HDP: Öcalan’ın çözüm iradesine ses verilsin

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
HDP: Öcalan’ın çözüm iradesine ses verilsin
Abone ol
HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Dolmabahçe Mutabakatı ruhu yeniden canlanması için çalışıyoruz. Öcalan’ın çözüm iradesine, o iradeye inanan milyonlara, barış uğruna bedenini açlığa yatıran tutsaklara ses verilsin” dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

Günay, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve milletvekilleri toplantısının sonuçları ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İktidarın bütün ülkeyi sonu karanlık bir tünelin içine ittiğini ifade eden Günay, “Toplumun tüm kesimlerini korkunç politikalar ile karşı karşıya bırakan bir dönemden geçiyor. Bu kapsamda iktidar partimize yönelik saldırılarını sürdürüyor. Saldırılarının tek hedefi HDP değil aslında bu saldırılar ile kendilerine boyun eğmeyen tüm muhalefet partilerine karşı bir operasyon yapıyor. Hem Merkez Yürütme Kurulu hem de meclis grubumuz önceki iki gün önemli toplantılar yaptı ve bu süreci etraflıca ele aldı” dedi.

Yeni yılda 500’e yakın gözaltı ve 40’a yakın tutuklama yaşandığını vurgulayan Günay, “Birçok il ve ilçe binalarımıza polislerce baskın düzenlendi. Yine birçok il ve ilçe yöneticisi ve üyesi arkadaşlarımız gözaltına alındı ve tutuklandı. Eskişehir’de bilbordlara asılan ‘Herkes İçin Adalet’ afişlerimiz iktidarın hedef göstermesi sonucu saldırıya uğradı; Adalet talebi Batman’da valilik tarafından ‘kışkırtıcı ve tahrik edici’ bulundu. Hatay il örgütümüzün tabelası kimliği öğrenilemeyen kişilerce kırıldı. Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’ın da aralarında olduğu 9 milletvekilimiz hakkında hazırlanan Kobanê fezlekeleri, Adalet Bakanlığı’na gönderiliyor, oradan da meclise gönderiliyor. Talimatı kim veriyor, iktidarın küçük ortağı MHP. Tamamen siyasi ve ırkçı saikler ile işleyen bir hukuk sistemi” diye konuştu.

Günay, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında verilen cezanın onaylanmasına söylenecek söz bulunamadığını dile getirdi.

Günay, şöyle devam etti: “İktidarın derdi bizimle değil temsil ettiğimiz halk ve Türkiye’de maya tutan siyasi çizgimizledir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, HDP için ‘Lanet olsun oylarına. Onların oylarının Allah belasını versin’ sözleriyle aslında bu ülkede demokrasi barış ve eşitlik isteyen herkese duydukları düşmanlığı da dile getirmiş oldu. Bu iktidar halk iradesine düşmandır, toplumun özgür iradesiyle seçim yapma hakkına düşmandır. Özgür bir toplum değil, kendilerine koşulsuz şartsız biat eden bir tebaa istiyorlar. 

İktidar Garê’deki sorumluluğunu kapatmak için daha önce de yaptığı gibi yine HDP’ye, eş başkanlarımıza, vekillerimize, seçmenlerimize saldırıyor. Topluma saldırıyor. O nedenle HDP’yi fiilen tasfiye etmek için vekillerimiz aleyhine, uydurma ve yalanlarla dolu kumpas iddianamelerle davalar açılmaya ve vekillikler düşürülmeye çalışılmaya devam ediliyor. Bu çözümsüzlük siyasetidir. Halk açlıktan intihar ediyor, esnaf kan ağlıyor, iktidar ve ortağı ise HDP'yi kapatma derdine düşmüş. 

Size çok açık ve net bir şey söylüyoruz; gücünüz halkı sindirmeye, bizi demokratik siyaset dışına itmeye yetmiyor, hiçbir zaman da yetmeyecek. Buradan tekrar belirtmek istiyoruz… Sizin her saldırınız, her yöneliminiz, her kapatma davanız, her soruşturmanız HDP’yi zayıflatmaz güçlendirir. Halk sizden kaçıyor ve yönünü HDP’ye çeviriyor. Anketlere bakın, sizin nefretinize karşı Kürtler, kadınlar, emekçiler, inançlar HDP’ye sımsıkı sarılıyorlar. Çünkü HDP de çözüm, HDP de umut, HDP de kurtuluş var.  O nedenle boşa kürek sallamayın ve HDP ile uğraşmayın, bu ülke halkları için faydalı şeyler yapmaya harcayın enerjinizi diyoruz. 

Değerli arkadaşlar, bu topraklar belki de tarihinin en karanlık dönemlerinden geçiyor. Faşizm ve yoksulluk, sis bulutu gibi ülkenin üzerine çökmüş durumda. Peki, tüm bu karanlığın sebebi mesela Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri mi? Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri mi 128 milyar doları hiç etti? Ya da HDP milletvekilleri mi? Mesela Ömer Faruk Gergerlioğlu mu Türkiye’yi basın özgürlüğü endeksinde 154'üncü sıraya geriletti. Ya da Türk Tabipler Birliği ve İnsan Hakları Derneği mi işsizlik rakamlarını zirveye çıkardı? İktidara sorsan öyle. Aslında tablo çok açık. İktidarın kötülük planlarını okumak hiç zor değil. Çünkü biz bu oyunu daha önce defalarca gördük. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Hızlı bir özet geçeceğim. 

Hatırlarsınız, 2013’te sayın Öcalan'ın mektubu Newroz kutlamalarında okundu. Çatışmaların, savaşın, ölümlerin son bulabileceğine dair çok güçlü bir adımdı. Buraya gelinen süreç ise ilmek ilmek örüldü. Sonrasında Meclis’te Çözüm Süreci Komisyonu kuruldu, Akil İnsanlar Heyeti oluşturuldu, binlerce görüşme yapıldı. Hızlıca özetlediğim bu süreçte, yani üç yıl boyunca ölümler durdu. Çünkü diyalog başlamıştı. 

Tüm bu sürecin geldiği nihai aşama Dolmabahçe Mutabakatıydı. Dolmabahçe Mutabakatı; Türkiye toplumunun demokrasi, barış ve özgürlük hayallerini gerçek kılmaya, geleceğe umutla bakmasını sağlamaya, toplumsal barış ve kardeşleşmeyi yaratmaya yönelik bugüne kadar atılmış en önemli ve kritik adımlardan biri olarak tarihe geçti. Dolmabahçe Mutabakatı esasen bu ülkenin onurlu bir barış içerisinde birlikte yaşamasının teminatı, halklar arasına inşa edilmiş sımsıkı bir kardeşlik köprüsü, Kürt sorununda demokratik çözümün önünü açacak yol haritası olarak tanımlanıyordu. Taraflara sorumluluklar yükleyen, halklara nefes aldıran, kucaklaşmayı, eşitliği, özgürlüğü, adaleti var edecek koşullar için bir başlangıç niteliği taşıyordu. 

Dolmabahçe Mutabakatı, yüz yıllık Kürt sorununun çözümü, bin yıllık Kürt-Türk ittifakının güncellenmesi için yaratılmış tarihi dönüm noktalarından biriydi. Barışa, akan kanın tamamen durmasına tek bir adım kalmıştı. Savaştan beslenen klikler buna izin vermedi. O büyük hayal, o yüz yıllık umut; seçimlere, küçük siyasi hesaplara kurban edildi. Bir ülkenin geleceği bir koltukla değiş tokuş edildi.  Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatı'nı reddettiği gün büyük bir savaş başlattığını da ilan etmişti. Bu savaş Kürtlere, demokrasi güçlerine, kadınlara, gençlere karşı başlatılan ve her gün dozu ve baskısı artırılarak devam edecek olan bir savaştı.

Peki ne vardı Dolmabahçe Mutabakat’ın 10 maddesinde. Ben özetle hatırlatmak istiyorum. Bu belgenin içeriği şu başlıkları içeriyordu; ‘Silah yerine siyaset, eşit yurttaşlık hakkı, yasakçı yasaların iptali ve değişimi, bölgesel ekonomik kalkınma, siyasi mahpuslar için infaz yasasının düzenlenmesi, kadın, kültür ve ekolojik kıyımına son verilmesi, kimlik ve anadil hakkını düzenleyen yasaların oluşturulması ve bütün sürecin sonunda anayasal düzenleme öngörüyordu.’ 

Allah aşkına bugün Türkiye’nin tümünü karanlığa boğan sorunlar bunlar değil mi? Dikkat ederseniz bu başlıklarda tam bir faşizm ve inkâr siyaseti yürütülüyor. Aslında Dolmabahçe belgesi aynı zamanda Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm öngören bir reçeteydi. 7 Haziran’da AKP'nin ilk kez koalisyon hükümeti kurmak zorunda kalması bu savaşın dozunu artırdı ve güç kaybını kabul etmeyen Erdoğan, Türkiye için derin bir karanlığı başlattı. Diyarbakır, Suruç, Ankara katliamları, Sur, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Yüksekova’nın yerle bir edilmesi, Kobanê protestolarında yitip giden canlar... Tüm bu felaketler, kaybetmeye tahammül edemeyen iktidarın 1 Kasım seçim kampanyası oldu. Sonrası zaten büyük tufan. Başkanlık sistemi, tek adam rejiminin inşası, belediyelere, STÖ’lere, üniversitelere kayyım atamaları, seçim hırsızlıkları, 15 Temmuz Darbesi, 4 Kasım siyasi darbesi, ardı arkası kesilmeyen Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, halkın cebinden eksilip yandaşın cebine dolan paralar, işsizlik, yoksulluk, açlık… 

İşte denklem bu kadar basit. Barış ve çözüm umudunun kendi oylarını düşürdüğünü gören, seçim kaybetmeyi kabul edemeyen iktidar; Dolmabahçe Mutabakatı'nı reddederek binlerce insanın ölmesine, Türkiye’nin derin bir karanlığa gömülmesine sebep oldu. Tek adam olma sevdası yüzünden reddedilen Dolmabahçe Mutabakatı işte bu kadar hayatiydi. O mutabakatın oluşmasına kadar giden süreçte emeği olan tüm taraflar bugün aynı noktada olsaydı, Türkiye bambaşka bir yerde olurdu. Tutarsızlığı siyaset edinenler, işine gelince birlikte süreç yürüttüklerini, işine gelmeyince terörist ilan etti. 

Ama biz ve bir bütün Kürt halkı biliyor ve diyoruz ki o dönemin diğer muhatabı Sayın Öcalan o gün hangi noktadaysa bugün de aynı noktada. Ve diyor ki ‘koşullar oluşsun, silahları durdurabilir, barışı sağlayabilirim’. Böylesi bir cümleden, üstelik çözüm süreci deneyimleri de ortadayken kim, neden korkar? Bakın Sayın Öcalan’ın bu iradesine inanan milyonlar var bu ülkede. Öcalan’ın barışı sağlayacağına olan inançla cezaevlerinde 95 gündür devam eden açlık grevleri var. Cezaevlerinden açlık grevleri yoluyla yükselen bu itiraz İmralı’da yaşanan insanlık dışı tecride karşı bir direniş çığlığıdır. Sayın Öcalan’ın konuştuğu mesajlar verdiği, diyalog kurduğu her gün bu ülkenin demokratik geleceğinde yeniliklerin gelişmesine, barış umutlarının serpilmesine hizmet etmiştir. 95'inci gününe giren açlık grevleri de işte tam bu noktada Sayın Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi ve ülke üzerine çökmüş olan tecrit rejiminin kaldırılması için bir eylem biçimini almıştır. Bu sese kulak vermek, bu topraklarda demokratım diyen herkesin insani ve vicdani sorumluluğudur. 

Siyasi hesaplar insan canını yok sayan bir kötülükle mücadele ediyoruz ve bu mücadelede kararlıyız. Yeter ki bu ülkede diyalog temel düstur olsun ve hiç kimse ölmesin. Dolmabahçe Mutabakatı bugün de geçerlidir ve biz bu iradeye bağlıyız. Karşılıklı bin bir emekle olgunlaştırılan Dolmabahçe Mutabakatının ruhu yeniden canlanması için çalışıyoruz. Öcalan’ın çözüm iradesine, o iradeye inanan milyonlara, barış uğruna bedenini açlığa yatıran tutsaklara ses verilsin. Aksi halde tüm Türkiye son 5 yılda olduğu gibi kaybetmeye devam edecek, daha çok eve ateş düşecek. Biz buna razı değiliz. Siz de olmayın! 

Türkiye’nin asli meselesi işsizlik, yoksulluk, açlıkla mücadeledir. İş ve aş bu ülkenin halklarının en öncelikli talebi ve hakkıdır. Bu sebeple HDP olarak İş ve Aş buluşmalarımızı gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Diyarbakır’dan başladığımız İzmir ile devam ettiğimiz buluşmaları Van halkı ve esnafı ile bir araya gelerek sürdürdük. 2021 yılı içerisinde Türkiye’nin her yerinde emekçilerle, esnaflarla, kadınlarla, gençlerle buluşmaya ortak bir mücadele yürüterek yeni bir yaşam ekonomisi oluşturma azmini ortaya koyacağız. Mart ayında iş ve aş buluşmaları için Çukurova’da olacağız. 

Van’da en temel sorun Kapıköy Sınır Kapısının Pandemi nedeniyle kapalı tutulmasıdır. İran’dan Türkiye’ye uçuşların devam etmesine rağmen sınır kapısı halen kapalı tutulmaktadır. Otellerin doluluk oranı sınır kapısı kapalı olduğundan yüzde 15 ile sınırlı. Türkiye’deki diğer sınır kapıları açıkken, İran'dan uçuşlar serbest bir şekilde gerçekleşirken karayolu sınır kapısının kapalı olması başta otelciler ve diğer esnaflar olmak üzere Van halkının ekonomik olarak çöküşü hızlandırıyor. 

Van halkı, kredi veya yardım istemiyor, sınır kapısının kontrollü bir şekilde açılmasını istiyor. Van halkı çifte standardın ortadan kaldırılmasını istiyor. Bakın; Çiftçiliği ve hayvancılığı bitiren, ülkeyi ithalat cenneti haline getiren AKP’ye Van hayvan pazarından yükselen ses şudur; Yem fiyatlarının, Gübre fiyatlarının maliyetini karşılamak bugün hiçbir çiftçinin üstesinden gelebileceği bir durum değildir.  Ülkenin samanı bile ithal eder hale gelmesi, Şehir içinde hayvan taşınmasına fahiş cezalar kesilmesi tarımın da hayvancılığın da öldüğünün ilanıdır. Van başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde iş ve aş talepleri büyük bir öfkeyle dile getiriliyor. Biz bu öfkenin ve halkın çözüm taleplerinin temsilcisiyiz. İş ve Aş taleplerinin karşılanması için dayanışmayı büyüterek yeni yaşam ekonomisini hayata geçireceğimizin sözünü önce Türkiye halklarına sonra da bu utanmaz iktidara veriyoruz. Aymazlığın, çifte standardın, ikiyüzlülüğün resmi AKP kongrelerinde, cenaze törenlerinde, yandaş düğünlerde açık bir şekilde ortaya çıkıyor. 

Halkların Demokratik Partisi kongrelerinde, etkinliklerinde herkese pandemi gerekçesiyle ceza keseceksiniz, sosyal mesafe hassasiyetini vurgulayacaksınız; 10-15 milletvekilleriyle Kapıköy sınır kapısında yapmak istediğimiz açıklamayı engelleyeceksiniz, sokakta yaşayacak hale getirdiğiniz yurttaşlara sokağa çıkma yasağı gerekçesiyle ceza keseceksiniz ama AKP kongrelerine gelince ‘lebalep dolu’ diye övüneceksiniz!

Minibüslerle taşıyıp doldurduğunuz suni kalabalığınız değil; kirasını ödeyemediği için bitirdiğiniz esnaflar, iş vermediğiniz gençler, kadınlar, eğitimini vermeden sınav yapmaya kalktığınız öğrenciler sizin sonunuzun manifestosunu yazacaklar. AKP rozetinin bir kalkan gibi koruduğu şürekânız ve siz şunu iyi bilin ki; bu ülkenin üretenlerine, emekçilerine, esnaflarına, gençlerine iş ve aş yoksa iktidara huzur yoktur. AKP iktidarının Türkiye’de yarattığı da pandemi de mücadelemizle, emeğimizle, dayanışmamızla yok olacaktır. 

Herkes için Adalet Kampanyamızın Şubat ayı programını geride bıraktık. Şimdi kampanyamızın Mart ayı programını sizlerle paylaşmak istiyorum.”

Anahtar Kelimeler:
  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Altın Küre Ödülleri sahiplerini bulduÖnceki Haber

Altın Küre Ödülleri sahiplerini buldu

Sokağa çıkma kısıtlamasında saç saça baş başa yumruklu kavgaSonraki Haber

Sokağa çıkma kısıtlamasında saç saça baş...

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar