<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hakkari Haber</title>
    <link>https://www.colemerghaber.com</link>
    <description>Hakkari ve Yüksekova’dan doğru, hızlı ve güvenilir haberin adresi, Colemerg Haber, Hakkari Haber ve Yüksekova Haber, Yaşadığınız yerden, yaşadığınız gibi haber alın!</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.colemerghaber.com/rss/tarih" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026 Colemerg Haber, Sitemizde yer alan içerikler kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 14:45:42 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/rss/tarih"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sovyetler Birliği'nde Kürtler: Bir Halkın Sürgün Edilişi ve Direnişi]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/sovyetler-birliginde-kurtler-bir-halkin-surgun-edilisi-ve-direnisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/sovyetler-birliginde-kurtler-bir-halkin-surgun-edilisi-ve-direnisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordu saflarında savaşan Sovyet Kürtleri, Nazilere karşı önemli başarılara imza atmasına rağmen 1944 yılında sürgüne maruz kaldı. Moskova yönetimi tarafından Semendê Siyabendov’un ailesine gönderilen bir mektup dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Stalin yönetiminin Kürt politikası her geçen gün tartışılmaya devam ediyor. Ankara hükümetinin dış politikasına uygun hareket eden Moskova, özellikle 1930 ve 1940’lı yıllarda Kürtler üzerinde baskı kurdu. Kızıl Kürdistan ortadan kaldırıldı, Kurmanci yayın yapan Rêya Teze kapatıldı, Kürt aydınları tutuklandı ve binlerce Kürt sürgün edildi. Bu sürgünlerden biri de 1944 yılında yani İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşandı. Xwebûn gazetesinden Dr. İsmet Konak bu hafta İkinci Dünya Savaşı’nda Kürtlerin rolü, yaşadıkları sürgün ve Semendê Siyabendov’un ailesine gönderilen bir mektubu mercek altına aldı.</p>

<p>Konak’ın haberi şöyle: Kürtlerin yaşadığı coğrafya, muktedirler tarafından 20’nci yüzyılda adeta bir “Bantustan’a” dönüştürülmüştü. Bu yüzyılda her türlü tedip, tenkil, sürgün, katl û nehb politikasına maruz kaldılar. Sadece Kürdistan’ı dört parçaya ayıran ulus-devletlerde değil, sosyalist bir “devlette” yani Sovyetler Birliği’nde de “mezmum vatandaş” muamelesi gördüler. Bilhassa 1930’lu yıllardan itibaren “kutup yıldızını” kaybeden Stalin yönetimi, birçok etnik kimlik gibi Kürtleri de Rusifikasyon çemberi içine aldı. Otoriterlik değirmeni içinde adeta bir buğday gibi öğütülen Kürt halkı, 1937-38 yıllarında elim bir baskı ve sürgüne maruz kaldı. Bu dönemde Kürtler üzerinde oluşan efsunlu baskının Ankara hükümetinin özel “ricasıyla” gerçekleştiği konusunda çok sayıda görüş var. En azından dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Moskova Büyükelçiliği ile sıkı bir diplomasi trafiği içinde olduğu ve telgraflar çektiği aşikardır. Aynı Kaya’nın, Dersim Soykırımı ile ilgili raporlar hazırladığı ve devlet ricaline “rehberlik” ettiği de bilinmektedir. Zaten kendisi Ermeni Soykırımı’nın da faillerinden biridir.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SAVAŞA KATILAN KÜRTLER</strong></p>

<p>Bu arada İkinci Dünya Savaşı patlak vermiş ve Naziler Sovyet toprağına saldırmıştı. Moskova yönetimi her ne kadar Kürtlerin “kulağının içine su akıtsa da”, Kürtler Kızıl Ordu saflarında savaşa iştirak etmişti. Mesela Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’a bağlı Bagir köyünden B. B. Annamamedov, Poltava tarafında Nazilere karşı savaştı. Çarpışmalarda ağır yaralanmasına rağmen cepheyi terk etmedi. Yine Kürt şair Kaçaxê Murad, Smolensk tarafında savaşmış ve vatanı uğruna ağır bir şekilde yaralanmıştı. Savaşa katılan önemli figürlerden biri de Cewoyê Emer’di. Elegez bölgesindeki Pampa Kurda (Sipan) köyünden savaşa katılan Emer, Smolensk’te Kızıl Ordu’ya destek vermişti. Ağır yaralanan Emer, 9 ayını hastanede geçirmişti. Sonraki süreçte Pampa Kurda’da öğretmenlik yapan Emer’in şakirtleri arasında Fêrîkê Ûsiv, Wezîrê Eşo ve Emerîkê Serdar vardı. Emer’in aile kökeninin Amed/Hazro’ya kadar dayandığını ve 200 yıl önce Ermenistan’a göç ettiğini belirtmekte yarar var. Savaşta temayüz eden Kürtlerden biri de Rizayê Amoyev’di. 1905 yılında Van’da doğan ve Zukri aşiret konfederasyonuna mensup olan Amoyev, Birinci Dünya Savaşı yıllarında önce Ermenistan’a ve ardından Tiflis’e geçmişti. Amoyev, özellikle Kerç boğazında çatışmalarda yer almış ve yaralanmıştı. Keza Gürcistan’ın Ahıska bölgesinden savaşa katılan Bakır Mustafayev, Kırım’da Sovyet ordusuna destek vermiş ve savaşın sonucunda “Sovyetler Birliği Kahramanı” ünvanına nail olmuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>SİYABENDOV’UN AİLESİNE MEKTUP</strong></p>

<p>Nazilere karşı göğsünü siper eden Kürtlerden biri de Semendê Siyabendov idi. Tula tarafında adeta bir “heroismus (kahramanlık)” abidesi haline Siyabendov tıpkı Bakır Mustafayev gibi “Sovyetler Birliği Kahramanı” ünvanı almıştı. Bu esnada 48'inci Ordu Komutanı Korgeneral Gusev ve Sovyet Ordusu Askeri Konsey üyesi Tümgeneral İstomin tarafından Siyabendov’un babası Siyabend Aliyeviç’e bir mektup gönderilmişti. Ailesi bu dönem Elegez’e bağlı Sangyar köyünde yaşamaktaydı. Mektup şu şekildedir: “Oğlunuz Yarbay Semend Aliyeviç Siyabendov, Alman işgalcilerle yapılan çatışmalarda Kızıl Ordu'nun cesur bir subayı olduğunu ve anavatanımıza sonsuz bir şekilde bağlı olduğunu göstermiştir. Emrindeki güçleri ve kendi hayatını dahi esirgemeden askeri görevini yerine getirmekte ve halkımıza kin besleyen düşmanları acımasızca ortadan kaldırmaktadır. Sıcak çatışmaların yaşandığı anlarda yoldaş Siyabendov, her zaman ön saftaki askerler arasında yer almış; kendi kişisel cesaret, metanet ve kahramanlığıyla onlara örnek olmuş, savaş ustalıkları bağlamında ilham vermiş ve her zaman emrindeki birliğin kendi askeri görevini yerine getirmesini sağlamıştır. Yarbay Siyabendov muharebenin kritik anlarında defalarca tüfek taburlarının ve alayının muharebesini yönetti. Doğru ve enerjik önlemleriyle birliklerimizin zaferini sağlayıp düşmanın insan gücüne ve teçhizatına büyük kayıplar verdirdi. Siyabendov yoldaş, savaş durumunun her koşulunda personel arasında örgütsel-siyasi çalışmayı iyi organize etmektedir. Askeri görevlerini yerine getirmeleri için parti ve komsomol örgütleri ustalıkla yönlendirmektedir. Parti ve hükümet, Semend Aliyeviç Siyabendov'un anavatana yönelik savaş hizmetlerini takdirle karşılamış ve kendisine en yüksek devlet nişanı vermiştir. SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlık Divanı'nın 24 Mart 1945 tarihli Kararnamesi ile Sovyetler Birliği Kahramanı unvanına layık görüldü. Komutanların savaş kahramanlıklarından ilham alan askerler, çavuşlar ve subaylar, halkımızın düşmanlarını yok etmeye devam etmekte ve Nazi Almanya'sının nihai yenilgiye uğrayacağı günü giderek hızlandırmaktadır. Ülkemizin kahramanı olan böyle harika bir evladı yetiştiren ve büyüten Siyabend Aliyeviç'e çok teşekkür ederiz. Size yürekten güç, sağlık ve neşe dolu mutlu bir yaşam dileriz.”</p>

<p><strong>1944 KÜRT SÜRGÜNÜ</strong></p>

<p>Kürtler her türlü bedeli ödemesine rağmen 1944 yılında Moskova yönetimi tarafından sürgüne gönderilmişti. Bir kez daha Kürt halkının heybesi acıyla doldurulmuştu. Her Kürt bir “homo dolorist (acı çeken insan)” olmaya mahkûm edilmişti. Kasım 1944’te Gürcistan’da meskûn yaklaşık 9 bin Kürt Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürgün edilmişti. Batum Kürtleri arasında saygın bir yere sahip olan Hasan Bakıroviç Gürcüoğlu, sürgün edilen Kürtlerin yüzde 30’unun ölüme sürüklendiğini yazmaktadır. Şüphesiz sürgüne dair bazı anılar da mevcuttur. Örneğin bir Gürcistan Kürdü olan Aydinê Silo Aliyev, ailesinin büyük desteğiyle Akçi köyünden savaşa katılmıştı. Kuzey Kafkasya, Ukrayna, Kırım ve Stalingrad tarafında çarpışmalara katılan Aliyev, savaş sonrası köyüne döndüğünde ailesinin sürgün edildiğini öğrenir ve adeta yıkılır. Gözyaşları içinde Kazakistan’ın Almatı kentine koyulan Aliyev, çetin bir yolculuk sonunda ailesine ulaşır. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı asla unutmaz.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/sovyetler-birliginde-kurtler-bir-halkin-surgun-edilisi-ve-direnisi</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/uploads/2025/01/690x390cc-kurtlerfoto1.jpg" type="image/jpeg" length="83451"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cenevre Konferansı 70. yılında... Alain Ruscio: 1968 kuşağı, Vietnam savunmasının kuşağıydı]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/cenevre-konferansi-70-yilinda-alain-ruscio-1968-kusagi-vietnam-savunmasinin-kusagiydi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/cenevre-konferansi-70-yilinda-alain-ruscio-1968-kusagi-vietnam-savunmasinin-kusagiydi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vietnam Savaşı’na uzanan sürecin taşlarını dizen Cenevre Konferansı’nın 70'inci yıldönümünde konuyu Fransız tarihçi Alain Ruscio ile tartıştık. Ruscio’ya göre “1968 kuşağının, Vietnam savunmasının kuşağı olduğunu söyleyebiliriz.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>21 Temmuz 1954, Fransa ile Vietnam’daki bağımsızlık savaşçısı Ho Chi Minh yönetimi arasında 1946’dan beri süren Birinci Çinhindi Savaşı’nı bitiren Cenevre Anlaşmaları’nın imzalandığı gün olarak tarihe geçti. Ne var ki anlaşmaların yürürlüğe girmemesinin ardından Soğuk Savaş’ın sıcak çatışma alanına dönüşen yarımada, 20. yüzyılın en korkunç savaşlarından biri olan ve milyonlarca sivilin öldüğü Vietnam Savaşı’nı yaşadı. İnsanlık tarihinde televizyondan yayınlanan ilk savaş olan Vietnam Savaşı, uluslararası kitlesel eylemlerde protesto edildi ve tahakküme karşı ayaklanan 1968 kuşağının temel mücadelelerinden biri oldu.</p>

<p>Dönemin politik atmosferini şekillendiren dönüm noktalarından biri olan Cenevre Konferansı’nın 70'inci yıldönümünde konuyu, 1978 ila 1980 yılları arasında Vietnam’da l’Humanité gazetesinin muhabirliğini de yapmış olan Fransız tarihçi Alain Ruscio ile tartıştık.</p>

<p><strong>‘BİR HALK DİRENİŞİ OLACAĞINI HİÇ DÜŞÜNMEDİLER’</strong></p>

<p>Bundan 70 yıl önce, 1954 yılında, Çinhindi'ndeki çatışmalara son veren ve yarımadada yeni ve korkunç bir savaşa zemin hazırlayan Cenevre Anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmaların imzalanmasına uzanan süreç nasıl gelişti? Amerika Birleşik Devletleri’nin antikomünist savaşımı ve Fransız emperyalizmi Vietnam’daki sömürge karşıtı direnişi nasıl şekillendirdi?</p>

<p>Elbette (Birinci) Çinhindi Savaşı'nın başlangıcıyla, Ho Chi Minh'in 2 Eylül 1945'teki bağımsızlık ilanıyla başlamamız gerekir. Bu dönemde Fransa (İkinci) Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmıştı ve Fransız hükümeti bağımsızlığı kabul etmedi. Bir müzakere girişimi oldu, ancak bu girişim çok hızlı bir şekilde başarısız oldu. Dönemin Fransız hükümeti ve Fransız ordusu, Ho Chi Minh yönetimi olan Việt Minh’in birkaç hafta içinde ezileceğini düşünüyordu. Sanıyorum ki bir halk direnişi olacağını hiç düşünmediler ve bu klasik bir sömürge arayışı olarak başladı.</p>

<p><strong>SOĞUK SAVAŞ’IN CEPHELERİNDEN BİRİ: ÇİNHİNDİ YARIMADASI</strong></p>

<p>Gittikçe örgütlenen Vietnam halk güçleri, 1949’dan ve Çin devriminden itibaren Çin ve Sovyetler Birliği’nin desteğini aldı. Bu sayede ordularını modernize edebildiler. Fransa tarafında ise Amerika Birleşik Devletleri ve Amerikan emperyalizmi Fransız ordusunu güçlü bir şekilde destekledi. Bir yandan Fransız ordusu sahada giderek daha fazla mevzi kaybederken, diğer yandan uluslararası ilişkilerde (Birinci) Çinhindi Savaşı, bir bakıma, kendilerini özgür dünya olarak adlandıran Amerikan emperyalistleri ile diğer yandan sosyalist kampı karşı karşıya getiren Soğuk Savaş'ın cephelerinden biri haline geldi.</p>

<p><strong>UZLAŞMAYA VARILAN ULUSLARARASI BİR KONFERANS</strong></p>

<p>7 Mayıs 1954'te Diên Biên Phu'daki nihai yenilgiye kadar Fransız ordusu için işler kötüden kötüye gitti ve bu yenilgi, Fransa'nın müzakereleri, çok gecikmiş bir şekilde, kabul etmesine yol açtı. Müzakereler, Fransız ve Vietnam hükümetlerinin yanı sıra Sovyetler, Çinliler, Amerikalılar, İngilizler ve Hintliler olmak üzere uluslararası nitelikteydi. Ayrıca, fiilen Fransızlar tarafından kurulan ve Fransızların iş birlikçisi olan Bao Dai hükümetinden de temsilci bulunmaktaydı. Konferansta bir uzlaşmaya varıldı. Bu uzlaşma, bir yandan Vietnam yönetimi ve ordusunun sahada üstünlük sağlamasının, diğer yandan da Washington ve Paris arasında bu zafere karşı çıkmak ve Vietnamlılara bir taraftan 17. paralel üzerinde bir sınır çizgisi belirleyecek, diğer taraftan da ülke genelinde özgür seçimler yoluyla 1956'da Vietnam'ın barışçıl bir şekilde yeniden birleşmesini sağlayacak geçici anlaşmaları dayatacak bir tür koalisyonun varlığının sonucuydu. Cenevre Anlaşmaları sırasında durum bu şekildeydi.</p>

<p><strong>ABD CENEVRE ANLAŞMALARINA UYMADI</strong></p>

<p>Cenevre Anlaşmalarının ardından ikiye bölünen ülke Soğuk Savaş'ın iki kampı arasındaki ideolojik çatışmanın daha somut bir savaş alanı haline geldi. İkinci Çinhindi Savaşı sırasında hakim olan güç dengesinin kurulmasında her iki kamptaki aktörler nasıl bir rol oynadı?</p>

<p>Ho Chi Minh hükümetinin gerçekten de 17. paralelin kuzeyinde kendini kabul ettirmeyi başardığı söylenebilir. Ho Chi Minh başkent Hanoi'ye döndü. Vietnamlılar barışçıl bir birleşmenin mümkün olabileceğine inanıyordu. Bana göre iki etkeni hafife almışlardı. Birincisi elbette Amerikan emperyalizminin saldırganlığıydı. Fransızlar, hemen ardından başlayan Cezayir Savaşı nedeniyle Vietnam'dan adım adım ve hatta oldukça hızlı bir şekilde çekildiler. Böylece Fransa'daki Mendès hükümeti Batı'nın savunmasını bir nevi Amerikalılara devretmiş oldu ve Amerikalılar ilk günden itibaren Cenevre Anlaşmalarını uygulamayacaklarını söylediler. Bu andan itibaren, Ngô Đình Diệm liderliğinde Güney Vietnam'da çok sert bir rejim kurdular. Bu iktidar Vietnamlı yurtseverleri yakalamak için harekete geçti ve böylece belli bir noktada yeniden birleşme tamamen imkansız hale geldi.</p>

<p>Buna ek olarak, Çin ve Sovyet diplomasisinin Vietnam tarafında Cenevre Anlaşmalarının uygulanması konusunda çok kararlı olmadığı gerçeği vardı çünkü barışı korumak için bunun kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorlardı ve bir bakıma Amerikalıların Çin sınırlarına geri dönmesinden endişe ediyorlardı. Dolayısıyla Vietnamlılar, Amerikan emperyalizminin saldırganlığı ile sosyalist ülkelerin edilginliği arasında sıkışıp kalmışlardı. O dönemde bunu çok ağır hissettiler. Diplomasi fazla bir şey söyleyemedi, ancak bugün biliyoruz ki Cenevre Anlaşmalarına ihanet gerçek bir yaraydı ve belli bir bakış açısından sosyalist dünyanın terk edilmesiydi.</p>

<p><strong>KENNEDY’NİN SAVAŞ POLİTİKALARI: KOMÜNİZME KARŞI ŞİDDET</strong></p>

<p>Savaşın vahşeti güçlü savaş karşıtı duygular doğurmuş ve 1968'de dünya çapında toplumsal hareketlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştı. Bu savaş kapitalist üstyapıyı tehdit eden uluslararası bir mücadeleyi nasıl etkiledi ve medya bunda nasıl bir rol oynadı?</p>

<p>Aslında Amerikan emperyalizmi çok uzun zamandır jeostratejik nedenlerle Vietnam'la ilgileniyor ve Vietnam'a baskı yapıyordu. Nitekim ABD'yi Vietnam'da savaşa dahil eden ilk Başkan Truman'dı. Truman 1945'ten 1953'e kadar başkanlık yaptı. Daha sonra Eisenhower ve ardından Kennedy geldi. Fakat bence Amerikan saldırganlığının asıl sorumlusu Kennedy'dir. Bugün Batı'da kendisine büyük hayranlık duyuluyor ve adeta bir aziz halesi var. Gerçekte, tarihin gerçeklerine baktığınızda, gerilimi tırmandırma kararının Kennedy'nin liderliğinde alındığını görürsünüz. Çünkü Vietnamlıların da askeri zaferler kazanmaya başladıklarını ve Diệm rejiminin korunmasının sürekli bir savunma pozisyonunda olduğunu fark ettiler. Bunun böyle gitmesine izin verselerdi, Vietnam 1956-57 yıllarında Ho Chi Minh'in liderliği altına girecekti. Bu, bugün oldukça bariz. Bu nedenle Amerikalılar giderek daha şiddetli bir şekilde müdahale ettiler.</p>

<p><strong>‘ATOM BOMBASI HARİÇ TÜM ASKERİ İMKANLAR VAHŞİCE KULLANILDI’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir de Vietnam direnişi vardı ki bu direniş Kuzey'de çok ama çok güçlüydü, Güney'de de Maquisler çok ama çok güçlüydü. Bu noktada sosyalist ülkeler her şeye rağmen Vietnam'a yardım etmeye başladı ve Vietnam Savaşı gerçek anlamda uluslararası bir çatışma haline geldi. Amerikalılar, atom bombası dışında, kitlesel baskı ve napalm bombası gibi tüm askeri imkanları Vietnam topraklarının tamamında gerçekten vahşi bir şekilde kullandılar.</p>

<p><strong>68 KUŞAĞI VE VİETNAM</strong></p>

<p>Bana gelince, siyasetle ilgilenmeye başladığım zaman o zamandı. Size şunu söyleyebilirim ki, dünyanın her yerinde gençlik kitlesel eylemlerde seferber oldu, sadece sosyalist ülkelerde değil kapitalist ülkelerde de. Paris'te, genel olarak Fransa'da ve ABD'de gençliğin ve öğrenci gençliğinin çok güçlü gösterileri vardı. İsveç'te, İngiltere'de, Almanya'da.... 1968 kuşağının Vietnam savunmasının kuşağı olduğunu söyleyebiliriz. Bu çok önemli bir andı.</p>

<p><strong>TELEVİZYONDA YAYINLANAN İLK SAVAŞ</strong></p>

<p>Buna ek olarak, Vietnam'daki Amerikan savaşı televizyonda yayınlanan ilk savaştı. Daha önce basında elbette fotoğraflar ve ara sıra çok kısa röportajlar yer alıyordu, ancak Amerikan savaşı sırasında sahada olayın aktörlerini filme alan ve onlarla röportajlar yapan yüzlerce muhabir vardı. O dönemde haberlerde her gün Vietnam'dan haberler vardı ve bu haberler genellikle bütünüyle dehşet vericiydi çünkü ABD'nin Vietnam toplumunu fiilen yok edebileceği açıktı. İşte bu yüzden bizim kuşağımız Vietnam Savaşı'nı kınamakta bu kadar kararlıydı. Dünyanın dört bir yanındaki gazetelerden gazeteciler de vardı. Amerikalılar, Fransızlar, İngilizler... Gerçekten de 1965-1975 yılları arasında 10 yıl boyunca tüm dünya Vietnam'ı konuştu. Bu hakikaten bizim neslimizin en büyük davasıydı.</p>

<p><strong>‘FİLİSTİN’İN HABERLEŞTİRİLMESİNDE BİR ALIKOYUŞ VAR’</strong></p>

<p>Medyanın sömürge karşıtlığı nezdinde oynadığı rol bağlamında, Filistin’deki soykırımın ele alınış biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>

<p>Siyonistlerin Filistin'e yönelik saldırılarının haberleştirilme biçiminin eleştiriye son derece açık olduğunu söyleyebilirim. Çünkü belki de Yahudi toplumunun İkinci Dünya Savaşı sırasında çok büyük acılar çekmiş olmasından kaynaklanan bir tür alıkoyuş var, ki bu elbette geçerli bir neden, ancak bu durum Siyonist devleti sürekli bir yayılma devleti olmaktan alıkoymuyor. İsrail'in 1948'de kuruluşundaki sınırlara ve bugünkü sınırlara bakarsak, her yıl, bazen her ay Filistinlilere ait toprakları azar azar kopardıklarını söyleyebiliriz. Gazze’yi ele geçirmek ve dehşetin tahakkümünü Batı Şeria’ya da taşımak suretiyle, zira Batı Şeria’daki durum da oldukça karmaşık ve şiddetli, işi bitirmeye çalıştılar. ABD’nin de desteğiyle neredeyse her imkanı kullanan gerçekten de çok modern ve sofistike bir ordu…</p>

<p>Sadece savaşanlar değil, tüm Filistin nüfusu sürekli saldırıya maruz kalıyor ve bugün Gazze'de on binlerce ölüm olduğunu biliyoruz. Şüphesiz ki Gazze'nin uluslararası basına açıldığı gün daha da fazla suç ortaya çıkacaktır. Bu çok yoğun saldırıya rağmen Batı medyasının Vietnam Savaşı sırasındakilerle hiçbir ilgisi yoktur. Bir tür alıkoyuş var ve en kötü suçlar bile, örneğin Gazze'deki okulların bombalanması ve on binlerce çocuğun ölümü, bu suçlar bile yeterince güçlü bir şekilde kınanmıyor. Fransa’da bazı şeyleri duyurmayı başaran medyalar mevcut. Le Monde Diplomatique, l’Humanité ve Médipart aklıma geliyor. Haberleri yaymayı başardılar fakat Batı'daki Siyonist destekçisi lobiye kıyasla bu hala çok küçük bir azınlık.</p>

<p><strong>‘SÜREKLİ BİR KİTLESEL KINAMA YOK’</strong></p>

<p>Eklemek gerekir ki eylemliliğin Vietnam Savaşı sırasında olduğu boyutta olmamasının nedenlerinden biri de şüphesiz budur. Çok sayıda eylem var ve gençlik bu konuda çok kararlı ancak İsrail'e karşı sürekli bir kitlesel kınama yok. İsrail, Batı medyası tarafından başka hiçbir ülke gibi ele alınmayan bir ülke. Gerçekten de her şeye hakları varmış gibi görünüyor ve İsrail'e yönelik eleştiriler, İsrail'in genel yayılma politikası ve Filistin halkının savunulması gerekliliğiyle bağlantılı olarak her zaman birkaç üzücü gerçekle sınırlı kalıyor.</p>

<p><strong>ALAIN RUSCIO KİMDİR?</strong></p>

<p>1947 yılında Fransa’da doğan Alain Ruscio, çalışmalarını Fransız Hindiçini ve Birinci Çinhindi Savaşı üzerinde yoğunlaştırmış bir tarihçi ve bağımsız araştırmacıdır. Cezayir Savaşı ve sömürge tarihi üzerine de çalışmalar yürütmüş olan Ruscio, 19 ayrı eserin yazarıdır. 1991 yılına dek 27 yıl boyunca Fransız Komünist Partisi (PCF) üyesi olan tarihçi; yayın hayatına 1904 yılında Jean Jaurès tarafından kurularak başlayan ve 1920’den 1994’e kadar Fransız Komünist Partisi tarafından yayınlanan l’Humanité gazetesinin muhabiri olarak 1978 ila 1980 yılları arasında Vietnam ve Kamboçya’da çalışmıştır. Son olarak çağdaş Vietnam araştırmalarını arşivleyen Bilgi ve Belge Merkezini (CID Vietnam) yöneten Ruscio, l’Humanité gazetesinde makaleler yayınlamayı sürdürüyor.</p>

<p><strong>BAZI ESERLERİ</strong></p>

<p>Le Credo de l’homme blanc. Regards coloniaux français, xixe – xxe siècles (Beyaz adamın inancı: Fransız sömürge görüşleri, 19 ve 20. yüzyıllar)<br />
Les communistes français et la guerre d’Indochine, 1944-1954 (Fransız komünistler ve Birinci Çinhindi Savaşı, 1944-1954)<br />
Les communistes et l'Algérie : des origines à la guerre d'indépendance, 1920-1962 (Komünistler ve Cezayir: kökenlerinden bağımsızlık savaşına, 1920-1962)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/cenevre-konferansi-70-yilinda-alain-ruscio-1968-kusagi-vietnam-savunmasinin-kusagiydi</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jul 2024 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/uploads/2024/07/311517.jpg" type="image/jpeg" length="51700"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Titanik batığında yeni keşif: Megalodon dişli altın kolye bulundu]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/titanik-batiginda-yeni-kesif-megalodon-disli-altin-kolye-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/titanik-batiginda-yeni-kesif-megalodon-disli-altin-kolye-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Titanik’in 15 Nisan 1912 tarihindeki batışı sırasında kaybolan megalodon dişinden altın kolye, dijital tarama çalışmaları ile görüntülendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ekip, 1912 yılında Titanik’in batmasından bu yana görülmemiş bir altın kolyeyi buldu. Araştırmacılar, kısa süre önce Kuzey Amerika açıklarındaki geminin enkazı arasında bulunan altın kolyenin sahibinin ailesini yapay zekâ (Al) kullanarak bulmayı umuyorlar.</p>

<p> </p>

<p>İngiltere merkezli bir derin deniz haritalama şirketi olan Magellan, yakın zamanda RMS Titanik’in batığını daha önce hiç görülmemiş ayrıntılarla gösteren bir dizi dijital tarama yayınladı.</p>

<p> </p>

<p>Bu haberlere ek olarak şirket, şaşırtıcı derecede yüksek kaliteli görüntülerinin, soyu tükenmiş devasa bir köpekbalığı türü olan Megalodon’un dişinden yapılmış altın bir kolyeyi nasıl gösterdiğini açıkladı.</p>

<p> </p>

<p>Megalodon (Otodus megalodon), okyanuslarda yaklaşık 22 milyon yıl öncesinden yaklaşık 3 milyon yıl öncesine kadar dolaşan bir köpekbalığıydı. Adı “büyük diş” anlamına geliyor. Büyük beyaz köpekbalığından üç kat daha büyük olan megalodon, 18 metre uzunluğa ve 60 tona kadar ağırlığa sahip olabiliyordu.</p>

<p> </p>

<p>1997 yapımı Titanik filminin hayranları bu kurgu hikâyenin ‘Okyanusun Kalbi’ olarak bilinen güzel bir kolyeyi içerdiğini biliyorlar. Kim bilir belki de bu son buluntu iki talihsiz sevgili arasında bir hediyeydi.</p>

<p> </p>

<p>Magellan CEO’su Richard Parkinson keşfi “şaşırtıcı, güzel ve nefes kesici” olarak nitelendirdi.”</p>

<p> </p>

<p>Parkinson, ”Büyük ölçüde anlaşılmayan şey Titanik’in iki bölümden oluştuğu. Ve pruva (geminin burnu) ile kıç arasında 8 kilometrekarelik bir enkaz alanı olduğu” diyor ve ekliyor, “Ekip, alanı o kadar detaylı bir şekilde haritaladı ki bu ayrıntıları seçebildik.”</p>

<p> </p>

<p>Projede, 715.000’den fazla görüntü ve yüksek çözünürlüklü 4k video çekimi dahil olmak üzere enkaz alanını ayrıntılandıran 16 terabaytlık devasa bir veri toplandı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Bu veri toplama işlemini, Kanada’nın doğu kıyısından yaklaşık 700 kilometre uzaklıktaki enkaza doğru yelken açarak; ardından da deniz tabanını su yüzeyinin yaklaşık 3.800 metre derinliğinde görüntülemek için uzaktan kumandalı denizaltılar kullanarak başardılar.</p>

<p> </p>

<p>RMS Titanik, İngiltere’deki Southampton’dan New York’a gerçekleştireceği ilk yolculuğu sırasında bir buzdağına çarpması ve 15 Nisan 1912’de Kuzey Atlantik Okyanusu’nda batmasıyla ünlü bir okyanus gemisiydi.</p>

<p> </p>

<p>Kanada’daki Newfoundland’dan yaklaşık 740 kilometre uzaklıkta ve deniz seviyesinin yaklaşık 4.000 metre derinlikteki deniz tabanına batan gemide en az 1.500 yolcu öldü. Titanik’in son dinlenme yeri, buzlu kaderiyle tanışmasından 73 yıl sonra,1985 yılının eylül ayına kadar keşfedilmedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p> </p>

<p>Gemi enkazının bulunduğu arkeolojik alanı koruyan mevcut anlaşmalar nedeniyle, halkın enkazdan ve çevresindeki yüzeyden herhangi bir eser çıkarmasına izin verilmiyor.</p>

<p> </p>

<p>Ancak Magellan’daki ekip, bu mücevheri sahibinin ailesiyle yeniden bir araya getirebileceğini umuyor. Ekip, bir zamanlar kolyeyi takan kişiyi belirlemek amacıyla; gemi battığında gemide bulunan 2.200 yolcunun aile üyelerini bulmak ve onlarla iletişim kurmak için yapay zekayı (AI) kullanıyor.</p>

<p> </p>

<p>Ekip ayrıca, mücevheri tespit edip edemeyeceklerini ve yüz tanıma teknolojisini kullanarak sahibini tanımlayıp tanımlayamayacaklarını görmek için gemiye binen yolcuların görüntülerini de inceleyecek.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: Arkeofoli</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/titanik-batiginda-yeni-kesif-megalodon-disli-altin-kolye-bulundu</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Jun 2023 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2023/06/titanik-batiginda-yeni-kesif-megalodon-disli-altin-kolye-bulundu-1686516805.jpg" type="image/jpeg" length="49717"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adolf Hitler'in saati 1.1 milyon dolara satıldı]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/adolf-hitlerin-saati-11-milyon-dolara-satildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/adolf-hitlerin-saati-11-milyon-dolara-satildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alman Nazi lideri Adolf Hitler'e ait olduğu iddia edilen üzerinde svastika ve Hitler'in baş harflerinin işlendiği Huber marka saat, ABD’de düzenlenen tartışmalı müzayede'de satıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saati ismi açıklanmayan bir alıcı 1.1 milyon dolara satın aldı.<br />
Yahudi liderleri açık artırma öncesi Maryland eyaletindeki Alexander Historical Auctions isimli müzayede evini kınamış, Nazilere ait parçalar satan müzayede evi ise Alman medyasına tarihi korumayı amaçladıklarını söyleyerek savunmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Gazete Diken’de yer alan habere göre; Ürün kataloğunda saatin Hitler’e 1933’de Alman şansölyesi olduğu yıl hediye verilmiş olabileceği belirtildi.</p>

<p>Müzayede evinin değerlendirmesine göre Fransız askerleri saati 1945’te Hitler’in Bavyera Alpleri’ndeki evi Berghof’tan ‘hatıra‘ olarak aldı. Daha sonra saatin satıldığı ve nesilden nesle aktarıldığı düşünülüyor.</p>

<p><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/adolf-hitlerin-saati-11-milyon-dolara-satildi</guid>
      <pubDate>Sun, 31 Jul 2022 09:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2022/07/adolf-hitlerin-saati-11-milyon-dolara-satildi-1659250658.jpg" type="image/jpeg" length="78604"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[''Efsanevi lider Mela Mistefa Barzani vefatının 43. yılında anılıyor'']]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/efsanevi-lider-mela-mistefa-barzani-vefatinin-43-yilinda-aniliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/efsanevi-lider-mela-mistefa-barzani-vefatinin-43-yilinda-aniliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin sembol isimlerinden Mele Mustafa Barzani, 43 yıl önce bugün hayata gözlerini yumdu. Barzani, hayatı ve mücadelesiyle, geçtiğimiz yüzyılda Kürt halkının özgürlük mücadelesinde önemli bir rol oynadı. Mele Mustafa Barzani, vefat yıldönümünde değişik etkinliklerle anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Efsanevi Kürt lider Mustefa Barzani, 14 Mart 1903 yılında Güney Kürdistan’ın Barzan köyünde dünyaya geldi.</p>

<p>Şeyh Muhammed Barzani’nin en küçük oğlu olan Mele Mustafa Barzani, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Hamidiye Alayları tarafından ailesiyle birlikte alıkonularak 9 ay Diyarbakır zindanlarında kaldı.</p>

<p><strong>16 yaşında Berzenci İsyanına katıldı, Peşmerge komutanı oldu</strong></p>

<p>Ağabeyi Şeyh Abdulselam Barzani, 1914’te Musul’da Osmanlı yönetimi tarafından idam edildiğinde henüz 11 yaşında olan Mela Mustafa, 16 yaşında Şeyh Mahmud Berzenci öncülüğünde 1919′da başlatılan isyana katıldı.</p>

<p>Bu başkaldırıda Peşmerge komutanı olarak yer alan Barzani, 1931-32 yılları arasında İngilizlere karşı Şeyh Ahmed’in başlattığı direnişe Mergesor ve Şerwan Cephesi Komutanı sıfatıyla katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Irak hükümeti ile birlikte ağır bir saldırı başlatan İngilizler, yoğun hava bombardımanıyla direnişi kırdı. Barzani önce Basra, ardından da Süleymaniye’ye sürgüne gönderildi.</p>

<p>10 yıl süren sürgünün ardından Süleymaniye’de Hêvi örgütü ile ilişki kuran Mele Mustafa, 1943 yılında sürgünden firar ederek İran’a (Rojhılat’a) geçti.</p>

<p><strong>Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda yer aldı</strong></p>

<p>1945′te direnişin kanlı bir şekilde bastırılması üzerine sağ kalan Peşmergeleriyle birlikte Rojhılat Kürdistan’a geçerek, 13 Ocak 1946′da ilan edilen Mahabad merkezli Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda yer aldı. Barzani Kürdistan Cumhuriyeti’nde tümgeneral rütbesiyle başkomutanlığa getirildi.</p>

<p>Mele Mustafa Barzani, 16 Ağustos 1946’da Kürdistan Demokrat Partisi’ni  (PDK) kurdu.</p>

<p>Aralık 1946’da Sovyet ordusunun İran'dan çekilmesinin ardından İran güçlerinin saldırısı üzerine Kürdistan Cumhuriyeti dağıldı.</p>

<p>Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılmasının ardından 500 Peşmergesiyle birlikte Haziran 1947′de Sovyetler Birliği’ne geçti.</p>

<p>Sovyetler Birliği’nde kaldığı dönemde Moskova Dil Enstitüsü’nde öğrenim gören Barzani, 1958′de Irak’ta Abdülkerim Kasım’ın krallık yönetimine karşı darbe yapması üzerine Güney Kürdistan’a döndü ve burada yasal olarak tanınan KDP’nin başına geçti.</p>

<p> </p>

<p><strong>Eylül Devrimi’ni başlattı</strong></p>

<p>Yeni hükümetin Kürt halkının haklarıyla ilgili oyalayıcı tavrının sürmesi üzerine Mela Mistefa Barzani, 11 Eylül 1961′de Kürdistan tarihine “Eylül Devrimi”  olarak geçen yeni bir devrime öncülük etti. Musul ve Kerkük dahil birçok Kürt şehrini kurtarılmış Kürt bölgesi ilan etti.</p>

<p>1966′da Irak yetkilileriyle başlayan müzakereler sonucu, 1970 yılında Irak hükümeti ile Kürt halkı adına PDK Başkanı sıfatıyla Otonomi Anlaşması’nı imzaladı. Ancak Bağdat yönetimi anlaşmanın hiçbir maddesine uymadı. Bunun üzerine Mele Mustafa Barzani öncülüğündeki Kürtler 12 Mart 1974′te tekrar direnişe başladı.</p>

<p>1975′e kadar Kürt tarafının üstünlüğüyle süren direniş, 6 Mart 1975'te imzalanan Cezayir Anlaşması'yla, bazı tavizler karşılığında Irak ile anlaşmaya varan İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin Kürtlerle yaptığı ittifak sözleşmesine ihanet etmesiyle tam tersine döndü ve Barzani’nin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı.</p>

<p><strong>1 Mart 1979’da vefat etti</strong></p>

<p>Barzani bu yıllarda rahatsızlandığı için önce İran’a ardından da 1976′da tedavi amacıyla Amerika’ya gitti.</p>

<p>1 Mart 1979′da Washington’daki George Town Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu. Naaşı Doğu Kürdistan’ın Şino kentinde defnedildi.</p>

<p>1991 yılında Güney Kürdistan’da Büyük Ayaklanma’nın (Raperin) başarıya ulaşmasıyla birlikte naaşı Barzan’a getirildi.</p>

<p>Efsanevi Kürt lider Mela Mustefa Barzani, her yıl olduğu gibi bu yıl da vefat yıl dönümünde Kürdistan Bölgesi’nde ve diğer merkezlerde değişik etkinliklerle anılıyor.RUDAW</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/efsanevi-lider-mela-mistefa-barzani-vefatinin-43-yilinda-aniliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Mar 2022 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2022/03/efsanevi-lider-mela-mistefa-barzani-vefatinin-43-yilinda-aniliyor-1646127497.jpg" type="image/jpeg" length="79159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Defineciler 100 yıllık kiliseyi talan etti]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/defineciler-100-yillik-kiliseyi-talan-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/defineciler-100-yillik-kiliseyi-talan-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kars’ta 100 yıllık tarihi Rus kilisesinin define avcıları tarafından kazılarak tahrip edildiği bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kars’ta 100 yıllık tarihi Rus kilisesi define avcıları tarafından kazılarak tahrip edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kars merkez Kaleiçi Mahallesi’nde bulunan kilisenin duvarları yıkılmış, içerisi define avcıları tarafından kazılarak tahrip edilmiş vaziyette bulunuyor.</p>

<p>Kent merkezinde bulunan ve Ruslar tarafından kullanılan kilisenin içerisi ise uyuşturucu madde kullananlara ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Adeta açık hava müzesi olan Kars’ta bulunan Rus kilisesinin yıkılmaktan kurtarılması gerektiğini ifade eden vatandaşlar, restorasyon talep ediyor. (Kaynak: İHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/defineciler-100-yillik-kiliseyi-talan-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 17 Oct 2021 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2021/10/defineciler-100-yillik-kiliseyi-talan-etti-1634456836.jpg" type="image/jpeg" length="58799"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kürdistan Bölgesi’nde milattan önce 4 bin 300 yılına ait kil eserler bulundu]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/kurdistan-bolgesinde-milattan-once-4-bin-300-yilina-ait-kil-eserler-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/kurdistan-bolgesinde-milattan-once-4-bin-300-yilina-ait-kil-eserler-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kürdistan Bölgesi Tarihi Eserler Müdürlüğü, milattan önce 4300 yılına ait kil eserler bulunduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Başkent Erbil'deki Tarihi Eserler Müdürü Nadir Bekir, düzenlediği basın toplantısında, "Bu yıl iki İspanyol ve bir ABD'li kazı ekibi, keşif çalışmalarına devam etmek için bölgeye geldi ve iki yabancı ekibin daha gelmesini bekliyoruz" dedi.</p>

<p>Barselona Üniversitesi'nden İspanyol ekibin Erbil Tarihi Eserler Müdürlüğü ekibiyle Kürdistan Bölgesi’nde 5 sezon boyunca yürüttüğü çalışmalar sonrası kökeni Varka (Uruk) uygarlığına uzanan milattan önce 4300 yılına ait kil eserler bulunduğunu aktaran Bekir, ABD ekibinin de yine aynı döneme ait insan iskeletleri ile mezarlar bulduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarihi eserlerin Kesnezan kasabasının Gerdi Leşker bölgesinde bulunduğu kaydedildi.</p>

<p>Milattan önce 4000'lere uzanan ve yazının da ilk bulunduğu yer olan Varka (Uruk) şehri dünyadaki en eski medeniyet merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/kurdistan-bolgesinde-milattan-once-4-bin-300-yilina-ait-kil-eserler-bulundu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Sep 2021 22:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2021/09/kurdistan-bolgesinde-milattan-once-4-bin-300-yilina-ait-kil-eserler-bulundu-1632251683.jpeg" type="image/jpeg" length="52381"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Urartu medeniyeti son bekçisi]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/urartu-medeniyeti-son-bekcisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/urartu-medeniyeti-son-bekcisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Urartu dönemine ait Çavuştepe Kalesi'nde bekçilik yapan ve dünyada Urartuca'yı bilen az sayıda insandan biri olan Mehmet Kuşman (81), emekli olduktan sonra da işini gönüllü olarak sürdürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Van'ın Gürpınar ilçesindeki Urartu dönemine ait Çavuştepe Kalesi'nin 58 yıllık bekçisi Mehmet Kuşman, bir lisanı yaşatmak için büyük çaba sarf ediyor. Dünyada Urartuca’yı bilen 6 kişiden biri olan Kuşman, bu dili bilenlerin de artık yaşlandığını ve konuşacak durumda da olmadıklarını söyledi.</p>

<p>Emekli olmasına rağmen gönüllü olarak kalede kalmaya devam eden ve ömrünü buraya adayan Kuşman, bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlere de Urartu alfabesini anlatıp, bazalt taşlarına işlediği Urartuca tablet ve kolyeleri satarak geçimini sağlıyor.</p>

<p>“Urartuca’yı bilen hiç kimse kalmayacak”<br />
İHA muhabirine konuşan kale bekçisi Mehmet Kuşman, ülkemizde Sümeroloji ve Hititoloji varken üniversitelerde Urartulara ait tek bir dalın olmadığını belirtti. Şu an dünyada Urartuların dilini bilen her kişinin yaşlanarak öldüğünü ifade eden Kuşman, kendisi dışında Urartuca’yı bilenlerin artık evden çıkacak ve konuşacak durumda olmadığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuşman, “Yakın bir zamanda Türkiye’de Urartuca’yı bilen hiç kimse kalmayacak. Böylece Urartuca lisanı ölmüş olacaktır. Van’a atanan bütün Valilere giderdim. Valilere emekli olduğumu ve bana öğrenci vermelerini istedim. Bu anlamda maalesef ilgilenen olmadı” dedi.</p>

<p>“Sezonda iki günlük iznim var”<br />
Bütün ömrünün Çavuştepe Kalesi’nde geçtiğini anlatan Kuşman, “Bu yaşıma kadar piknik nedir bilmiyorum. Pikniklere, düğün ve derneklere gitmedim. Sadece sezonda iki günlük iznim var. O da Ramazan ve Kurban Bayramlarının ilk günlerinde izin kullanıyorum. Sevdiğim için sabahları kendi paramla gelip gidiyorum” diye konuştu.</p>

<p>“Burayı çok seviyorum”<br />
Çavuştepe Kalesi’ne hayranlık duyduğunu ve bu yüzden her gün sıkılmadan geldiğini dile getiren Kuşman, “İstersem bu bazalt taşlarını her yerde satabilirim. Antalya gibi bir ilde bir haftada bu taşların hepsini satabilirim. Ancak burayı çok seviyorum.</p>

<p>Sabahları saat 07.30’da yola çıkıp buraya geliyorum. Odama çıkıp daha sonra kaleyi kontrol ediyorum. Burada da bazalt taşlarına Urartuca’yı işliyorum” şeklinde konuştu.</p>

<p>Urartuca’nın yok olacağından dolayı yakınan Kuşman, şu an Urartu lisanını bilenleri de yaşlılıktan dolayı artık konuşacak durumda olmadığını kaydetti. İHA</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/urartu-medeniyeti-son-bekcisi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Jun 2021 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2021/06/urartu-medeniyeti-son-bekcisi-1623433015.jpg" type="image/jpeg" length="30653"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa'nın bilinen en eski üç boyutlu haritası keşfedildi]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/avrupanin-bilinen-en-eski-uc-boyutlu-haritasi-kesfedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/avrupanin-bilinen-en-eski-uc-boyutlu-haritasi-kesfedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmacı Nicolas, 'İlk kez bir harita, bu kadar belirgin şekilde bir bölgeyi tasvir ediyor' yorumunda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bilim insanları, Bronz Çağı'na ait bir taş levhanın Avrupa'nın bilinen en eski üç boyutlu haritası olduğunu keşfetti. 4 bin yıllık taş levhadaki motiflerin, Fransa'nın Bretonya bölgesindeki bir alanı tasvir ettiği düşünülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">1900'de kazılarda ortaya çıkarılan panel, yüzyıldan fazla süre Fransa'da bir kalenin hendeğinde saklı kaldı. 2 metre uzunluğunda ve 1.5 metre kalınlığındaki levha, 2014'te kalenin mahzeninde bulundu. Araştırmacılara göre, Saint-Bélec paneli olarak bilinen levhanın tarihi, MÖ 1900 ila 1650'ye uzanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><img alt="" src="http://img.artigercek.com/uploads/3/9/BvSh3aEquNeD6YNn08zxJCSh5l3Gck9xOG4ThAqS.jpeg" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Arkeolog Paul du Chatellier, paneli Fransa'nın kuzeyindeki Bretonya bölgesindeki Finistère'de, tarih öncesine ait bir mezarlıkta yapılan kazılarda ortaya çıkarmıştı. Levha, arkeoloğun yaşadığı kale olan Château de Kernuz'da duruyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Araştırmacılar kayıplara karışan paneli 2014'te, kalenin mahzeninde buldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><img alt="" src="http://img.artigercek.com/uploads/6/a/lBu4d8BOFBcpYKtBeu0Sug5u7yoHXz4gbdcyiS7r.jpeg" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Taşın üzerindeki oyma ve işaretleri incelediklerinde, bunun bir harita olabileceğinden şüphelenen araştırmacılar, "tekrar edilen motifler ve onlara bağlanan çizgilerin", Finistère'deki bir bölgeyi tasvir ettiğine inanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>‘BİLGİLERİNİ GÖSTERDİĞİ İÇİN ÖNEMLİ’</strong></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">BBC'ye konuşan Bournemouth Üniversitesi'ndeki araştırma ekibinden Dr. Clément Nicolas, "Dünyanın dört bir yanında taşların üzerine oyulmuş benzer haritalar olsa da, genelde yorumlamadan ibaretler. İlk kez bir harita, bu kadar belirgin şekilde bir bölgeyi tasvir ediyor" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dönemin prens ya da krallarının sahibi oldukları toprakları işaretlemek için haritayı kullanmış olabileceğini kaydeden Dr. Nicolas, "Eski toplumların sahip olduğu coğrafik bilgileri hafife alıyoruz. Bu levha, haritalama bilgilerini gösterdiği için önemli" diye de ekledi. </span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/avrupanin-bilinen-en-eski-uc-boyutlu-haritasi-kesfedildi</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Apr 2021 12:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2021/04/avrupanin-bilinen-en-eski-uc-boyutlu-haritasi-kesfedildi-1617875818.jpeg" type="image/jpeg" length="48134"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2 bin yaşında altın dilli mumyalar bulundu]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/2-bin-yasinda-altin-dilli-mumyalar-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/2-bin-yasinda-altin-dilli-mumyalar-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İskenderiye kentinde ölüm tanrısı Osiris için dikilmiş bir tapınakta yürütülen kazılarda, kayaların içine kazılmış mezarlar bulundu. Mezarlardaki mumyaların ağızlarına dil biçiminde altın varak konulmasının, öbür dünyada Osiris'in karşısında yargılanırken merhamet dilemelerini sağlama inancına dayandığı belirtildi. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Mısır'ın İskenderiye şehrindeki Taposiris Magna tapınağında yürütülen kazı çalışmalarında kayaların içine oyulmuş 16 mezar ortaya çıkarıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Antik Mısır ve Roma döneminden kalma yaklaşık 2 bin yıllık mezarlarda altın dilli mumyalar bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Mumyalama sırasında çıkarılan dil yerine ağıza dil biçiminde altın varak konulmasının, ölülerin öbür dünyada tanrı Osiris'in karşısında yargılanırken konuşmalarını sağlama inancına dayandığı belirtildi. Osiris, antik Mısır'ın ölüleri yargılayan yeraltı, ölüm ve diriliş tanrısıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Gömülenler Kleopatra döneminde yaşadı</strong><br />
Mumyaların çoğu bozulmuş olsa da cenaze masklarının bütünlüğünü koruyor olması, o dönemin insanlarının nasıl gözüktüğüne dair önemli bir bulgu olarak kaydedildi. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Mısır ve Dominik Cumhuriyeti'nin Santo Domingo Üniversitesi'nden ekiplerin Taposiris Magna tapınağında yaklaşık 10 yıldır yürüttüğü kazılarda daha önce de Roma İmparatorları Sezar ve Marcus Antonius ile ilişkileriyle tanınan efsanevi Mısır Kraliçesi 7. Kleopatra'nın yüzünün resmedildiği sikkeler bulunmuştu. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>4. Ptolemaios inşa ettirdi</strong><br />
Ancak temellerine ve heykellerine bakılarak, tapınağın, Yunanca konuşan Ptolemaios hanedanının 4. firavunu Ptolemaios Filopator döneminde(MÖ 221-204) inşa edildiği sonucuna varılmıştı. 4. Ptolemaios, görkemli törenlere ve kutlamalara düşkünlüğüyle tanınıyor. Ptolemaios hanedanının son hükümdarı 7. Kleopatra'nın (MÖ 51-30) ölümüyle Mısır, Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine girmişti.</span></span></p>

<p><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px"><strong>Osiris, Horus sembolleri</strong><br />
Kazı ekibini yöneten Dr. Kathleen Martinez, mezarların üzerinde bir dizi heykel ve içlerinde süs eşyası bulduklarını, pek çok yaldızlı süslemenin Osiris'i gösterdiğini, bir mumyaya takılan tacın boynuzları ve ortadaki kobra süslemesiyle dikkat çektiğini, bir diğer mumyanın göğsündeki gerdanlıkta tanrı Horus'un şahin kafası sembolün bulunduğunu belirtti.  </span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:16px">Mısır Turizm ve Antik Eserler Bakanlığı'nın İskenderiye Müdürü Dr. Halid Abo El Hamd'ın yaptığı açıklamaya göre, bu sezonki kazıda ortaya çıkarılan en önemli bulguların bir kadının cenaze maskı, altın bir çelengin 8 altın yaprağı ve 8 mermer maske olduğunu, maskelerin yüksek zanaat ürünleri olduğunu paylaştı.</span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/2-bin-yasinda-altin-dilli-mumyalar-bulundu</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Feb 2021 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2021/02/2-bin-yasinda-altin-dilli-mumyalar-bulundu-1612341903.jpg" type="image/jpeg" length="48167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyada en geç keşfedilen 10 yer]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/dunyada-en-gec-kesfedilen-10-yer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/dunyada-en-gec-kesfedilen-10-yer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muhtemelen bugünkü Ethiyopya topraklarında başlayan insanlığın yolculuğu binlerce yıl sürdü. Afrika'dan Orta Doğu'ya oradan Asya ve Avrupa'ya daha sonrasında da dünyanın geri kalanına ulaşan insanlar son olarak 1895 yılında Antarktika'ya ayak bastı. İşte insanlığın bu yolculuğunda en geç keşfettiği yerler.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1</p>

<h3>Dünyanı keşfetmek tarih boyunca insanı cezbeden bir şeydi. Ancak bu 20. yüzyıldaki teknolojik yenilikler sayesinde mümkün olabildi. Yeni Zelanda gibi kimi yerlerin tüm dünya tarafından bilinirliği bundan birkaç yüzyıl öncesine gidebiliyor. İşte dünyanın dört bir yanında en geç keşfedilen bölgeler</h3>

<p>2<img alt="İzlanda" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5fceb785adcdeb234cf50685" style="height:310px; width:550px" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>İzlanda </h2>

<h3>Günümüzde dünyanın en müreffeh ülkelerinden biri olarak kabul edilen İzlanda 874 yılında Viking denizcileri tarafından keşfedildi. Bu tarihten öncesinde adada insana dair herhangi bir ize rastlanmamıştır.</h3>

<p>3<img alt="Yeni Zelanda" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeabe" style="height:367px; width:550px" /></p>

<h2>Yeni Zelanda </h2>

<h3>Dünyanın öbür ucunda bulunan Yeni Zelanda, 1250 yılında Polinezya'dan gelen denizciler tarafından keşfedildi. Adanın batılılar tarafından keşfiyse 18. yüzyılın sonlarında gerçekleşti.</h3>

<h3>4<img alt="Azor Adaları" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeac0" style="font-size:13px; height:367px; width:550px" /></h3>

<h2>Azor Adaları </h2>

<h3>Atlas Okyanusu'nun ortasında yer alan bu doğa harikası adalar Portekizli denizciler tarafından 1439 yılında keşfedildi. Sonrasında Azorlar, Portekizlilerin coğrafi keşifler yaparken önemli bir durağı haline gelecekti.</h3>

<p>5<img alt="Svalbard" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeab7" style="height:367px; width:550px" /></p>

<h2>Svalbard </h2>

<h3>Norveç'e ait bu takım adalar dünyanın en kuzeyindeki yerleşim yeri olarak kabul edilir. Silahsız dolaşmanın yasak oldu Svalbard'a ilk kez 1604 yılında Norveçli denizciler geldi.​​​​​​​</h3>

<p>6<img alt="Bermuda" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeab4" style="height:309px; width:550px" /></p>

<h2>Bermuda </h2>

<h3>Civarında yaşanan uçak kazaları nedeniyle Bermuda Şeytan Üçgeni olarak anılan bölgeyi ilk kez 1609 yılında İngilizler buldu.​​​​​​​</h3>

<p>7<img alt="Mauritius" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeab5" style="height:384px; width:550px" /></p>

<h2>Mauritius </h2>

<h3>Hint Okyanusu'ndaki bu olağanüstü güzelliğe sahip ülkeyi Hollandalılar 1638 yılında keşfetti. O tarihe kadar bu adalar hakkında bir bilgi yoktu.​​​​​​​</h3>

<p>8<img alt="Falkland" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeaae" style="height:367px; width:550px" /></p>

<h2>Falkland </h2>

<h3>80'li yıllarda İngiltere ile Arjantin'i karşı karşıya getiren Falkland Adaları ilk olarak 1690 yılında keşfedildi.​​​​​​​</h3>

<p>9<img alt="Tristan de Cunha" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeab0" style="height:382px; width:550px" /></p>

<h2>Tristan de Cunha </h2>

<h3>İngiliz toprağı olan Tristan de Cunha, dünyanın en izole yeri. Adaya en yakın kara parçası binlerce kilometre uzaklıkta. Atlas Okyanusu'nun güneyindeki bu yalnız ada 1642 yılında keşfedildi. Adanın en dikkat çekici yönü, burada yaşayanların para kullanmamaları.​​​​​​​</h3>

<p>10<img alt="Seyşeller" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeab2" style="height:367px; width:550px" /></p>

<h2>Seyşeller </h2>

<h3>Günümüzde özellikle balayı için sıklıkla tercih edilen rotalardan biri olan Seyşeller, 1770 yılında keşfedilebildi. O tarihten öncesinde Seyşellerde herhangi bir yerleşim izine rastlanmamaktadır.​​​​​​​</h3>

<p>11<img alt="Antarktika" src="https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/750x0/5e64d67e55428218acbaeab9" style="height:367px; width:550px" /></p>

<h2>Antarktika </h2>

<h3>Dünyanın en güney ucunda bulunan Antarktika'yı ilk olarak 1820 yılında Rus denizciler keşfetti ama kıyıya çıkamadı. Bu soğuk kıtaya ilk ayak basanlar ise 1895 yılında Norveçliler oldu.</h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/dunyada-en-gec-kesfedilen-10-yer</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Jan 2021 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2021/01/dunyada-en-gec-kesfedilen-10-yer-1609506339.jpg" type="image/jpeg" length="44756"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çöle çizilmiş 2 bin yıllık dev kedi figürü keşfedildi]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/cole-cizilmis-2-bin-yillik-dev-kedi-figuru-kesfedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/cole-cizilmis-2-bin-yillik-dev-kedi-figuru-kesfedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Peru'daki Nazca Çölü'nde uzanırken betimlenmiş 2 bin yıllık bir kedi figürü keşfedildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Nazca Çölü, jeoglif denen, yere uzun çizgiler çizerek yapılmış pek çok figüre sahip.</p>

<p>Bilim insanları bu kedi figürünün de, diğer Nazca Çizgileri gibi toprağa basınç uygulayarak yapıldığını düşünüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kedi figürü, bölgeye yeni bir gözetleme platformu yapılması çalışmaları kapsamında yürütülen patika inşası sırasında fark edildi. Platform tamamlandığında ziyaretçilere bölgedeki pek çok jeoglifi bir arada görme imkanı tanıyacak.</p>

<p>Peru Kültür Bakanlığı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada "Bu figür bir yamaca yapıldığı için doğal erozyonun etkisiyle silikleşmişti ve yok olmak üzereydi" ifadelerini kullandı.</p>

<p>İspanyol ajansı Efe'ye konuşan Peru'da Nazca Çizgileri Baş Arkeologu Johny Isla, çizgilerin Nazca kültüründen daha önce yapıldığını söyledi.</p>

<p>Çizgilerin çoğunu yapan Nazca kültürü bölgede milattan önce 700-200 yılları arasında egemen olmuştu.</p>

<p>Bu kedi figürünün milattan önce 500 ile milattan sonra 200 yılları arasında bölgede bulunan Paracas kültürü döneminden olduğunu belirten Johny Isla "Bunu ikonografi karşılaştırmasıyla da anlayabiliyoruz. Paracas figürleri bu kediye benzer bir tarzda kuşlar, kediler ve insanları betimliyor" dedi.  (Kaynak: BBC)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/cole-cizilmis-2-bin-yillik-dev-kedi-figuru-kesfedildi</guid>
      <pubDate>Mon, 19 Oct 2020 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2020/10/cole-cizilmis-2-bin-yillik-dev-kedi-figuru-kesfedildi-1603113779.jpg" type="image/jpeg" length="92458"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarihi iki 'büyü kitabı' ele geçirildi]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/tarihi-iki-buyu-kitabi-ele-gecirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/tarihi-iki-buyu-kitabi-ele-gecirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin’in Tarsus ilçesinde yabancı uyruklu 3 kişi, tarihi eser niteliği bulunan 2 büyü kitabını satmak isterken jandarma tarafından suçüstü yakalanarak gözaltına alındı. Ele geçirilen kitaplar Tarsus Müze Müdürlüğü’ne teslim edilirken şüpheliler, çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Mersin İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Tarsus ilçesinde Suriye uyruklu 3 kişinin, tarihi eser niteliği taşıyan 2 büyü kitabını satmak için müşteri aradığı bilgisini aldı. Harekete geçen ekipler, şüpheliler hakkında araştırma başlatarak kimlik bilgilerini tespit etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>mersin İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Tarsus ilçesinde Suriye uyruklu 3 kişinin, tarihi eser niteliği taşıyan 2 büyü kitabını satmak için müşteri aradığı bilgisini aldı. Harekete geçen ekipler, şüpheliler hakkında araştırma başlatarak kimlik bilgilerini tespit etti.<br />
Şüphelilerin Tarsus ilçesi bağlı Kargılı Mahallesi'nde olduğunun öğrenilmesi üzerine jandarma ekiplerince operasyon yapıldı. Kısa sürede 3 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerin üzerinde yapılan aramada, deri üzerine işlenmiş yazı ve hayvan figürlerinin bulunduğu 2 büyü kitabı ele geçirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ele geçirilen kitaplar Tarsus Müze Müdürlüğü’ne teslim edilirken, yakalanan 3 şüpheli, işlemlerinn ardından adliyeye sevk edildi. Şüpheliler, çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.</p>

<p><strong>DHA</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/tarihi-iki-buyu-kitabi-ele-gecirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 01 Oct 2020 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2020/10/tarihi-iki-buyu-kitabi-ele-gecirildi-1601562079.jpeg" type="image/jpeg" length="92915"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ayasofya’da 1400 yıllık yeraltı menfezleri ve kuyular keşfedildi]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/ayasofyada-1400-yillik-yeralti-menfezleri-ve-kuyular-kesfedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/ayasofyada-1400-yillik-yeralti-menfezleri-ve-kuyular-kesfedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın en ünlü mabedlerinden Ayasofya’yı yapımından bu yana geçen bin 483 yıldır havalandırarak ayakta tutarak, rutubetten koruduğu anlaşılan yaklaşık 900 metrelik yeraltı menfezleri ile 3 yeni kuyu keşfedildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ayasofya’yı yapımından bu yana geçen bin 483 yıldır havalandırarak ayakta tutan, rutubetten koruyan yaklaşık 900 metrelik yeraltı menfezleri 3 boyutlu görüntülendi. 3 hafta süren çalışmanın sonuçları bugün Uluslararası Ayasofya Sempozyumu’nda açıklandı.</p>

<p>Efsanelere konu edilen tünellerin keşfedildiği çalışmanın başındaki isimlerden Doç. Dr. Hasan Fırat Diker, "Araştırmanın en dikkat çekici buluşu Ayasofya’nın güneybatısındaki yer altı yapıları oldu. Yapının girişinde yer alan kestane ağacı, yer altı yapısını gizleyen bir illüzyon yaratmış. Oysa bu ağacın altında dev bir yapı yer alıyor" dedi. Aynı zamanda Ayasofya’nın dış mekânında ise üç yeni kuyu tespit edildiği açıklandı.</p>

<p>Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ve Ayasofya Müzesi iş birliğiyle Ayasofya’nın müze olarak kullanıldığı dönemde başlayan “Ayasofya Yeraltı Yapılarının 3 Boyutlu Görüntülenmesi ve Belgelenmesi Projesi” ile Ayasofya’yı havalandırarak rutubetten koruyan yaklaşık 900 metrelik yeraltı menfezleri ve yapılarının 3 boyutlu taraması yapıldı. Daha önce girilemeyen yerlere girilerek yeni yeraltı mekânlarının keşfedildiği projenin sonuçları “Uluslararası Ayasofya Sempozyumu”nda bilim dünyasına sunuldu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Hasan Fırat Diker, Doç. Dr. Mine Esmer, Dr. Öğr. Üyesi Alidost Ertuğrul ve İTÜ Güzel Sanatlar Bölümü Öğr. Gör. Arkeolog Ali Hakan Eğilmez yürütücülüğünde 29 Haziran-16 Temmuz 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen “Ayasofya Yeraltı Yapılarının 3 Boyutlu Görüntülenmesi ve Belgelenmesi Projesi” kapsamında elde edilen veriler sempozyumda katılımcılarla paylaşıldı.</p>

<p>Ayasofya’nın daha önce keşfedilmemiş yer altı yapılarında hava sirkülasyonunu engelleyen moloz ve çamur birikintilerinin giderilmesine yönelik gerçekleşen proje ile yapının sürdürülebilir korunmasına katkı sağlamak amaçlandı. Doç. Dr. Hasan Fırat Diker, çalışmalara dair önemli bilgiler paylaştı. Çalışmanın amacının Ayasofya’nın zemin altında kalan havalandırma menfezleri, mezarlar, kuyular ve diğer yer altı yapılarını anlamaya ve belgelendirmeye yönelik olduğunu söyleyen Doç. Dr. Hasan Fırat Diker, “İklimlendirme, zemin suyunu kontrol etme, yağmur suyunu tahliye etme ve su tesisatı gibi ihtiyaçlarını gidermek için yapılmış bu mekanlar, erişilebildikleri nispette üç boyutlu olarak taranıp belgelendirilmiştir. İçi dolu su kuyularına da uzman dalgıç marifetiyle inilerek, su altı fotoğrafları çekilmiştir. Çalışma kapsamında Ayasofya iç narteksi altındaki büyük mekân ile bu mekânın kuzey ve güney ucundan farklı yönlere devam eden tüneller taranmıştır. Toplam 668 metre uzunluğundaki yer altı yapısı dijital taramayla, 268 metre uzunluğundaki yer altı yapısı da geleneksel yöntemlerle el ile ölçülmüştür” dedi.</p>

<p>Çalışmaya ilk olarak iç nartekste İmparator Kapısı’nın güneyindeki kapaktan inerek erişilen mekândan başladıklarını ifade eden Doç. Dr. Diker, “Bu mekânın gerek menfezlerin havalandırılması, gerekse de menfezlerden gelen su hattının dağılımı için ihtiyaç duyulan bir istasyon olarak kullanıldığı değerlendirilebilir. Üçer tünelin çıktığı bu mekân Ayasofya iç ve dış yer altı mekânları arasında bir geçiş ortamı oluşturmaktadır” diye konuştu.</p>

<p>Doç. Dr. Diker, zemin kat altındaki menfezlerin üzerini kapatan mermer levhaların arasındaki derz boşluklarının iç mekânla dış mekân arasındaki hava döngüsünü sağladığını anlattı. Yer altı koridorlarını adeta bir metro ağını andırdığını ifade eden Diker, “Koridorlar bölgede su ihtiyacını gidermeye yönelik bir alt yapı sistemini gösteriyor. Kuzey-güney ve doğu-batı aksındaki tünellerin kesiştiği konum itibariyle burada ilk akla gelen menfezlerin Ayasofya’nın avlu ortasındaki ve yok olmuş havuz yapısı ile ilişkili olduğudur” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayasofya’nın dış mekanları hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Hasan Fırat Diker, şu bilgileri verdi: “Biri kuzey cephesindeki kuzeybatı payandanın batısındaki demir merdivenin altında, diğer ikisi de Ayasofya türbelerin batısında ve doğusunda olmak üzere üç kuyu daha tespit edilmiştir. Demir merdivenin altındaki kuyu yaklaşık 7 metre derinliğindedir, son bir metre ise su doludur. Bu kuyunun duvarlarında taş örgü yoktur. Türbelerin batısındaki kuyunun derinliği de yaklaşık 7 metredir. Su seviyesi zeminden yaklaşık 1,5 metre alt kottadır. Bu araştırmanın en dikkat çekici buluşu ise Ayasofya’nın güneybatısındaki yer altı yapılarıdır. Yapıların girişinde tanımlı bir kapak olması ve girişin hemen yanındaki kestane ağacı, varlığıyla adeta altındaki yer altı yapısını gizleyen bir illüzyon yaratmaktadır. Oysa bu ağacın altında dev bir yapı vardır ve ağacın kökleri toprak üzerinden tutunmuş, yapının kargir tonozunu zaman içinde delerek aşağıya kadar inmiştir. Araştırmamız kapsamında belgelenmiş olan Ayasofya’nın hemen kuzeybatısındaki bu iki büyük yer altı mekanının varlığı Ayasofya gibi yıllardır araştırılmış pek çok anıt eserin yanı başında keşfedilmeyi bekleyen nice yer altı yapısının bulunabileceğini gösterir.”</p>

<p>Bahçede görüntülenen son yer altı yapısının girişinde molozlar arasında yer alan ve alt kısmı olmayan Osmanlı mezar taşının ise dikkat çektiği belirtildi. Araştırmanın, belgelenen mekanların temizlenmesine ve yapının daha rahat nefes almasına vesile olacağı da açıklandı.</p>

<p>cumhuriyet</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/ayasofyada-1400-yillik-yeralti-menfezleri-ve-kuyular-kesfedildi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2020 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2020/09/ayasofyada-1400-yillik-yeralti-menfezleri-ve-kuyular-kesfedildi-1601371574.jpg" type="image/jpeg" length="51727"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Titanik faciasında tek suçlu buz dağı değilmiş! 108 yıl sonra yeni bir neden daha bulundu: Güneş patlamaları]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/titanik-faciasinda-tek-suclu-buz-dagi-degilmis-108-yil-sonra-yeni-bir-neden-daha-bulundu-gunes-patlamalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/titanik-faciasinda-tek-suclu-buz-dagi-degilmis-108-yil-sonra-yeni-bir-neden-daha-bulundu-gunes-patlamalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filmlere, kitaplara konu olan Titanik faciası meğer sadece dalgınlık ve buz dağı yüzünden yaşanmamış. 108 yıl sonra ortaya çıkan nedenlerden biri de güneş patlamalarıymış.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Titanik faciası yüzünden 108 yıl önce bin 500 kişi trajik bir şekilde hayatını kaybetmişti. Nisan 1912’de Atlantik Okyanusu’nda yaşanan olay sayısız kitap, film ve diziye ilham oldu. Bir asırdır tartışmalara konu olan Titanik kazası hakkında yeni bir iddia daha ortaya atıldı. Son dönemde yapılan bir araştırmada da facianın nedenlerinden birinin Güneş’te meydana gelen patlamalar olduğu ileri sürülüyor.</p>

<p>San Francisco’da yaşayan emekli bilgisayar programcısı ve bağımsız hava araştırmacısı Mila Zinkova, “Titanik hakkında yazan çoğu kişi, o gece kuzey ışıklarının görüldüğünü bilmiyor” diye konuştu.</p>

<p>Zinkova, kısa süre önce Weather dergisinde yeni bir fikir ortaya attığı bir makale yayımladı: Güneş’ten gelen bir elektromanyetik radyasyon patlaması, Dünya’ya çarptı, gökyüzünü aurora’yla aydınlattı ve Titanik’in navigasyonuyla radyo ekipmanlarını etkiledi.</p>

<p><img alt="titanic-1024x606" src="https://imgrosetta.mynet.com/file/12249967/640xauto.jpg" style="height:350px; width:622px" /></p>

<p>Meteoroloğa göre Güneş’ten yüklü parçacıkların fırlaması, mürettebatın Titanik'i amaçlanandan biraz daha farklı bir rotaya ve en sonunda da onu parçalayan buzdağına yöneltmiş olabilir:</p>

<p>Pusula yalnızca bir derece hareket etse bile bir fark yaratabilir.</p>

<p>Zinkova ayrıca, Güneş fırtınalarının kurtarma çalışmalarını da etkilediğini ve Titanik’in yardım çağrısının çevredeki tüm gemiler tarafından duyulmadığını savundu.</p>

<p>Örneğin SS La Provence diğer gemilerin yayınlarını duymasına rağmen Titanik’in çağrısını almadı. SS Mount Temple isimli gemiyse Titanik’in yardım çağrısını almasına rağmen yanıtını batan gemiye duyurmayı başaramadı.</p>

<p>Titanik üzerine araştırmalar yapan tarihçi Tim Maltin ise daha önce Güneş fırtınası hipotezini duymadığını ifade ediyor. Maltin, Zinkova’nın makalesini keyifle okuduğunu ama yazarın Güneş fırtınasına atfettiği olaylara alternatif açıklamalar getirilebileceğini söyledi.</p>

<p>Maltin ayrıca, Titanik enkazının geminin beklenen rotası üzerinde bulunduğunu, dolayısıyla beklenmedik bir seyir izlenmediğini aktardı.</p>

<h2>GÖRGÜ TANIKLARININ AÇIKLAMALARI GÜNEŞ FIRTINASINA İŞARET EDİYOR</h2>

<p>Öte yandan, Reading Üniversitesi'nden uzay ve atmosfer fizikçisi Chris Scott ise görgü tanıklarının açıklamalarının, Güneş fırtınası teorisini dikkate değer kıldığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Titanik'in yardımına koşarak 705 kişinin hayatını kurtaran gemi Carpathia’nın mürettebat üyesi James Bisset ve batan gemiden sağ kurtulan en az üç kişi o gece kutup ışıklarını gördüklerini bildirmişti.</p>

<p>Scott, "Bu kadar insanın aurora'yı gördüğü gerçeği, beni hava olayı yaşandığına ikna ediyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/titanik-faciasinda-tek-suclu-buz-dagi-degilmis-108-yil-sonra-yeni-bir-neden-daha-bulundu-gunes-patlamalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2020 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2020/09/titanik-faciasinda-tek-suclu-buz-dagi-degilmis-108-yil-sonra-yeni-bir-neden-daha-bulundu-gunes-patlamalari-1600340158.jpg" type="image/jpeg" length="28915"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[6 asırlık el yazması ilim kitapları tarihe ışık tutacak]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/6-asirlik-el-yazmasi-ilim-kitaplari-tarihe-isik-tutacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/6-asirlik-el-yazmasi-ilim-kitaplari-tarihe-isik-tutacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Koyunlu (Ohin) köyündeki medresede bulunan asırlık kitaplar tarihe ışık tutacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>340 yıllıktan 600 yıllığa kadar fıkıh, tefsir, matematik, tarih ve coğrafya gibi el yazması ilim kitaplarının bulunduğu kütüphanede en yeni kitap ise 160 yıllık. 160 yıllık medresede eğitim veren bölgenin kanaat önderlerinden Fethullah Ayte, köydeki kütüphanede birçoğunun geçmişi yüzyıllara dayanan 300'ün üzerinde el yazması kitabı koruyor. Bitlis ve bölgesinde ilim eğitimi veren Ohin Medresesinin Baş Müderrisi Fethullah Ayte, bir taraftan 250'e yakın öğrenciye dini eğitim verirken, diğer taraftan dedelerinden babasından aldığı eğitimleri yeni nesillere aktarıyor.</p>

<p>Ohin Medresesinin geçmişinin uzun yıllara dayandığı, Türkiye'de aralıksız eğitimlerine devam eden nadir medreseler arasında olduğunu belirten Fethullah Ayte, soylarının Hazreti Ömer'e dayandığını söyledi. Son 160 yılda sadece darbelerde bir-iki gün ara verdikleri eğitimlerini sürdürdüklerini ifade eden Ayte, 12 ilimden başka fıkıh, hadis, tefsir, coğrafya, tarih, matematik ve astronomi ilimleri üzerine eğitimler verildiği belirtti.</p>

<p>Ayte, “Bu eğitimler verilirken, uzun yıllardan gelen birçok kitabımız var. Bunları bir kütüphanede topladık. Bu kitapların çoğu büyük dedemizden kalmadır. Bizim soyumuz Hazreti Ömer'e ulaşıyor. Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah Bin Ömer. Onun 9'ncu torunu Sultan Şehmus Mardin'dedir. Şeyh Abdulkadir Geylani ile teyze çocukları, aynı dönemde yaşamışlar. O günden bu yana bu aile hep ilme hizmet etmiş. Onun torunu Verkanis'e geliyor. Orada birçok medreseleri varmış. Onun çocukları olan dedem oradan çıktıktan sonra bir daha Verkanis'e gitmemişler. Büyük dedemin dönemindeki kitaplar sonra dedeme, sonra babam ve amcalarımız nerelerden bulmuşlarsa muhafaza etmişler. Eksiden bu kadar kitap olmazdı. Hep toplamışlar ve muhafaza etmişler” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kitapların yüzde 80'inin 200 yıl ve üstü olduğunu dile getiren Ayte, “Osmanlı dönemine ait kitaplar da burada mevcut. Bir kısmı da el yazması kitaplardır. Onlarda 300 ile 400 yıllıktır. Bunun içinde 500-600 yıllık kitaplar da var. En yakın tarihli nerdeyse 200 yıllık kitaplardır. Bunun üzerine yoğun bir çalışma ve bakım yaptık. Şimdi de Doğu Anadolu Kalkınma Ajansına (DAKA) bir proje hazırladık. Bu projeyle kitapların bakımını yapacağız. Nadir olan el yazması eserlerin geleceğe aktarılması için bir kısmının matbaalara verip çoğaltılmasını sağlamak amacındayız. Herkes bu kitaplardan istifade etsin istiyoruz” diye konuştu.<br />
Ayte, kitapların çok büyük değere sahip olduğunu, İdris-i Bitlisi'nin babası olan Hüsamettin Bitlisi'nin yazdığı yaklaşık 400 yıllık el yazması kitabın bir eşinin de İstanbul Süleymaniye'deki kütüphanede olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:</p>

<p>“İdris-i Bitlisi'nin babasının bir kitabı elimizde var. O tefsir kitabı piyasada yoktur. Bu kitaptan sadece iki tane var. Biri bizde biri de İstanbul'da Süleymaniye'dedir. Amcam hayattayken 30 yıl önce bu kitabı bizden istediler. Valilik kanalıyla İstanbul'a götürdüler. O kitapta bir eksiklik varmış. Aynı eksiklik bizdeki kitapta da var. En değerli varlığımız bu kitaplarımızıdır. Dedemiz hizmetleri güzel olan bir zattı. Diyordu ki, ‘Devamlı talebeler kitap istiyorlardı. Bunu mütalaa edip okuyacaksın. Siz kitaplara sahip çıkmıyorsunuz. Allah'ın bir emri var. Siz hakiki sevaba ulaşamazsınız. Ancak en sevdiğiniz malınızı nafaka vermeyince, benim gönlümde en kıymetli malım bu kitaplarımdır. Benim her şeyimden daha kıymetlidir.' Bende bu sevaba nail olabilmek için bu kitapları korumaya çalışıp, gelecek nesillere aktarmak istiyorum. Eksikler var daha da tamamlamayı düşünüyoruz.”(iha)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/6-asirlik-el-yazmasi-ilim-kitaplari-tarihe-isik-tutacak</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2020 01:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2020/09/6-asirlik-el-yazmasi-ilim-kitaplari-tarihe-isik-tutacak-1599258205.jpg" type="image/jpeg" length="78154"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[5 bin yıllık Diyarbakır surlarının bir kapısı briket ile kapatıldı]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/5-bin-yillik-diyarbakir-surlarinin-bir-kapisi-briket-ile-kapatildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/5-bin-yillik-diyarbakir-surlarinin-bir-kapisi-briket-ile-kapatildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan Diyarbakır surlarındaki bir kapı briket ile kapatıldı. Ortaya çıkan çirkin görüntü, vatandaşların tepkisine neden oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milattan önce 3000- 4000 yıllarında Huriler tarafından inşa edildiği kabul edilen 5 bin 800 metre uzunluğundaki tarihi Diyarbakır surları, Çin Seddinden sonra doğal bütünlüğü bozulmadan günümüze kadar gelen dünyanın en uzun ikinci suru olarak kabul ediliyor. Tarihi zenginliğin yanında görsel güzelliğiyle de turistlerin ilgisini çeken UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine 2015 yılında alınan Diyarbakır surları, 2015 yılındaki sur olaylarında tedbir amaçlı bazı kapıları beton bloklarla kapatıldı. Terörün kökünün kazınmasının ardından kapatılan sur girişleri, bir bir açılırken bir kapı, briket ile kapatılıp çirkin görüntünün ortaya çıkmasına sebep oldu. Vatandaşlar çirkin görüntünün biran önce ortadan kaldırılmasını talep etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p> </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/5-bin-yillik-diyarbakir-surlarinin-bir-kapisi-briket-ile-kapatildi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2020 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2020/09/5-bin-yillik-diyarbakir-surlarinin-bir-kapisi-briket-ile-kapatildi-1599215311.jpg" type="image/jpeg" length="60450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahlat'taki kazılar tarihe ışık tutuyor]]></title>
      <link>https://www.colemerghaber.com/ahlattaki-kazilar-tarihe-isik-tutuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.colemerghaber.com/ahlattaki-kazilar-tarihe-isik-tutuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitlis'in Ahlat Müze Müdürlüğü Başkanlığında yürütülen Eski Ahlat Şehri İç Kalesi kazılarında ilçenin tarihini aydınlatma yönünde önemli bulgular ortaya çıkmaya başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Harabeşehir Mahallesi'nde mağara yerleşimlerinin bulunduğu alanın üst kısmında yer alan kaya bloklarının üzerine kurulu İç Kale'de, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan bulgular Ahlat'ın tarihine ışık tutacak. Eski Ahlat Şehri Kazıları Bilimsel Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Kulaz, yıldır yürüttükleri kazı çalışmalarında önemli bulgulara ulaşmaya başladıklarını söyledi. Kazı çalışması yürüttükleri Eski Ahlat İç Kalesi'nin Ahlat'ın en eski yerleşim yeri olduğunu düşüklerini ifade eden Kulaz, “Ahlat Müze Müdürlüğü başkanlığında burada bir kazı gerçekleştiriyoruz. Burada Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak yaptığımız kazının bu sene ikincisini gerçekleştiriyoruz. 15 Temmuz'dan itibaren kazı çalışmalarımız var ve geçen sene ortaya çıkardığımız, bu sene biraz daha ileri taşıyarak yeni bulgular elde ettik. Toplam 2 açmada bu sene çalışma gerçekleştiriyoruz. Ahlat İç Kalesi olarak tanımladığımız bölgenin ilk açması giriş bölümü R15 diye adlandırdığımız yer. Oradaki çalışmalarımızda Ahlat İç Kalesi'ne ait surlar ve giriş bölümünü tespit ettik. Orta Çağ dönemine ait çıkardığımız 3 adet tabaka var. Birincisi Ahlatşahlar dönemine ait mimari doku, ikincisi Ahlatşahlar döneminden önce olduğunu tahmin ettiğimiz tabaka, birde yine Ahlatşahlar döneminden önceye ait olduğunu düşündüğümüz tabaka var. Ancak burada yaptığımız çalışmalarda Ortaçağ seramiği kadar Erken Tunç Çağı, Karaz kültürüne ait seramik parçaları ve demir çağına ait seramik bulgulara rastladık. Bu da buranın erken dönemden itibaren yerleşime sahip olduğunu gösteriyor. Aslında bu seramikler bize Ahlat merkezi baz aldığımızda şunu da gösteriyor, burası Ahlat'ın en eski yerleşim yeri. Belki ileri de farklı çalışmalar yapılırsa buradan daha eski yerleşim yerleri çıkabilir, ancak bildiğimiz kadarıyla Eski Ahlat İç Kalesi, Ahlat'ın en eski yerleşim yeri olarak şu anda gözüküyor” dedi.</p>

<p><strong>“Ortaçağ dönemine saray olduğunu düşündüğümüz bir yapı üzerinde çalışıyoruz”</strong><br />
İkinci açma üzerinde çalışmalara yoğunlaştıklarını belirten Eski Ahlat Şehri Kazıları Bilimsel Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Kulaz, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bunun dışında birde Ortaçağ dönemine ait bir mimari doku var. Buranın da bir saray olduğunu düşünüyoruz. Bir seyir kulesi olarak tahmin ettiğimiz bir alan var, önünde büyük bir kompleks görünüyor. Biz mimari yapıdan buranın saray olduğunu tahmin ediyoruz, ancak kompleksin tamamını ortaya çıkaramadık. Belki kesin bir şey söylemek için kompleksin tamamını kazıp ortaya çıkarmak gerekecek. Bizde çalışmalarımızı ona göre yönlendiriyoruz. Buranın temel özelliği daha çok Ortaçağ dönemine ait seramik bulgular vermesidir. O yüzden buranından daha çok Ortaçağ'da kullanılan bir kompleks yapı, muhtemelen de saray olduğunu yönünde kanaat geliştiriyor bizde. İnşallah ilerleyen yıllarda kompleks yapının tamamını ortaya çıkardığımızda daha kesin bir şey söyleme imkanına sahip olacağız.”</p>

<p><strong>“Seramik buluntulara çokça rastlıyoruz”</strong><br />
Yaptıkları kazılarda başta Karaz kültürü olmak üzere çeşitli dönemlere ait seramik buluntulara rastladıklarını ifade eden Kulaz, “Doğu Anadolu'da yaygın olarak kullanılan bir Karas kültürü var. Karaz kültürünün burada da yerleşik olarak bulunduğunu söylemem mümkün. Yine Karaz kültüründen sonra Tunç çağının diğer dönemlerine ait seramik bulgular, Demir çağı ve kısmen de Urartu dönemine ait seramikler tespit ettik. Bu da Ahlat İç Kalesi'nin milattan önce 3200'lerden başlayarak kesintisiz yerleşime sahne olduğunu gösteriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının bize sunduğu imkanlar var. Kendilerine çok çok teşekkür ediyoruz. Genel müdürlüğümüze, Ahlat Müze Müdürlüğü, Müze Müdürümüz Mikail Ercek'e, kazı ekibimizde bulunan Dr. Araştırma Görevlisi Sinan Kılıç'a ve bakanlık temsilcisi Cuma İbrahimoğlu'na çok teşekkür ediyoruz. İleri de inşallah çok daha güzel veriler çıkaracağız. Ben buranın Ahlat'ın tarihini ortaya koyması bakımından önemli bulgular sunacağını düşünüyorum ve umut ediyorum” diye konuştu</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>TARİH</category>
      <guid>https://www.colemerghaber.com/ahlattaki-kazilar-tarihe-isik-tutuyor</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2020 13:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://colemerghabercom.teimg.com/crop/1280x720/colemerghaber-com/images/haberler/2020/09/ahlattaki-kazilar-tarihe-isik-tutuyor-1599043714.jpg" type="image/jpeg" length="45402"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
