Bunlara rağmen velilerimiz okula gelmez, öğretmenlere kızmaz bağırmazdı. Bizler "öğretmenin vardır bir bildiği" deyip susardık. Ağlamaya bile çekinirdik. Hem sağlam bir disiplinle büyüdük hem de çok iyi bir eğitim aldık. Korkudan beslenmezdik. Öğretmene olan saygımız korkudan değildi. Bize öğrettikleri her şey için onlara hayran kalırdık. Öğretmen içeri girdiğinde biz onlarda ışık varmış gibi büyülenirdik. Onları pelerinsiz kahraman olarak görürdük. Çok büyük saygı duyardık onlara. Çünkü onlar bize eğitim verirdi. Çekinirdik onlardan. Öğretmenler odasının kapısından bile geçmeye çekinirdik. Teneffüste onlardan bir süreliğine ayrı kalacağız diye üzülürdük. Anne babalarımızdan sonra en çok öğretmenlerimizi severdik.
2005'e geldiğimizde bir şey oldu. Ülkenin çağdaş eğitime geçtiği söylendi. Öğrenci merkezli bir sistem getirildi. Başlarda iyi gibi görünüyordu. Fakat öğrenciden çok veli merkezli bir sistem oluşmaya başladı. Ben yaşamadım çocuğum yaşasıncılar çoğaldı. Çocuğuna asla hayır demeyen, sınır koymayan veliler şımarık ve hadsiz çocuklar yetiştirdiler. Çocuk sadece akran zorbalığı yapmadı.
Öğretmenin giyimini, fiziğini, arabasını ya da arabasızlığını eleştirdi. Hatta bazı öğrenciler sırf sevmiyor diye öğretmenini "bana kötü davranıyor" yalanını söylemeye başladı. Veli, öğretmenin kendisini ifade etmesine müsaade etmiyordu. "Benim çocuğum özel hocaaaa böyle davranamazsın. Kendine gel" sözleri ülkenin çoğu okulunda duyulmaya başlandı. Velisinden güç alan, özgüven adı altında hadsiz, terbiyesiz çocuklar yetişti. Öğretmenin yanağından makas alan, koluna giren öğrenciler çoğaldı.
Zorunlu eğitim diye bir sistem getirildi. Okula gitmek istemeyen çocuklar, okulda zorla tutulmaya başlandı. Sınıfta kalmanın bile velinin iznine bırakılan bir sistem oluşturuldu. Okullarda mutsuz, huzursuz çocuklar sıraları işgal etti. Öğretmene, sisteme, arkadaşlarına kin besleyen çocuklar her an intikam alma sürecine girip o yanlarını besleyip büyüttüler.
Teknoloji geliştikçe tehlikeli oyunlar çocukları ele geçirmeye başladı. Okuldan, öğretmenlerden, eğitimden nefret eden öğrenciler oynadıkları oyunları onlar üzerinde denemeye başladılar. Önce öğretmene şiddet uyguladılar. Sonra bıçakla saldırıp öldürdüler. Daha sonra daha büyük eylemler yerini almaya başladı. Öğretmenler tahtaya değil hayata odaklanmaya başladılar.
Çok zorlu yollardan geçip atanan öğretmenler; şımarık öğrencilerle, öğretmenle nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen velilerle uğraşmaya başladılar. Ders anlatmaktan çok velilerin tabiriyle "benim çocuğum özel" dedikleri çocukların sınır tanımaz tavırlarını kontrol altına almaya çalıştılar.
Atanma hayali kuran öğretmenler atanınca içine girdikleri durumdan ötürü hayal kırıklığı yaşadılar. Beni rahat bıraksın diye çocuklarına telefon verdikleri anne babalar korkunç birer canavar yetiştirdiler. Oynadıkları oyunları takip etmeyen anne babalar sadece sistemi eleştirmeye başladılar. Suçu sisteme atmak kolay. Eğitim sistemi, aileler, çocuklar, teknoloji, ekonomi, mafya dizileri, okul yönetimi, herkes hepimiz suçluyuz.
Çürümüşlük her yerde var. Yaşanan her olayı tek nedene bağlamak tamamen olayın kolayına kaçmaktır. Hepimiz kendi kapımızın önünü süpüreceğiz. Kendimizi düzeltmeden çocuklarımız da düzelmez. Kendini kusursuz zanneden anne babaların kusursuz olduğunu zanneden çocukları çürümenin de ötesine götürür yaşananları. Birkaç gündür yaşanan olayları bundan 15-20 yıl önce ABD Arjantin gibi okullarda görüp şaşırırdık.
Ve şu an aynısını yaşıyoruz. Olaylara şaşkınlıkla tanıklık ediyoruz. Çünkü doyumsuz ya da doyurulmayan bireyler yetişiyor. Önce veliler çocuklarını dizginlemeyi bilmeliler sonra da eğitimde zorunluluk iyileştirilmeli. Çok acil şekilde zorunlu eğitim kalkmalı ve esasici eğitim tekrar hayatımıza dahil edilmelidir.