Kabile Toplumunda Hikâyenin Gücü

Yazıya bu başlığı seçmemin nedeni; eski Hakkari Valisi Ali Çelik’in İçişleri Bakan Yardımcısı olarak atanmasının ardından yerel basın ve sosyal medya mecralarında kendisi hakkında methiyeler dizilmiş olmasıdır.

Abone Ol

Mülki idare amiri, hizmet odaklı çalışma yürütmesi halinde gönülleri kazanır.
Bürokratik makamlar, iktidardakilerin hayatta kalma stratejilerine çanak tutan
mevkiler değildir. Mülki idare amirinin hizmet ölçüsü retorik değil, eşit
yurttaşlık ülküsüne olan sadakatidir.

Kendini yalnızca siyaset üzerinden tanımlayan bir duruş, ahlak dengesi içinde
belirleyici olamaz. Siyasi ahlak ile pratik yaşam arasındaki etkileşim tezat
oluşturuyorsa toplumda etkili bir varlık üretemez.

Vicdan ve izan sahibi herkes şahitlik eder ki adı geçen valinin Hakkari’ye
kazandırdığı önemli bir eseri olmadığı gibi, sadra şifa bir hizmeti de olmamıştır.
Hakkari’ye atandığında aynı zamanda kayyum olarak da görevlendirilmişti.
Atandığı ilk günün gecesinde belediye bürokratlarıyla bir toplantı düzenlemiş ve
Hakkari’nin temel sorunu olan içme suyu sorununu çözeceğini vaat ederek
beklentileri yükseltmişti. Hâlihazırda sorun devam ediyor.

Yazık ki Hakkari bu vali döneminde en susuz günlerini yaşadı. Bununla birlikte;
kentin imar, kanalizasyon, ulaşım, yeşil alan, park sorunu gibi hangi sorununu
çözdü? Kendisine izafe edilen hangi eseri örnek verilebilir?

Yalnız hakkını teslim edelim; sosyal medya mecralarını, profesyonel ekibiyle
çok etkili bir şekilde kullandı. Düğünlerde boy gösterdi, bazı taziyelere katılım
sağladı, göstermelik birkaç ziyaret yaptı. Bu tutumu birileri tarafından göklere
çıkarıldı. Vatandaşın vergisi ve kamu kaynağıyla yapılan hizmetleri, sanki
devletin asli görevi değilmiş gibi bir lütuf olarak sundu. İktidar partisinin il
başkanı ile sürekli görüntü vermeyi bir meziyet olarak gördü. Kentten ayrılırken
veda ziyaretlerini şova dönüştürdü.

İddiaya bakılırsa; Sosyal Yardımlaşma Vakfı bütçesinden her ay bir reklam
firması aracılığıyla iktidar partisinin gençlik kolları ve kadın kolları birimine
para aktardığı iddia ediliyor! (Günün şartlarında ciddi bir meblağ.) Fakir
fukaranın hakkı olan parayı bir siyasi partinin hizmetlerine tahsis etmek
sorgulanması gereken vicdani bir sorumluluk değil mi?

Bakın; bu kentte vali olarak görev yapıp Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri,
Emniyet Genel Müdürü olanlar da oldu; hiçbiri geriye dönüp Hakkari’ye
bakmadı. Onun için bu sıradan atamaya çok anlam yüklemeyin. Kaldı ki bakan
yardımcılığı pasif bir görevdir. Bu nedenle kimse beklenti içine girmesin.
Valilik çok daha icracı bir makamdır. Hâsılı yalakalık, yağcılık yapmak kimseye
bir şey kazandırmayacaktır.

Neymiş efendim; kayyum olarak belediye başkanı makamında hiç oturmamış.
Doğru, iktidar onu kayyum olarak atadı; kendisi de başkasını kayyum olarak
görevlendirdi. Külfeti başkası, ülfeti kendisi yüklendi. Belediye başkanı maaşı,
belediye meclisi ve encümenin görevlerinden dolayı aldığı huzur hakkı
ücretlerini yükseköğrenim gören Hakkarili öğrencilere burs olarak verseydi,
belki o zaman samimiyetine inanılırdı.

Bir Hakkarili olarak şunu söylemek istiyorum: Yalakalık, yardakçılık yapmayı
bırakalım. Bu eğreti tavırlar bize yakışmıyor. Böylesi abartılı davranışlar taşralı
geleneğinin sonucu olarak tevarüs etmektedir. Aslında bütün bunların temelinde
bir kabile toplumu olmanın ötesinde varlık gösterememiş olmamız yatıyor.
Sosyologların “ahlaki kabilecilik” dediği böyle bir şey olsa gerek.
Elin uşağına olan bu temelsiz muhabbetimizden müzahir ahvalimiz ne olacak?
Kendi insanımızdan esirgediğimiz vefayı başkalarına fütursuzca sunmanın
altında yatan neden nedir? Aynı fiile, failin kimliğine göre farklı değerlendirme
skalası nereden gelir?

Stanley Cohen “ahlaki panik” kavramını sanki bizim halkımız için söylemiş!
Bu tür semptomları göstermeye devam ettiğimiz sürece yerimizde saymaya
devam edeceğiz. Gelin hep beraber bu kentte ve ülkede iz bırakan
hemşerilerimizi hatırlayalım.

Bir ömür boyu siyaset yaptığı halde siyasette kirlenmeyen merhum Mustafa
Zeydan; siyasi dehası, hitabeti ve medeni cesareti ile bir diplomat profiline sahip
merhum Abdurrahman Keskin; ilaç sektöründeki çetelerle mücadele ettiği için
faili meçhule kurban giden Namık Erdoğan; hayatını Kürt meselesine adayan
merhum avukat Hamit Geylani’yi hatırlayanımız neden olmaz?

Şehrimize Valilik Parkı’nı kazandıran, ilimizin köylerinden mezralarına,
yaylalarından meralarına, Hakkari’nin dağında taşında izi olan, bu memleketin
yetiştirdiği ender bürokratlardan Süleyman Kaya; Mehmet Uzun’un kitaplarını

Kürtçeden Türkçeye çeviren, hem Kürt hem de Türk edebiyatına büyük katkılar
sunan Muhsin Kızılkaya; Kürt edebiyatının yaşatılması için büyük çaba sarf
eden Kürt edebiyatçısı Xalid Sadini; Hakkari’nin tarihini, kültür ve müziğini
kayıt altına alan dinler tarihi uzmanı Doç. Dr. Yaşar Kaplan; bir köylü çocuğu
olan ve akademik olarak Nirvana’ya ulaşan Prof. Dr. Cumali Özkan, Prof. Dr.
Zeki Tan, akademik hayatı başarılarla dolu Prof. Dr. İbrahim Bor; Türkiye’nin
en büyük tiyatro sanatçısı Yılmaz Erdoğan; tıp alanında sayılı cerrahlardan Prof.
Dr. Şinasi Sevmiş; çocuk hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Rahmi Özdemir ve daha
ismini sayamadığım ya da ismini bilmediğim ancak kendi alanlarında başarılı
hemşerilerimizden esirgediğimiz vefayı başkasına neden gösteririz? Doktora
tezine konu olabilecek bu davranışlarımızın sebebi ne olabilir?

İlginç bir anekdotu paylaşayım: İlimize bir kurum müdürünün atanması
akabinde Hakkarili bir gazeteci “geçmişi eğitim başarıları ile dolu” şeklinde bir
paylaşım yapmıştı. Oysa o müdür bir dönem vekil öğretmenlik yapmış, asaletten
atandıktan sonra kendi memleketinde il milli eğitim müdürlüğüne vekalet etmiş.
Bunun ötesinde başka bir mahareti ve başarısı olmamış. Akademik eğitimde
esemesinden söz dahi edilemez. İddia ediyorum; ismi lazım olmayan bu müdür
bir lisede müdürlük yapabilecek yetkinliğe bile sahip değildir! Ama ne hikmetse
elin çocuğu bu diyarda kıymet buluyor.

Kabile toplumları için önemli olan netice değil, hikâyenin gücüdür. Hazin olan
ise kabile toplumlarının bu hikâyelerin yarattığı illüzyondan uyanmaları bazen
uzun seneler alıyor; bazen de hiç mümkün olamıyor.