasete yol vermedi. Bu yaklaşım, Kürtler arasındaki bağları en stratejik dönemde yerle bir etti.

Haritalar yol kenarlarında değil, diplomatik masalarda çizilir. Bir kavşağa bayrak dikmek, bir kontrol noktası kurmak fiilî egemenlik için yeterli değildir.

Kürtlerin yalnızca sahada değil, müzakere masasında da ağırlık kaybettiğini söylemek abartı olmayacaktır. Sahada karşılığı olmayan soyut söylemlerle ve evrensel şablonlarla bu gemi yüzdürülemez.

Kişi kültünün bir toplumun kültürel ve demokratik haklarının temininde tek belirleyici olması bizatihi sorunlu bir yaklaşımdır.

Bugün Kürtlerin ihtiyacı; meşru siyaset, rasyonel politikalar, diplomasi ve müzakere zemininde diyalogdur. Biz Kürtlerin bir eksiği daha var: Olan biteni dünya siyaseti içinde ve bölgesel şartlar çerçevesinde değerlendirmiyoruz. Kapsamlı bir siyaset ve stratejimiz bulunmuyor. Buna karşılık bölgesel ya da küresel egemenlerin bir gücü var. Bizim de bir gücümüz olmalı. Bu güç; ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket etmekten, ulusal birlik ve millet bilincini geliştirmekten geçer.

Birliğini sağlayamayan, kendi siyasetini belirlemeyen, fikirsel bazda kendini doyurmayan, kucaklayıcı ve kapsayıcı bir perspektif çizemeyen, yakıtını sağlayamayan, kendini savunamayan, dünya siyasetinde diplomasi ve müzakere yürütemeyen bir ulusun seçenekleri kısıtlıdır.

Fakat bir gerçek daha var: Büyük güçler, çıkarlarının peşinde koşarken kuralların ve değerlerin varlığından çok kolay vazgeçerler. Egemenler, ilişkilerini sürekli olarak ranta dönüştürme peşinde olurlar. Müttefik gördüklerimiz oyun içinde oyun oynar. Kürtlerden beklenen ise bu hilelere karşı feraset ve basiret sahibi olmalarıdır.

Hülasa: Rojava’da bunca yıldır bir yalanın içinde yaşamış Kürtler.

Suriye’de yaşananlar, silahın değil siyasetin kalıcı olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kürt meselesinin geleceği şiddetten tamamen kopmuş bir siyaset diliyle mümkün.