Ayşe’nin yaşamı, acılar ve kayıplarla örülüydü. Çocukluğunu oyun oynamadan, anasına yardım ederek, odun toplayarak geçirdi. En kıymetli erkek kardeşi Xelife’yi sırtında taşıdığı günler, çocukluğunun ağırlığını simgeliyordu. 12 yaşında, babası tarafından evlendirildi ve genç yaşında bir hayatın sorumluluğu omuzlarına yüklendi. Eşi, 16 yıl süren hapisten çıktığında hasta ve halsizdi; Ayşe ona çocukluğunu ve gençliğini verdi, ama kocasının öfkesinden asla kurtulamadı. Ömrünün geri kalanını, öfkesini onun üzerinde çıkaran bir kadının hizmetinde geçirdi.
Ayşe’nin yaşamı yalnızca kocasının öfkesiyle sınırlı kalmadı. Onun hüznünün, acısının en derin sebeplerinden biri, ülkenin zindanları oldu. Önce kardeşi Xelife, sonra oğlu Resul, bu zindanlarda yıllarını harcadı. Resul henüz çocukken, kendi köyünden uzakta, bir avuç özgürlüğe hasret bir hayat sürmeye başladı. Onun yokluğu Ayşe’nin bahara duyduğu hasretiyle birleşti; bahar gelir, Ayşe dağa gidip pancar toplayacak, pancarı Hakkâri’de satacak ve biriktirdiği parayla oğlunu zindanda ziyaret edecekti. Ancak kış hâlâ şiddetliydi, kar insan boyunu aşıyordu.
Ayşe’nin hayatını şekillendiren acılardan biri de kardeşi Xelife’nin vahşice öldürülmesiydi. Köyde top ateşi altında başlayan günler, Xelife’nin evinden zorla alınmasıyla devam etti. Xelife hiçbir zaman hain olmadı; aksine, köyünde yardımlaşmayı bilen, insanlara destek olan biriydi. Ancak bir “hain” damgasıyla hayatı son buldu. Bu olay Ayşe’nin kolunu, kanadını kırmış, onu yıllarca yas ve yorgunluk içinde bırakmıştı.
Yaşadıkları yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir göç ve travmayla da şekillendi. Ayşe’nin kızı Xezal, Elazığ’da bir tımarhanede tutuluyor, babasından ve köyünden uzakta, aklını kaybetme tehlikesiyle yüzleşiyordu. Ayşe’nin tek tesellisi hâlâ hayatta olan oğlu Resul’du. Haftada bir on dakikalığına da olsa telefonla konuşabiliyor, sesini duyabiliyordu.
Ayşe’nin hayatı, Hakkâri’nin dağlarında geçen acı bir hikâye olarak özetlenebilir: Göç, zindanlar, kayıp, yoksulluk ve çaresizlik. Fakat tüm bu zorluklara rağmen Ayşe, hâlâ yaşamaya, umuda tutunmaya devam ediyor. Baharın gelmesini bekliyor, pancar toplamak için dağa çıkacak günleri hayal ediyor, oğluna kavuşmanın özlemiyle yaşıyor.
Her sabah, gözlerinin önüne koyduğu resimlerle başlayan bir yaşam… Yitirdikleri ve zindandaki sevdikleriyle dolu bir geçmiş. Herkesin göğsünde birkaç yarası olan bir yer: Hakkâri. Kimi Ayşe gibi acıya alışmış, kimi Xezal gibi acının ağırlığıyla yitirmiş ya da yitirecek. Ayşe’nin hikâyesi, sadece bir kadının değil, yüzlerce Hakkâri kadınının, çocuklarının ve köylerinin ortak trajedisini anlatıyor.
Ayşe’nin sesi hâlâ duyuluyor. En son telefonda söylediği sadece bir selam: küçük ama derin bir umut ve dayanışma mesajı. Hakkâri’den gelen bu selam, acının ve yokluğun içinde bir yaşamın hâlâ devam ettiğini gösteriyor.
T24 Hasan Cemal: Hakkari'nin Marifan köyünde ölmediler ama köklerinden sökülüp atıldılar!