Son iki yıldır toplumsal hafızamızı ve davranış modellerimizi derinlemesine gözlemliyorum Üzülerek görüyorum ki insanımızda ne sahici bir doğa bilinci kalmış ne de çevre hassasiyeti. İşin en acı tarafı ise şu: Birini güzel bir dille, nezaketle uyardığınızda karşınızda hatasını anlayan birini değil; kuralları, insanı ve nezaketi hiçe sayan kibirli bir "takursuzluk" duvarı buluyorsunuz.
Bugün geldiğimiz noktada doğacılık ve çevrecilik ne yazık ki sadece dillerde süslü birer kelime, sosyal medya hesaplarında ise birer "paylaşım" ibaretinden ibaret. Kameralar karşısında doğayı çok seven insanoğlu, kameralar kapandığında arkasında derin bir enkaz bırakıyor.
Çevre Sadece "Yaban Hayatı" Değildir
Bu noktada kavramları doğru oturtmak gerekiyor. Çevre dediğimiz şey sadece şehirlerin uzağındaki balta girmemiş ormanlardan ibaret değildir. Yaşadığımız şehir merkezi, soluk aldığımız mahalle, büyüdüğümüz köy, kasaba ve hatta başımızı soktuğumuz bina... İnsan, adım attığı her tarafta bir çevre bilinciyle kuşanmalıdır. Doğa ise bir seyirlik değil, bir aidiyet meselesidir. İster doğanın kalbinde yaşayın, ister içinden sadece gelip geçiyor olun; o sevgi ve bilinç insanın ruhuna, beynine kök salmalıdır.
Ancak sahada gördüğümüz manzara tam bir akıl tutulması.
Doğa, İnsanın Çöp Öğütücüsü Değildir
Adam pikniğe gidiyor; yiyor, içiyor... Ardında cam şişeler, plastik atıklar, kâğıtlar ve türlü ıvır zıvır bırakıp arkasına bile bakmadan orayı terk ediyor. Bu insanların zihninde nasıl bir mantık hatası işliyor, anlamak güç. Acaba bıraktıkları o çöpleri hayvanların yiyip yok edeceğini mi sanıyorlar?
Oysa bir hayvan yalnızca insandan artan yiyeceği yer — eğer o da temiz kalmışsa. Hayvan plastik yemez, hayvan cam şişe yemez! Her piknik alanında, her doğa köşesinde karşılaştığım bu insafsız manzara karşısında deli olmamak, içinin sızlamaması elde değil. İnsanın kendi türünden utanacağı anlar vardır ya; işte doğayı katleden bu manzaralar tam olarak o utanç anlarıdır.
Çözüm: Beşikten Üniversiteye Eğitim ve Radikal Kurallar
Peki, bu toplum, bu insanlık nasıl düzelir?
Eğer bana sorarsanız, reçete bellidir:
Ömür Boyu Doğa Eğitimi: İlkokul sıralarından başlayıp üniversite sıralarını bitirene kadar kesintisiz, uygulamalı çevre ve doğa eğitimi verilmelidir.
Aile İçi Eğitim: Okul yetmez; anne ve babalar çocuklarına çevre bilincini sürekli ve yaşayan bir örnek olarak evde aşılamalıdır.
"Alman Kafası" Disiplini: Hukukun, kuralların ve yaptırımların tavizsiz uygulandığı o "Alman kafası" disiplinine uymadığımız sürece bu iş çözülmez. Doğayı kirletmenin, çevreyi hiçe saymanın cezası o kadar ağır ve kaçınılmaz olmalı ki hiç kimse arkasında bir tek plastik şişe bile bırakmaya cesaret edemesin.