Kişinin siyasi görüşü, yaşam tarzı, meşrebi ne olursa olsun; eğer feodal
zihniyeti, taşralı yaşamı terk etmemişse eleştiriyi kabullenmez. Çünkü eleştiri
bir kültür meselesidir. Öz güven eksikliği yaşayan kişi, eleştiriyi bir tehdit
olarak algılar. Eleştiriye alınganlık gösteren, öfkelenen, hemen savunmaya
geçen kişi; kibir ve egosunun esiri olmuş demektir.
Kitle psikolojisini kendi çıkarlarına malzeme yapmaktan çekinmeyen popülist
kişiler, eleştiriye tahammül göstermezler. Narsist kişiliklerin tek bir amacı
vardır: Onaylanmak, sevilmek ve dışlanmamak. Pek çok bilimsel çalışmanın
gösterdiği üzere insan, gözüyle gördüğü gerçeği bile sırf egosunu tatmin etmek
için inkâr edebilir. Neden mi? Çünkü kabul görmek; kendini değerli hissetme ve
hayatta kalma güdüsüdür. İtibar görmek, bir grubun parçası hissetmek; kişisel
tatminin ödül mekanizmalarını tetikler.
Bu yüzden eleştiri kültürüne bigâne insan, en hayati konularda bile kendine ait
bir düşünce üretmez, fikir geliştirmez; içinde bulunduğu “mahallede” makbul
olan kanaatleri kendi fikriymiş gibi tekrarlar. En keskin ideallerin en ateşli
savunucusu gibi görünenler, rüzgâr döndüğünde çok kolay bir şekilde saf
değiştirirler. Zira bu tip insanın hayatına yön veren ilke değil, çıkardır. Nitekim
savundukları şey bir fikir değil, bir “sosyal kimlik” ya da itibar arayışıdır...
Belli bir olgunluk seviyesine ulaşmamış kişiler, kendi fikirlerini inşa etmenin
ağır yükü altına girmek yerine, grubun hazır şablonlarını benimserler. Tutarlı bir
dünya görüşüne sahip olmaktan ziyade, ait olduğu grubun o sırada alkışını
alacak söylemi tekrar etmek dışında bir varlık göstermezler. Güç ve iktidar
nerede görünür olursa, kişilik de oraya taşınır. İlkeden ziyade aidiyet ve gösterişi
yeğlerler.
Toplumda kabul görmek için sürekli fikir değiştiren, hâlden hâle giren,
konjonktüre göre pozisyon alan, basmakalıp olanı yüceltenler ve mevcudu
alkışlayan kimseler; ne kadar popüler olurlarsa olsunlar, özgün ve sistematik bir
düşünce üretemezler. Bu kendini seçkin görenleri toplumun diğer bireylerinden
ayıran temel özellik, sosyal konforu hakikate tercih etmeleridir. Onlar için
mensubu oldukları çevrenin onayı, ahlaki tutarlılıktan daha kıymetlidir. Kendi
mahallelerine aykırı düşmemek pahasına doğru bildiklerini dahi söyleme erdem
ve cesareti gösteremezler.
Kendi varlığını ancak bir çatışma, bir gerilim üzerinden kurgulayanların topluma
vaat edebileceği kalıcı bir huzur ya da çözüm olamaz. Lakin tüm iddiası
kocaman bir tepkiden ibarettir! Tarih bu insanlara karşı nazik davranmamıştır.
Rüzgâr yön değiştirdiğinde bu bukalemun tipler yaşarken dışlanırlar, birer
öteki durumuna düşerler. Halkın içine çıkamazlar, şehrin cadde ve sokağında
dolaşamazlar. Kısacası topluma rağmen yön tayin etmeye çalışanlar, hep bu
yalnızlığa mahkûm olmuşlardır.
İnsanların istikametlerini sık sık değiştirdikleri bir zamanda yaşıyoruz. Kişilerin
yön duygusu kaybolmuş durumda. Bu yüzden akıl ve vicdan üstünlüğü ile öne
çıkan çok az sayıda insan ilkeli kalmayı başarabilir. Bugün bukalemunlara değil;
her türlü risk pahasına kendi rengini koruyan, tutarlı, ayağı yere basan ve
vicdanlı zihinlere ihtiyacımız var. Hayatın fırtınalı günlerinde yönünü kaybeden
gürültülü kalabalıklardan bir fayda yok! Bugün insanlığın kaybolan pusulasını
yeniden bulmamızı sağlayacak olanlar, medeni cesareti gösterenler olacaktır.