Coğrafya Kaderdir Diye Susturulan Şehir

Yüzyıllar boyunca kervanların geçtiği coğrafyalar, üzerinden yürüyen insanların karakterini taşır demişler...

Abone Ol

Roma’nın yolları imparatorluk aklıydı. Mezopotamya’nın geçitleri medeniyetin nabzıydı. Pers güzergâhları yalnızca ticaret taşımadı, iktidarın kudretini taşıdı. Bir devlet önce yoluyla görünürdü. Çünkü yol, toprağa bırakılmış siyasî imzadır.

Hakkâri’ye bakıldığında ise asfalt görünmüyor artık. Çözülmüş bir yönetim ahlakının tortusu görünüyor.

Mahalle aralarında uzanan şey ulaşım ağı değil, yıllardır biriken kurumsal çürümenin açık otopsisidir. Çukurlar yalnızca zemini parçalamıyor, kamusal ciddiyetin tabutunu da yavaş yavaş çiviliyor. Araçların alt takımı değil yalnızca, yurttaşın devlete karşı taşıdığı aidiyet hissi de dağılıyor.

Kent, uzun zamandır yol kullanmıyor.
Enkazın üzerinde hareket ediyor.
Bulak Mahallesi’nde tekerleğin düştüğü oyukla Medrese’de yağmur sonrası çöken asfalt arasında mühendislik farkı yok, zihniyet birliği var. Bağlar’da sürücünün direksiyon kırarken yaşadığı refleksle Keklikpınar’da çamura saplanan çocuk ayakkabısı aynı tarihsel kırılmanın içinden konuşuyor. Ortada belediyecilik krizi bulunmuyor yalnızca, topluma reva görülen değersizlik biçimi bulunuyor.

Çünkü insanın bastığı zemine gösterilen özen, o insana verilen değerin sessiz tercümesidir.
Hakkâri’nin mahalle yolları artık yol olmaktan çıktı. Her biri yönetsel kayıtsızlığın arkeolojik katmanına dönüştü. Kazıldıkça asfalt değil, ihmal çıkıyor. Üstelik bu çürüme öyle rastgele oluşmadı.

Yıllarca tekrar edilen hamasi nutuklar, seçimden seçime hatırlanan sokaklar, protokol masalarında tüketilen gösterişli cümleler ve halkı yalnızca rakam olarak gören siyasal bakış, bugünkü yıkımın taşlarını tek tek döşedi.

Ortaya çıkan tablo teknik eksiklik değil, bilinçli bir taşralaştırma politikasıdır.
Merkezden uzak bırakılan her kent önce hizmetten mahrum edilir, ardından kötü yaşama alıştırılır. Hakkâri tam olarak bu sosyolojik kıskacın içine hapsedildi. İnsanlar düzgün asfalt talep etmeyi bile büyük beklenti saymaya başladı. Sürekli bozuk yollarda ilerleyen toplumların zihni de zamanla sarsılır. Çünkü fiziksel düzensizlik, ruhsal kabulleniş üretir.

Çamura alışan toplum, ihmale de alışır.
İşte en büyük felaket burada başlıyor.
Mahalle aralarında parçalanan asfalt kadar, toplumsal itiraz damarının körelmesi de korkunç boyuta ulaştı. Belediye birkaç göstermelik yama yapıyor, ardından kameralar karşısında hizmet anlatısı kuruluyor. Karayolları sessiz bürokrasiye gömülüyor.

Milletvekilleri kentin ortasında büyüyen bu rezaleti görmek yerine protokol fotoğraflarının steril dünyasında dolaşıyor. STK’ların önemli bölümü ise kamusal vicdan üretmek yerine törensel nezaket dağıtıyor.

Ortada organize bir suskunluk bulunuyor.
Çünkü herkes biliyor.
Bu yollar bozuk değil yalnızca.
Bu yollar, terk edilmiş.
Bir çukurun aylarca kapanmaması teknik mesele değildir.

Bir toplumun kader duygusuyla oynanmasıdır. Her yağmur sonrası dağılan asfalt, yurttaşa verilen değerin ne kadar geçici olduğunu ilan ediyor. Kamyonların taşıdığı mucur değil artık, günü kurtarma telaşı. Birkaç kepçe sesiyle halkın öfkesi bastırılmaya çalışılıyor. Ardından aynı sessizlik geri dönüyor.
Sessizlik.

Taşradaki insanın üzerine örtülen en eski yönetim örtüsü. Çünkü unutulan kentlerde önce yollar çürür, ardından dil çürür, sonra öfke çürür. İnsanlar bir süre sonra hakkını talep etmeyi bırakır. Bozuk zeminde yaşamayı kader diye isimlendirmeye başlar. Yönetimlerin en tehlikeli başarısı tam da budur, rezaleti olağanlaştırmak.

Hakkâri bugün asfalt problemi yaşamıyor yalnızca. Merkezin periferiye bakışındaki kibri yaşıyor. Yıllardır süren siyasal gösterişin boşluğunu yaşıyor.
Kurumsallaşmış umursamazlığın ağırlığını yaşıyor. Ve hiç kimse çıkıp çıplak gerçeği söylemiyor. Bu kent ihmal edilmiyor artık, bilinçli biçimde oyalanıyor.

Çünkü gerçek çözüm irade ister.
İrade ise fotoğraf çektirmekten, temel atma nutuklarından, yarım yamalak yamalardan çok daha ağır bir sorumluluk taşır.

Bugün Hakkâri’nin mahalle yollarında görülen şey çukur değildir yalnızca. Modern çağın ortasında, taşraya reva görülen siyasal mesafenin ta kendisidir.